Bakırçay Aile Çalıştayı’nda eksik kalan başlıklar: Kadın emeği, bakım yükü ve eşitsizlikler
Bakırçay Üniversitesi’ndeki Aile Çalıştayı’nda akademik sunumlar aile kurumunu farklı yönleriyle ele aldı; kadın emeği, bakım yükü, eşitsizlikler ve şiddet karşısında koruma mekanizmalarının yetersizliği gibi temel başlıklar ise geri planda kaldı.
Fotoğraf: Evrensel
İzmir- Bakırçay Üniversitesi’nde düzenlenen “Aile Çalıştayı”, farklı disiplinlerden akademisyenlerin katılımıyla gerçekleştirildi. Çalıştayda aile kurumu çeşitli yönleriyle ele alınsa da yapılan sunum ve tartışmalar, mevcut toplumsal sorunların ne ölçüde görünür kılındığına dair soru işaretlerini de beraberinde getirdi.
Fotoğraf: Evrensel
Çalıştayda konuşan Prof. Dr. Kemal Dil, aileyi biyolojik bir model üzerinden açıklayarak DNA’yı anne-babaya, RNA’yı ise çocuklara benzetti. Ailenin “toplumsal yaşamın hücresi” olduğu vurgulanırken, bu yaklaşımın aileyi doğal ve değişmez bir yapı olarak konumlandırması dikkat çekti. Eşlerin geçmişten getirdiği “atasal özelliklerin” aileyi hem dinamik hem de değişime dirençli kıldığı ifade edildi.
Sosyoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Özge Kaytan Gümürdü ise konuşmasında göç sürecinin, kadınların ve ailenin yeniden yapılanmasını etkileyen önemli bir dönüşüm alanı olduğuna değindi. Kırsaldan kente ya da ülkeler arası gerçekleşen göçün, kadınların hem üretim hem de yeniden üretim süreçlerindeki rollerini yeniden tanımladığını; çoğu zaman onları daha güvencesiz işlere yönlendirirken ev içi sorumluluklarını azaltmadığını ifade etti. Türkiye’de bakım emeğinin önemli bir kısmının Orta Asyalı kadınlar tarafından karşılandığını belirten Gümürdü, bu durumun kadınlar açısından çifte emek yükünü derinleştirdiğini ve aile içi ilişkilerde yeni uyum ve çatışma biçimlerini ortaya çıkardığını söyledi.
Psikoloji Bölümünden Prof. Dr. Mehmet Koyuncu ise aile içi sorunların yorumlanma biçimine odaklandı. “Sorun davranış değil, nasıl yorumladığımızdır” diyen Koyuncu, bireylerin “ebeveyn”, “yetişkin” ve “çocuk” olmak üzere üç temel ego durumu üzerinden hareket ettiğini belirtti. Ancak bu yaklaşımın, yapısal sorunları bireysel algı ve iletişim düzeyine indirgeme riski taşıdığı yönünde değerlendirmeler de yapıldı.
Çalıştayda söz alan Coğrafya Bölümünden Doç. Dr. Okan Türkan ise evliliğe dair normatif bir çerçeve çizdi. Evliliğin “güzel” olduğu ve teşvik edilmesi gerektiğini belirten Türkan, boşanmanın ise kaçınılması gereken bir durum olduğunu ifade etti. Bu yaklaşım, evlilik kurumunu sorgulamaktan ziyade korumayı önceleyen bir bakış açısı olarak öne çıktı.
Katılımcılar arasında söz alan bir öğrenci, kadınların boşanmak istemelerine rağmen ekonomik ve toplumsal koşullar nedeniyle bu kararı hayata geçiremediklerine dikkat çekti. Kadınları destekleyecek mekanizmaların yetersizliğine ve 6284 sayılı koruma kanununun uygulanmamasına vurgu yaptı. Kadınların şiddet veya kötü yaşam koşullarına rağmen “seçeneksizlik” içinde bırakıldığını ifade eden öğrenciye verilen yanıtta ise “evliliğin bitmemesi için mücadele edilmesi” gerektiğinin öne çıkarılması, yapısal eşitsizliklerin bireysel dirence indirgenmesi açısından tartışma yarattı.
Hukuk Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Dilara Eltimur da değerlendirmelerinde aile kurumunun yasal çerçevede ele alındığını, ancak kadınlar ve çocuklar gibi dezavantajlı grupların yaşadığı somut sorunlara yeterince yer verilmediğini ifade etti. Sunumda teorik olarak devletin pozitif ve negatif yükümlülükleri ele alınırken, pratikte bunun hayatlara nasıl yansıdığına değinilmemesi dikkat çekti. Özellikle iş cinayetlerinde hayatını kaybeden meslek lisesi öğrencilerine değinilmemesi, emeğin ve sınıfsal gerçekliğin tartışma dışında kalmasına neden oldu.
Çalıştayda çocukların giderek daha “korunaklı” ortamlarda yetiştirildiğine dair değerlendirmeler de ele alındı. Ancak bu korunaklılığın nedenleri tartışılırken, çocukların içinde bulunduğu güvencesizlik, şiddet ve artan bireyselleşme gibi toplumsal koşulların yeterince sorgulanmaması dikkat çekti. Çocukların neden korunmak zorunda kaldığından ziyade nasıl korunacağına odaklanılması, sorunun kaynağını görünmez kılan bir yaklaşım olarak değerlendirildi.
Sosyoloji Bölümü öğrencilerinin araştırma sunumlarında ise çalışan kadınların aile içi rol değişimleri, kadının ev içi emeğinin görünmezliği, bireyselleşme çağında aile ve doğurganlık gibi başlıklar ele alındı. Sunumlarda, Türkiye’de kadınların istihdamdan neden ve nasıl dışlandığı, kadın emeğinin sistematik biçimde nasıl değersizleştirildiği ve bakım yükü ile güvencesiz çalışma üzerinden nasıl bir sömürüye maruz bırakıldığı vurgulandı. Bu sürecin bireysel tercihlerle değil, ekonomik politikalar ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle doğrudan bağlantılı olduğu ifade edildi.
Tüm bu tartışmalar, çalıştayın yalnızca aileyi anlamaya yönelik akademik bir zemin sunmakla kalmadığını, aynı zamanda mevcut toplumsal düzenin aile üzerinden nasıl yeniden üretildiğine dair önemli ipuçları barındırdığını ortaya koydu. Ailenin “doğal” ve korunması gereken bir yapı olarak ele alınması, onu çevreleyen ekonomik, toplumsal ve politik koşulların yeterince sorgulanmamasıyla birlikte düşünüldüğünde, çalıştayın eleştirel bir perspektifle yeniden değerlendirilmesi gerektiğini gösterdi.
(Evrensel)Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et