1 Mayıs'a doğru göçmen emeği: Kayıt dışılık, savaş, iş cinayetleri
1 Mayıs İşçi Bayramı yaklaşırken, göçmen işçilerin Avrupa'dan Türkiye'ye uzanan çalışma koşulları, kapitalizmin kayıt dışılık ve sömürü üzerine kurulu acımasız düzenini gözler önüne seriyor.
Fotoğraf: EqualStock IN/Pexels
Aysel Ebru Okten
Yaşamları bir rakam olmanın ötesine geçmesin diye çarkların tüm hızıyla döndüğü bu düzende işçi ve emekçilerin bir rahat yüzü görme talebi, insan kalarak yaşama savaşının büyük bayramı 1 Mayıs yaklaşırken, göçmen işçilerin yaşam ve çalışma koşulları (ki bunlar birbiriyle öyle iç içe geçmiştir ki) ve göçmen işçi ölümlerine dair istatistiki bilginin ötesinde ne olduğuna ilişkin bir tabloyu ortaya koymak üzere başladığım bu yazıda, ulaştığımız sonucu başta söylemek hasıl olmuştur ki Türkiye, göçmen işçiler için bir cehennemdir. Yalnızca göçmen işçiler için değil elbet, emeğiyle geçinen ve bir avuç sermayedarı zengin etmek zorunda bırakılmış milyonlarca işçi emekçi için de bu durum geçerli.
Dünyada göçmen işçilerin durumu
Ölçeğimizi dünya olarak aldığımızda göçmen işçilerin yaşamlarına dair birkaç örnekten bahsetmek, kapitalizmin açgözlü evreninin ne anlama geldiğini görmemize yetiyor. Bu yıl mart ayının sonunda Avrupa Parlamentosu üyeleri, İtalya’nın tahıl ambarı bölgesi Foggia bölgesinde göçmen tarım işçilerin çalışma koşullarını incelemek üzere bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu bölge daha önce de göçmen işçilerin insanlık dışı koşulları ve yaşadıkları ırkçılık nedeniyle gündem olmuş bir bölge olsa da geçen yıllar içerisinde koşulların daha da kötüleştiğini gözler önüne seriyor. Bölgede çalışan 6000 göçmen işçi, Avrupa Birliği’nin sübvanse ettiği çiftliklerde su ve elektriğe erişimleri olmadan, atık malzemelerden inşa edilen barınaklarda yaşamak zorunda bırakılıyor. İşçilerin en ufak bir hak talebinde ise sınır dışı tehdidi önlerine koyuluyor. Organize suç örgütlerinin de güçlü olduğu bölgede çete liderleri, genellikle işçilerden ulaşım, barınma ve işe alım için yüksek ücretler talep ederek onları kurtulmanın mümkün olmadığı bir bağımlılık döngüsüne hapsediyor. Avrupa Birliği’nin ortak tarım politikası gereği sübvanse ettiği bu çiftliklerdeki çalışma ve yaşam koşulları, birliğin gözü önünde onayı ve denetimiyle de gerçekleşmiş oluyor. Suudi Arabistan’da inşaat sektöründe göçmen işçilerin maruz kaldığı mobbing ve tacizin yanında ücretlerine el konularak ülke dışına çıkmalarına müsaade edilmemesi, Tayland'da balıkçılık sektöründe çalıştırılan göçmen işçilerin yüzde 13’ünün zorla çalıştırma koşullarında pasaportlarına el konularak ücretleri ödenmeden çalıştırılması, ABD’nin üçte ikisini göçmen işçilerin oluşturduğu tarım sektöründe kayıt dışılık yüzde 40’ı bulmuş durumda. ABD’nin buna karşı ortaya koyduğu H-2A vizeleri ise işçilerin vize sponsoru olan işverenlerine bağımlılığını artırarak itiraz etmelerini zorlaştırıyor. 2022 Dünya Kupası ile maskesi düşen Katar ise işçiler için ölüm ve ücret gaspı konusundaki namını sürdürüyor.
Dünyada göçmen işçi ölümleri
Dünyada göçmen işçi ölümlerini genel bir istatistiki veri olarak paylaşan birkaç ana veri noktası bulunurken, bu verilerin gerçek rakamları hiçbir ölçüde karşılamadığı öngörüsünde bulunabiliriz. Bunun en önemli nedenlerinden biri, göçmen işçilerin dünyanın her yerinde genel olarak kayıtsız bir biçimde çalışması. Ölümlerin nedeni olarak doğal ölüm kaydı (örneğin ağır çalışma koşullarına binaen yaşanan kalp krizi) tutulması, kimlik kaydının bulunmadığı ve ailelere ulaşılamadığı durumlarda isimsiz kalması ve istatistiki verilere girmemesi gibi nedenler sayılabilir. Ülkelerin bildirdiği iş kazası sonucu ölüm verilerini göçmen kırılımlarıyla tutan ILOSTAT (Uluslararası Çalışma Örgütü İstatistikleri); ölümcül olan ve olmayan mesleki yaralanma istatistiklerine göre, kuralsız ve güvencesiz çalışmanın en sarih hâli olan yaralanma ve ölümlere dair ülkelerin “gelişmişlik” düzeylerini ortaya koyuyor. Ölümcül mesleki yaralanmalarda en üst sıralarda Güney Afrika, Hindistan, Pakistan gelirken Türkiye de sıralamada 12. sırada bulunuyor. ILOSTAT verileri, göçmenlerin yerli işçilere göre daha ölümcül risklerle karşı karşıya olduğunu, toplumun en güvencesiz kesimi olan göçmenlerin kayıt dışı bırakılması ile bu riskin büyüdüğünü teyit etmekte. Çocuk işçi ölümleri ve kayıt dışı sektörlerdeki yaşanan kaza ve ölümler ise bu resmi rakamlar içerisinde birer rakam olarak dahi görünmemekte. Tablonun karanlığına bir de ABD-İran savaşı eklendiğinde, savaşın emekçiler için en büyük yıkım olduğu gerçeği göçmen işçiler açısından da görülüyor. Bölgede süren savaş nedeniyle özellikle Güney Asyalı işçiler (Hindistan-Pakistan-Nepal) açısından çatışma bölgelerinde mahsur kalma ve güvenlik gerekçesiyle şantiyelerin durması, binlerce işçinin tazminatsız işten çıkarılmasına ve ülkelerine dönmek zorunda kalmasına neden oldu. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, petrolün durumu özellikle nakliye ve imalat sektöründe çalışan işçiler için bir baskı unsuru oluşturmuş, yerli işçiler gibi göçmen işçiler üzerinde de ücret kesintileri, işten çıkarma bir sopa görevi görmüştür. Ayrıca savaşın ırkçılığı beslediği tabloda ilk düşman göçmenler olduğundan, savaşın etkisiyle göçmen işçilerin Avrupa ve Amerika'da çalışma izinlerinin yenilenmeme durumunda da artışlar gözleniyor. Tüm bunlara karşı dünyada savaşa karşı barışın sesini yükselten milyonlarca işçi, savaşın ekonomik yükünün emekçilerin omzuna bırakılmasına karşı dünyanın dört bir yanında savaş karşıtı protestolar düzenledi. ABD-İsrail’in Filistin saldırıları ile başlayan yıkım İran’ı da içine kattığında işçi sınıfı pusula olmaya devam etti; İtalya, Yunanistan ve Almanya’da liman işçileri silah taşımaya karşı askerî kargo yüklemelerini durdurdu.
Türkiye’deki durum ve birleşik mücadele
Projeksiyonumuzu Türkiye’ye çevirdiğimizde ise göçmen işçiler için görünen tablo; yerli işçilerin çalışırken yaşadığı yoksulluk, güvencesizlik, iş cinayetlerinin derinleşmiş hâlinin her geçen gün yeni “normale” dönüşmesi oluyor. İSİG verilerine göre pandemiden sonra en çok işçi ölümlerinin yaşandığı yıl 2025. En az 2105 işçinin öldüğü geçtiğimiz yılda her gün en az 6 işçinin öldüğü verilerle kayıtlı hâlde. Bu tablonun görünmeyenleri, bir haber konusu olmayan, kayda alınmayan, ismi bile işçi olarak anılmayan onlarcasını bilmiyoruz. 2025 yılında 91 mülteci/göçmen işçinin öldüğü kayıt altına alındı. Uyruklarına göre en çok Suriyeli ve Afganistanlı işçilerin öldüğünü biliyoruz. Emperyalist dünya düzeninin ortaya koyduğu sonuçlardan biri olan göçte, göçmenlere ülkelerinden ayrılmak dışında bir seçenek bırakılmaması göçmenlerin dünyanın dört bir yanına daha büyük bir sömürü çarkının parçası olarak savrulmasına neden oluyor. Savaş ve ekonomik-siyasi istikrarsızlık nedeniyle ülkelerinden ayrılmak zorunda kalan Suriyeli ve Afganistanlı işçiler, iş cinayetlerinde de en üst sıralarda yerlerini alıyor. Türkiye’nin emek rejimi yüksek düzeyde bir ölüm riskini de beraberinde getiriyor. İş cinayetlerinde yaşamını yitiren göçmen işçiler, çoğu zaman kayıt dışı çalıştırılmaları, sendikal korumadan yoksun olmaları ve iş güvenliği mekanizmalarına erişimlerinin sınırlı olması nedeniyle görünmez kalıyor. Bu görünmezlik, ölümün yalnızca bireysel bir “kaza” değil, yapısal bir ihmal ve sömürü düzeninin sonucu olduğunu ortaya koymaktadır. Son 1 yıl içerisinde Suriye’nin değişen durumu ve ülkenin “istikrara” kavuştuğu söylemleri Suriyeliler üzerinde geniş bir etki yaratmadı. Suriyeliler büyük oranda Türkiye'de kalmaya devam ediyor.
Fakat geriye dönenler açısından tablonun her zaman özgür iradeye dayalı bir tercih olmaktan ziyade; emek piyasasında dışlanma, yaşam koşullarının daralması ve kalıcı güvencesizliğin bir sonucu olarak da okunmalıdır. Son bir yılın genel görünümü, Türkiye’de göçmen emeğin “olağanüstü hâl” değil, giderek normalleşmiş bir güvencesizlik rejimi içinde var olduğunu göstermektedir. Ekonomik kriz, enflasyon ve bölgesel çatışmalarla birlikte göç hareketliliği artarken, bu hareketlilik emek piyasasında daha derin bir sömürü mekanizmasına eklemlenmiştir. Sonuç olarak ortaya çıkan tablo şudur: Göçmen işçiler, Türkiye’de hem üretimin vazgeçilmez bir bileşeni hem de aynı üretim ilişkileri içinde en fazla maliyeti düşürülen, en az örgütlü ve en görünmez kılınan özne hâline gelmiştir. Bu yıl 1 Mayıs’a giderken, dünyada süren bu savaş ikliminin yarattığı saldırganlığa karşı göç yollarına düşen, göç etmek zorunda kalan işçi ve emekçiler için tek hakiki gerçek vardıkları ülkenin işçi ve emekçileriyle birleşmek ve bu kapitalist barbarlığa karşı örgütlenmek. Bunun bir örneğini bizlere Saya işçileri göstermişti; omuz omuza aynı atölyelerde, tezgâhlarda çalışan yerli ve göçmen işçilerin kaderi ancak birleşirse değişebilir, değişecek.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et