Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde 1 Mayıs hazırlığı
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi öğrencileri, barınma, güvencesizlik, eğitimde eşitsizlik ve baskılara karşı forumlar, komiteler ve etkinliklerle 1 Mayıs’a hazırlanıyor.
Fotoğraf: DHA
Dila ve Ozan
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi öğrencileri
Eskişehir’de günler son zamanlarda biraz daha hızlı akıyor. Kampüs yollarında karşılaşılan yüzler, kantinlerde yankılanan uğultu, ders aralarına sıkışan kısa sohbetler… Şehrin dört bir yanındaki üniversitelerde benzer bir hareketlilik var. Ve bütün bu parçalar, 1 Mayıs yaklaşırken ortak bir noktada birleşiyor. Eskişehir’deki öğrenciler olarak, geleceğin işçi ve emekçileri olmanın bilinciyle yalnızca izleyen değil, söz kuran ve tutum alan bir özne olma ihtiyacını daha güçlü hissediyoruz. Çünkü bugün üniversite sıralarında oturan bizler için gelecek artık belirsiz bir beklenti değil; güvencesizliğin, düşük ücretlerin ve belirsizliğin giderek somutlaştığı bir gerçeklik. Bugün üniversitelerde yaşanan güvencesizlik ve baskılar, tekil sorunlar gibi görünse de ortak bir düzenin sonucu. Üniversite yalnızca bir eğitim alanı değil; birçok öğrenci için bir hayatta kalma mücadelesine dönüşmüş durumda. Bu koşullar ise yalnızca bugünü değil, nasıl bir gelecekle karşılaşacağımızı da belirliyor. Bu ihtiyaç, Osmangazi Üniversitesi’nde de açık bir şekilde kendini gösteriyor. Eskişehir’de farklı üniversitelerden ve liselerden öğrencilerin bir araya geldiği 1 Mayıs gençlik pikniği ve forumlar; gençliğin kendi sözünü kurduğu alanlara dönüşüyor.
Bu süreçte Osmangazi Üniversitesi’nde farklı fakültelerden öğrencilerin bir araya gelerek oluşturduğu komiteler, hazırlıkların önemli bir ayağını oluşturuyor. Her fakültede kurulan bu komiteler, 1 Mayıs’ı yalnızca merkezi bir çağrı olarak değil, kendi alanlarında örgütleyerek büyütmeyi hedefliyor. Amfilerde, kantinlerde ve fakülte koridorlarında yürütülen tartışmalar; bildiriler, çağrılar ve küçük toplantılarla somut bir hazırlığa dönüşüyor. Böylece 1 Mayıs, yalnızca katılınacak bir gün değil, öğrencilerin kendi iradesiyle kurduğu bir sürecin ürünü haline geliyor. Osmangazi MYO öğrencilerinin bir araya gelerek düzenlediği halı saha turnuvası hazırlıkları da bu sürecin bir parçası. Turnuva, farklı bölümlerden öğrencileri bir araya getirirken aynı zamanda 1 Mayıs’a dair çağrının daha geniş kesimlere ulaşmasının bir aracı olarak görülüyor.
Gençlik, geleceksizlik ve güvencesizliğe karşı 1 Mayıs’ta ortak sözünü kuruyor
Bizler de bu sürecin bir parçası oluyoruz. Piknikte kurulan forum ise bu açıdan en somut deneyimlerden biri oldu. Söz alan her öğrenci, kendi yaşadığı sorunu anlatırken aslında hepimizin ortaklaştığı bir tabloyu görünür kıldı. Günzüalp Yurdu’nda kalan bir arkadaşımız, kaldığı odanın fiziki koşullarından, kalabalıktan ve özellikle çamaşır yıkama gibi en temel ihtiyaçların bile nasıl bir soruna dönüştüğünden bahsetti. Aynı yurtlarda öğrenciler üzerinde kurulan baskı biçimleri ve kimi zaman “sohbet” adı altında yürütülen dayatmalar da tartışmanın önemli başlıklarından biri oldu.
Bir meslek lisesi öğrencisi söz aldığında ise tablo daha da çarpıcı hale geldi. Okullarının ne kadar eski olduğunu, ders işlenirken sınıfın tavanından parçaların döküldüğünü ve buna rağmen yalnızca yüzeysel bir sıva yapılıp geçildiğini anlattı. Bu anlatı, eğitimdeki eşitsizliğin yalnızca üniversitelerle sınırlı olmadığını; daha erken yaşlarda başlayan bir ihmalin sonucu olduğunu bir kez daha gösterdi. Mesemler hakkında söz alan arkadaşlar, bu sistemde çırak ve stajyer adı altında ucuz iş gücü olarak görüldüklerini, çoğu zaman güvencesiz koşullarda çalıştırıldıklarını dile getirdi. Eğitim adı altında iş yerlerine gönderilen gençlerin hem düşük ücretlerle çalıştırıldığı hem de gerekli denetim ve güvenlik önlemlerinden yoksun bırakıldığı vurgulandı. Son bir yıl içinde iş cinayetleri ve ihmaller sonucu hayatını kaybeden çok sayıda MESEM öğrencisinin olması ise bu tablonun en ağır sonuçlarından biri olarak ifade edildi. Bu durumun bireysel hatalarla açıklanamayacağı, doğrudan gençleri korumayan ve ucuz iş gücü olarak gören bir sistemin sonucu olduğu özellikle vurgulandı. Staj adı altında düşük ücretlerle çalıştırılması da tartışmanın önemli başlıklarından biri oldu. Liselere yönelik baskılar, eğitim alanının daraltılması ve gençliğin denetim altına alınmaya çalışılması; forumda yalnızca tekil uygulamalar olarak değil, sistemli bir yönelimin parçası olarak değerlendirildi.
Forumda ayrıca son dönemde Siverek ve Kahramanmaraş’ta yaşanan saldırılar da gündeme geldi. Söz alan öğrenciler, bu tür olayların yalnızca bireysel şiddet vakaları olarak ele alınamayacağını; gençliğin içine itildiği güvencesizlik, yoksulluk ve geleceksizlik koşullarının bu tabloyu beslediğini ifade etti. Bu saldırıların, gençlere yüklenen bir “suç” gibi sunulmasına karşı çıkılırken; asıl sorumluluğun bu koşulları yaratan düzende olduğu vurgulandı. Böylece tartışma, tekil olayların ötesine geçerek daha geniş bir toplumsal çerçeveye taşındı.
Eğitim Fakültesi’nden bir öğrenci atama belirsizliklerini dile getirirken, aynı fakülteden söz alan başka öğrenciler ise mücadele ettikleri her durumda karşılarına çıkarılan baskı ve korkutma politikalarına dikkat çekti. “Ses çıkarırsanız atanamazsınız, mesleğiniz elinizden alınır, memurluk hakkınız yanar” gibi söylemlerle gençlerin geri çekilmeye zorlandığı ifade edildi. Bu durumun yalnızca bireysel kaygılar yaratmakla kalmadığı; aynı zamanda gençliğin ortak hareket etmesini engellemeye dönük bir baskı mekanizması olarak işlediği vurgulandı. Buna rağmen söz alan öğrenciler, bu korku iklimine karşı birlikte hareket etmenin tek çıkış yolu olduğunu dile getirdi.
Forumda söz alan mimarlık öğrencisi bir genç ise okurken çalışmak zorunda kaldığını anlatarak, üniversite hayatının giderek nasıl bir geçim mücadelesine dönüştüğünü somut bir şekilde ortaya koydu. Gündüz derslere girip akşam saatlerinde çalıştığını, çoğu zaman projelerine ve derslerine yeterince vakit ayıramadığını ifade eden öğrenci, bu durumun yalnızca kendisine özgü olmadığını; pek çok öğrencinin benzer koşullarda ayakta kalmaya çalıştığını dile getirdi. Bu nedenle 1 Mayıs’ın yalnızca çalışanlar için değil, okurken çalışan ve gelecekte güvencesizliğe mahkûm edilen tüm gençler için önemli bir gün olduğunu vurguladı.
İİBF’den bir başka arkadaşımız müşavirlik sınavlarının giderek zorlaştırıldığını ve gençlerin daha en başından elendiğini ifade etti. Kadın öğrenciler ise üniversite içindeki kulüplerin işleyişini, kadınların kendi sözünü kurabildiği alanların nasıl sınırlandığını tartışmaya açtı. Forumda barınma ve yaşam koşulları konuşulurken, KYK yurtlarında kalan öğrenciler de söz aldı. Yemekhanelerde yaşanan sorunlara değinilirken, çıkan yemeklerden kurt çıktığını anlatan arkadaşlar oldu. Bu durum yalnızca bir “ihmal” değil, gençlerin en temel ihtiyaçlarının bile nasıl göz ardı edildiğinin bir göstergesi olarak değerlendirildi.
Forum boyunca dikkat çeken en önemli şeylerden biri, anlatılan her deneyimin bir diğerini tamamlamasıydı. Birimizin barınma sorunu, diğerinin eğitimde yaşadığı eşitsizlikle; bir başkasının yaşadığı güvencesizlik hepimizin ortak gerçeğiyle birleşti. Böylece tek tek yaşanan sorunların aslında ortak bir zeminde buluştuğu daha görünür hale geldi. Ve bu ortaklık, yalnızca sorunlarda değil; çözüm arayışında da kendini gösterdi. Forumun sonunda sıkça vurgulanan bir gerçek vardı: Eğer bu sorunları değiştireceksek, bunu ancak birlikte hareket ederek başarabiliriz. Bu nedenle 1 Mayıs, yalnızca takvimde yer alan bir gün değil; kalıcı birlikteliklerin kurulması için bir başlangıç olarak ele alınmalıdır.
1 Mayıs pikniği, hava koşullarına rağmen kimseyi durdurmadı. Yağmura, soğuğa ve çamura rağmen insanların yan yana gelmesi ve konuşması başlı başına bir anlam taşıyordu. Üniversitelerde, yurtlarda ve liselerde kurulan bu forumlar ve buluşmalar, yalnızca bir güne hazırlık değil; devam etmesi gereken bir sürecin parçası. Hazırlık sürecinde sanat da önemli bir yer tutuyor. Bu kapsamda Gyula Hay’ın “At” oyunu, Osmangazi Üniversitesi öğrencilerinin emeğiyle sahneye taşınmaya hazırlanıyor. Bu tür kolektif üretimler, gençliğin yalnızca kendi sorunlarını değil, daha geniş bir toplumsal gerçekliği de kavrayarak sözünü kurmasının bir ifadesi haline geliyor.
Bu nedenle 1 Mayıs’a giderken yürütülen çalışmalar, yalnızca bir güne çağrı değil; ortak talepler etrafında birleşmenin ve örgütlü bir güç haline gelmenin ilk adımlarıdır. Önümüzdeki süreçte forumlar ve buluşmalar bu hattın en önemli uğrakları olacaktır. Geleceğin işçi ve emekçileri olarak 1 Mayıs’a giderken, yalnızca bir güne değil; 1 Mayıs’tan sonrasına taşacak, kalıcı ve güçlü birlikteliklerin kurulacağı bir ortak mücadeleye hazırlanıyoruz. Biz Osmangazi Üniversitesi öğrencileri de bu mücadelenin bir parçası olarak yerimizi alıyoruz. Ve biliyoruz ki bu mücadelenin gerçek gücü, yan yana gelindiğinde ortaya çıkıyor.
(İşçi Sendika Servisi)Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et