Amedspor'un sistemle imtihanı: Beşiktekiler uyanırsa!
"Hepimiz biliyoruz ki Amedspor sadece bir futbol takımı değil; kadına yönelik şiddetten tutun da çocuk ölümlerine kadar toplumsal ve siyasi bütün olaylara karşı slogan ve pankartlarıyla anında refleks geliştiren politize olmuş bir kitledir."
Arşiv | Fotoğraf: MA
Ergün Polat
[email protected]
"Més que un club" (Ji yek tîmê zêdetir/Bir kulüpten daha fazlası)
36 yıl iktidarda kalmayı koruyabilmiş İspanyol diktatör Franco'ya, baskıcı rejimine ve kötü giden ekonomiye rağmen halkı nasıl bu kadar sakin tutabildiği sorulduğunda şu meşhur yanıtı vermiştir: "Onları yüz binlik beşiklerde uyutuyorum”. Bu “beşik” metaforu temellerini Salazar’ın attığı meşhur 3F formülünden gelmektedir: Futbol, Fiesta, Fatima(din).
Franco, inşa ettirdiği devasa stadyumlarda koskoca İspanya halkını yıllar boyunca uyutmayı başardı. Bu stadyumlar insanların ekonomik sıkıntıları ve siyasi baskıları konuşmadığı "güvenli, huzurlu ve eğlenceli” mekanlar olmasının ötesinde, insanların sistemle ilgili çelişkilerini, öfkelerini nötralize eden sihirli yerlerdi. Takımlarıyla aidiyet kurmuş insanlar kendi dertlerini bir kenara bırakarak takımlarının galibiyetleriyle dans eden, yenilgilileriyle ağlayan apolitik yığınlara dönüşüyorlardı.
Ama oralarda da bizimkine benzer ilginç yasaklar yok değildi. Franco rejimi, ulusal birliği sağlamak adına bölgesel dilleri "ayrılıkçı" birer tehdit olarak görmüş ve kamusal alanda Katalanca ve Baskça’yı yasaklamıştır. Hatta Barcelona'nın armasındaki Katalan bayrağı (Senyera) renkleri kaldırılmış, Barcelona başkanı Josep Sunyol, 1936'da Franco'nun birlikleri tarafından tutuklanarak infaz edilmiştir. Bugünkü Real Madrid ve Barcelona takımları arasındaki bitmeyen rekabetin temelinde de yine bu gerçek yatmaktadır. Barcelona özellikle Katalanların gözünde Franco’nun onca engelleme girişimine rağmen sisteme karşı direnişin sembolü olmuştur. O yüzden Barcelona için "Més que un club" (Bir kulüpten daha fazlası) derler.
Devlet büyüklerimiz ne kadar ihtiyatlı ve temkinli davransa da benzer bir süreç ülkemizde de kaçınılmaz bir şekilde yaşanıyor. Hepimiz biliyoruz ki Amedspor sadece bir futbol takımı değil; kadına yönelik şiddetten tutun da çocuk ölümlerine kadar toplumsal ve siyasi bütün olaylara karşı slogan ve pankartlarıyla anında refleks geliştiren politize olmuş bir kitledir. Bu sadece Kürtlerin veya Diyarbakırlıların hissettiği bir gerçek de değil, her maçta onları ırkçı ve şovenist küfürlerle karşılayan diğer kulüplerin, federasyonun, devlet yetkilerinin, siyasilerin de bildiği ve nasıl çözeceklerine dair uzun uzun kafa yordukları bir realitedir. Evet, Amedspor tüm engellemelere rağmen hala 3. sırada ve süper lige çıkma ihtimali hala yüksek!
İşin daha trajikomik yanı (yaşı 30’un üzerinde olanlar hatırlar) daha düne kadar Diyarbakırspor süper ligden düşmesin diye mecliste özel yasa çıkarmayı düşünenler, bugün Amedspor “üst lige asla çıkmamalı” diye kafa yoruyor. Çünkü o günkü Diyarbakırspor sistemin beşiği içinde usul usul sallanabiliyordu. Yanlış yollara meyil edebilecek gençleri, yanlış yollara sapmadan tekrar uykuya yatırabiliyordu. Fakat bugün bu beşik, o eski beşik değil ve beşiktekiler uyanmış durumda.
Futboldan az ama siyasetten biraz daha çok anlayan biri olarak Amedspor’un bir üst lige çıkacağına daha doğrusu buna müsaade edileceğine dair umudu maalesef çok iyimser buluyorum. Çünkü hâlihazırdaki iktidarın, toplumsal alanda gelişebilecek olayları ve doğabilecek problemleri engelleyebilecek bir toplumsal uzlaşı projesi geliştirdiğine dair bir emare görünmüyor. Nitekim toplumsal ayağı eksik bırakılmış çözüm sürecinin de özellikle ulusalcı ve milliyetçi tabanda hoşgörü yerine, gün geçtikçe artan daha ırkçı ve şovenist bir eğilim getirdiğini nerdeyse her alanda görmekteyiz. Ayrımcı, ırkçı, nefret söylemleri artık münferit olmaktan çıkmış statlarda örgütlü kötülüğe dönüşmüştür. Fakat binlerce erkeğin Bursaspor tribünlerinden 60 yaşındaki bir kadına yönelik küfrü, daha önceki bütün ırkçı söylemlerin de ötesine geçmiştir. Aktif siyaseti yıllar önce bırakmış Leyla Zana’nın seçilmiş olmasını tesadüf değil bilinçli bir tercih olarak okumayı daha doğru görüyorum. Çok eril ve bel altı bir düşünceyle organize edilmiş bu kötülüğün asıl hedefi maalesef Zana’nın kadın kimliğidir.
‘Futbolun hiçbir zaman sadece futbol olmadı’ğını söylerken bunun en önemli ayaklarından birinin de ekonomik rant olduğunu asla unutmamak gerekir. Bileti, forması, ayakkabısı ve bahisleriyle inanılmaz ölçüde büyük bir organize ranttan bahsetmeden geçmek olmaz. Bugün Amedspor’un maçları artık binler değil yüzbinler tarafından takip ediliyor. Amedspor’un süper lige çıkmasıyla büyük kulüpler yüzbinlerce taraftarını kaybedeceğini biliyor. Çıkma ihtimalinin konuşulması dahi birçok büyük kulüp taraftarında aidiyet kurduğu takımıyla ilgili soru işaretlerine neden olmakta. “Fenerbahçe’ye yıllardır gönül verdim ama Amed çıkarsa gönlüm ondan yana... Galatasaraylıyım ama…” Büyük kulüp sahipleri ve yöneticileri emin olun bunu bizden daha iyi görüyor. Elinde Fenerbahçe bayrağı, sırtında formasıyla Fenerbahçe – Amed spor maçına gelmiş bir Kürt taraftarını hayal edin, maç sırasında edilen onca ırkçı küfürden sonra bir sonraki maçta hangi tribünde yer alacağını düşünürsünüz, tahmin etmek çok da zor olmasa gerek.
Ama hayat bu, bunca kötümser tabloya rağmen umudu topyekûn karartmamak da gerek! Bazen büyük ve zalim sistemler de planlarında hata yapabilir, penaltı verilmez, korner sayılmaz … Ama yine de o gelen gol bir türlü engellenemez ve Amed süper lige çıkar. İşte o zaman renkli bir futbol sezonu bizi bekliyor demektir.
Evrensel'i Takip Et