TİS süreci yetki döneminde yine aynı senaryo, aynı aldatmaca!
"Bir sendika düşünün ki: Hak mücadelesi yerine termos hesabı yapabiliyor! Ya da toplu sözleşme yerine düdüklü tencere pazarlığı yürütebiliyor! Sendika, bir alışveriş yeri değil; bir mücadele mevzisidir."
Fotoğraf: Evrensel
Yaşar Polat/KESK Haber Sen 2 No’lu Şube Başkanı
15-20 Mayıs yetki dönemi yaklaşırken kamu emekçilerinin karşısına yine tanıdık bir tablo çıkıyor. Yıl boyunca ortalarda görünmeyen, emekçinin derdiyle dertlenmeyen, toplu sözleşme masasında emekçilerin haklarını bir bir pazarlık konusu yapan, hatta çoğu zaman açıkça “satan” sendikalar; şimdi sahaya inmiş durumda. Ama ne için? Mücadele için değil. Hak için değil. Emek için hiç değil. Sadece ve sadece yetkiyi kapmak için.
Yıllardır aynı oyunu izliyoruz. Toplu sözleşme süreçlerinde sefalet ücretlerine imza atanlar, enflasyon karşısında eriyen maaşları “kazanım” diye pazarlayanlar, kamu emekçisinin alın terini yok sayanlar; yetki dönemi gelince bir anda “emek dostu” kesiliyor. Bu iki yüzlülük artık gizlenemez boyutta.
Bugün gelinen noktada sendikal mücadele açıkça bir promosyon yarışına indirgenmiş durumda. Üyelik, bir bilinç ve mücadele tercihi olmaktan çıkarılmış; adeta bir “kampanya ürünü” haline getirilmiştir. Öyle ki artık tablo ibretliktir: Termos vaadiyle kapı çalanlar, düdüklü tencere dağıtacağını söyleyenler, emekçinin karşısına adeta pazarcı mantığıyla çıkmaktadır. Ama asıl gerçek daha çarpıcıdır: Verilen sözlerin bile tamamı ortada yoktur!
Bugün bazı sendikalar utanmadan şunu yapmaktadır: Termosun kapağını veriyor, gövdesini yetki sonrasına bırakıyor. Düdüklü tencerenin kapağını uzatıyor, “geri kalanını yetkiyi alırsak veririz” diyor. Yani açıkça şunu söylüyorlar: “Bize yetkiyi verirseniz tamamını alırsınız, vermezseniz elinizde sadece kapak kalır”.
Bu yaklaşım, sadece bir aldatmaca değil; emekçinin aklıyla alay etmektir. Bu, sendikacılığı düşürdükleri seviyenin en somut göstergesidir. Bir sendika düşünün ki: Hak mücadelesi yerine termos hesabı yapabiliyor! Ya da toplu sözleşme yerine düdüklü tencere pazarlığı yürütebiliyor! Bu tablo, sendikal hareketin nasıl çürütüldüğünün en açık göstergelerinden biridir.
Emekçinin örgütlü gücü olması gereken yapılar, bugün adeta birer satış standına dönüşmüş; üyeyi sayıya, sayıyı ise yetkiye dönüştürmenin peşine düşmüştür. Ama o masalarda; emekçi yok, alın teri yok, gerçek mücadele yok! Bu, sendikacılığın içinin boşaltılmasıdır. Bu, emek mücadelesine ihanettir. Kamu emekçileri artık şunu net görmelidir: Bir termosun kapağına verilen imza, yılların emeğini kaybettirebilir. Bir düdüklü tencere vaadi, gelecekteki hakların gasp edilmesinin üstünü örtemez.Gerçek sendikacılık; promosyon dağıtmak değil, hak kazandırmaktır, üyeyi satın almak değil, bilinçlendirmektir, emekçinin safında durmaktır. Sendika, bir alışveriş yeri değil; bir mücadele mevzisidir. Ve o mevzi; promosyonla değil, onurla ve direnişle kazanılır.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et