Eğitimde güvencesiz koşullara karşı 1 Mayıs’ta alanlara
Öğrenciler olarak, güvencesiz koşullara, niteliksiz eğitime ve baskı politikalarına karşı daha özgür, daha eşit ve gerçekten güvenli bir gelecek için mücadelemizi 1 Mayıs alanlarına taşıyoruz!
Türkiye’de eğitim kurumları uzun zamandır sadece eğitim verilen yerler olmaktan çıktı. Artık ülkenin krizlerinin en açık şekilde görüldüğü alanlardan biri haline geldi. Urfa ve Maraş’ta okullarda yaşanan saldırılar bunun en çarpıcı örneklerinden. Bu olayları münferit vakalar gibi görmek ya da basit açıklamalarla geçiştirmek mümkün değil. Aksine eğitim sistemindeki ihmalin, denetimsizliğin ve sorumluluk alınmamasının bir sonucu olarak karşımıza çıkıyorlar.
Benzer durumları daha önce de gördük. Hacettepe ve Ege Üniversitesinde yaşanan palalı saldırılar, üniversitelerin ne kadar güvencesiz hale gelebildiğini açıkça göstermişti. O zaman da önlemler artırılacak denmişti ama bugün geldiğimiz noktada mesele sadece önlemlerin artırılmaması değil. Asıl sorun, sistemin kendisinin nasıl kurulduğu. Güvenliği gerçekten sağlamak yerine, riskleri kontrol altına alıyor gibi yapan, sorumluluğu defeden ve çözüm üretmeyen, giderek daha fazla sermaye odaklı hale gelen bir yapı ile karşı karşıyayız. Yani sorun yalnızca sistemin işlememesi değil, sistemin kendisinin öğrenciyi merkeze almayan, aksine onu ikinci plana iten bir tavır takınması.
Şiddete değil öğrenciye kontrol
Bugün uygulanan güvenlik anlayışı da bu çıkarcı tavrın bir parçası. Şiddeti önlemek yerine öğrenciyi kontrol etmeye odaklanan bir yönelim var. KYK yurtlarında ve üniversite girişlerinde uygulanan dedektörler, çanta aramaları ve kimlik kontrolleri bunun en somut örnekleri. İlk bakışta güvenlik önlemi gibi görünen bu uygulamalar, pratikte öğrencilerin günlük hayatını zorlaştıran, onları sürekli izleyen ve denetleyen araçlara dönüşüyor. Üstelik bu önlemler, şiddetin nedenlerini ortadan kaldırmak yerine yalnızca görünürlüğünü göz ardı etmeyi de amaçlıyor. Yaşananlar da gösteriyor ki sorun, güvenliğin hiç olmaması değil de var olan mekanizmaların işlememesiye ilgili.
Diğer yandan sorun sadece fiziksel güvenlikle sınırlı değil. Üniversitelerde öğrencilerin bir araya gelebileceği, kendini ifade edebileceği alanlar da giderek daralıyor. Etkinliklerin iptal edilmesi, kulüplerin baskı altına alınması, ortak kullanım alanlarının sınırlandırılması… Tüm bunlar öğrencilerin sosyal, kültürel ve politik varlığını zayıflatmayı amaçlıyor. Oysa üniversiteler yalnızca dersliklerden ibaret değil birlikte tartışabildiğimiz, üretebildiğimiz ve sorunlarımıza birlikte çözüm arayabildiğimiz alanlar haline gelmeli.
Tam da bu yüzden, üniversite öğrencileri olarak kendi sözümüzü söyleyebileceğimiz, sorunlarımızı doğrudan dile getirebileceğimiz bir örgütlülüğe duyulan ihtiyaç her geçen gün daha da artıyor. Barınma sorunu, güvencesizlik ve giderek niteliksizleşen eğitim gibi meseleler karşısında kalıcı çözümler üretilmiyor. Öğrencilerin dayanışmayı büyütmesi ve talepleri için birlikte mücadele etmesi, üniversitelerin özgür ve güvenli alanlara dönüşmesinin de önünü açabilir. Çünkü güvenlik, yalnızca dedektörlerle değil, eşit, özgür ve dayanışmacı bir ortamla sağlanır.
1 Mayıs’a giderken bu tabloyu üniversitelerden ayrı düşünmek mümkün değil. Üniversitelerde yaşanan sorunlar, ülkenin genel sorunlarının bir parçası. Bu yüzden öğrencilerin talepleri ile işçi ve emekçilerin talepleri aynı zeminde buluşuyor.
Bu nedenle 1 Mayıs’a çağrımız açık. Öğrenciler olarak, yaşadığımız sorunları görünür kılmak, sözümüzü söylemek ve ortak mücadeleyi güçlendirmek için alanlarda olmalıyız. Güvencesiz koşullara, niteliksiz eğitime ve baskı politikalarına karşı daha özgür, daha eşit ve gerçekten güvenli bir gelecek için mücadelemizi 1 Mayıs alanlarına taşıyoruz!
(Haber Merkezi)Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et