1 Mayıs’a giderken MESEM’li genç işçiler: ‘Başka bir dünya’ nasıl düşlenecek?
Kendi ustaları ve patronlarıyla çok daha yakın bir ilişkideki MESEM’liler, sınıfın kolektif bilincinden uzak şekilde sisteme in çekiliyor. İşçi sınıfında biriken deneyimin, MESEM’li genç işçilere ulaşmasının önünde iktidar duruyor.
Fotoğraf: DHA
Ekim Can Aslan
[email protected]
Geçmişten bugüne yaygın adıyla “İşçi Bayramı” olarak bilinen 1 Mayıs yaklaşırken yarınki işçi sınıfının genç neslini, bugünün çocuk işçi ordusunu oluşturan MESEM öğrencileri hakkında konuşmamız gereken konular var. Uluslararası işçi sınıfının 140 yıllık tarihsel kazanımlarının bir simgesi olarak 1 Mayıs, geçen zamanda Türkiye’de bir tatil gününe, hatta ek mesai gününe dönüşmüşken MESEM öğrencileri de bu durumdan payına düşeni alıyor. 23 Nisan’da çocuk olduğu unutturulanlara, 1 Mayıs’ta da işçi olduğu unutturuluyor.
Bu durum elbette işçi sınıfı için geçerli olan koşullarla bir göbek bağı var. Fakat MESEM öğrencileri için bu durumu güçlendiren farklı koşullar da söz konusu. Bunların üzerine gitmek ve irdelemek, üstesinden gelmenin de ilk adımını oluşturuyor.
Baskı kendini her adımda hissettiriyor
İlk olarak, AKP iktidarının küresel tedarik zincirinde tutmakla mükellef olduğu konum, işçi sınıfına da eskisinden farklı bir çalışma rejimi yaratmasını ve dayatmasını mecbur kılıyor. Bu yeni çalışma rejiminde öne çıkan etmenler ise esnek çalışma, daha düşük ücret ve örgütsüzlük oluyor.
Sarı sendikaların artırılması ve sendikal bürokrasinin güçlenmesi, sendikalı işçilere karşı yürütülen cadı avı, sendikacıların tutuklanması gibi sınıfın örgütlülüğünü hedef alan adımların ve tazminatsız işten çıkarmaların, kaçak işçi çalıştırmaların arttığı bir düzene doğan ve bu yeni normalle çalışan MESEM’liler için bu koşullar “olağan” hâle geliyor.
Denk geldiğiniz bir MESEM öğrencisinin sendikanın adını duymuş olması bile çok düşük ihtimalken, patronların hak gasplarından bahsettiğiniz anda “Yapacak bir şey yok abi, ekmek parası için susmak zorundayız” cevabıyla karşılaşmak oldukça olası. Örneğin iş yerinde ustasının şiddete varan tavırlarına karşı gerekli mercilere başvurup başvurmadığını sorduğumuz bir MESEM öğrencisi, “Başvursam n’olacak abi, beni işten atacak, işsiz kaldığımla ortada kalacağım” diyor.
Tabiri caizse burjuvazi işçi sınıfının kazanımlarını hamuduyla yutarken, MESEM’lilerin geçmişten bir referans noktasının olmaması, ne kaybettiklerini fark etmelerini de engelliyor.
Küçük işletmeler kuşatmayı kolaylaştırıyor
Yusuf Tekin’in Emek Partisi Milletvekili İskender Bayhan’ın soru önergesine verdiği cevaptaki sayıları göz önünde bulunduracak olursak; 224 bin 346 işletmede toplam 509 bin 85 MESEM öğrencisi (işletme başına ortalama 2 MESEM öğrencisi) istihdam ediliyor. Yani işçi sınıfının geçmiş deneyimlerinden ve tecrübeli işçilerin birikimlerinden uzakta, kendi ustaları ve patronlarıyla bundan çok daha yakın bir ilişkide bulunan MESEM’liler, sınıfın kolektif bilincinden uzak bir şekilde sistemin içine çekilmiş oluyor.
Dolayısıyla işçi sınıfında biriken deneyimin, MESEM’li genç işçilere ulaşmasının önünde iktidar ve kontrolündeki medyanın ördüğü setler duruyor.
Çalışma koşulları da normalleşiyor
Çalışma saatlerinin esnekliği, uzunluğu ve herhangi bir denetime tabi olmaması da mücadele metotlarından bihaber yetişen genç işçiler için bir kaçış rampasına da dönüşüyor. Günlük hayatlarında yaşadıkları problemlerle yüzleşme (veya yüzleşmeme) biçimi olarak ek mesailere kalmak, çalışma hayatını adeta uyuşmanın bir aracı olarak kullanmak karşımıza çıkıyor. Örneğin ailevi sorunlardan, sevgilisiyle yaşadığı problemden, maddi kaygıdan, günlük hayatın koşturmacasından, kafasında dolanan tilkilerden mustarip olan 17 yaşındaki bir MESEM’li, okul gününde bile çıkıp işe gitmeyi kabul etme sebebini açıklarken “Abi çalışmak bana iyi geliyor, gece vardiyasında tek ben çalışıyorum. Kafam rahat oluyor, paramı da alıyorum” diyor.
Ailesinin kendi dükkanı da olsa, başka bir iş yerinde çalışıyor da olsa uzun çalışma saatleri, MESEM’li gençler için kendi ailelerinde de sıklıkla görerek normalleştirdikleri bir konu. Kendi eve geç gitse dahi babasının daha geç gittiğini söyleyen MESEM’li de, babasıyla birlikte 12-13 saat çalışan MESEM’li de, babasının dükkanında onun yerinde durarak uzun saatler çalışan MESEM’li de bir noktada ortaklaşıyor: Zaten herkes çok uzun saatler çalışıyor, para kazanmak için çok çalışmaktan başka “helal” yol yok.
Çocuk işçiliğe öznesiyle karşı çıkmak
Bu koşullar altında yaşayan, çalışan ve gelişen gençlerle 1 Mayıs’ı tartışmak, onlara haklarından ve geçmişteki mücadelelerden bahsetmek, bunun yol yönetimine dair kolektif bir tartışmayı harlamaya çalışmak da beyaz bir sayfaya çizilen ilk çizgi gibi oluyor. Uzun tartışmalar döndüğünde dahi akademik başarısızlıkla bireysel yetersizlik arasında kopmaz bir bağ kuran neoliberal eğitim politikalarının temelleri ayyuka çıkıyor. Örneğin çalışma koşullarının zorluğunun zaten farkında olan ama bunu son derece normalleştiren bir genç, önüne koyulan metodolojiye ve örgütlenme zorunluluğuna -biraz da sorumluluğu üstünden atmanın bir vesilesi olarak- kendisi için “Abi biz gençlerin en salaklarıyız, benim derslerim 100 olsa MESEM’de ne işim vardı zaten. Sen bizimle uğraşma boş ver” diyebiliyor.
Bütün bu koşullar altında, 1 Mayıs’ta büyük çoğunluğu hali hazırda çalışacak olan MESEM öğrencilerinin çalışmasalar dahi 1 Mayıs alanında yerlerini alacaklarını iddia etmek oldukça güç. Sendikalı iş yerlerinde dahi 1 Mayıs’a katılımın işçilerin bireysel inisiyatiflerine bırakıldığı ve sendikaların 1 Mayıs’ı İstanbul’dan bile kaçırmaya çalıştığı bir gündemde MESEM öğrencilerinden aksi yönde bir tutum beklendiği de düşünülemez. Doğrudan iktidarı desteklemese, hatta açıktan muhalif bir pozisyon tuttuğunu iddia etse bile iktidarın ideolojik söylemleri tarafından kuşatılan bu çocuk işçi ordusunun 1 Mayıs’ı kendi mücadele günü olarak görmemesini verili koşullarda olağan karşılamak gerekir. Ancak çocuk bedeninin artı değer üretim aracı haline gelmesine karşı sesi bizzat kendisinden yükseltecek adım, 1 Mayıs alanlarını işçi sınıfının her neslini bir araya getiren adım olacaktır.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et