Güvencesizlik ve şiddete karşı çözüm yan yana durmaktan geçiyor
"Bugün okullarda yaşanan güvencesiz çalışma koşullarını da şiddeti de boyun eğmek zorunda kaldığımız o düşük ücretlerimizi de değiştirebilmenin tek yolu, öğretmenler olarak birbirimize daha fazla güvenerek yan yana durmaktan geçiyor."
Fotoğraf: ANKA
Berivan Balkay
Esenyurt- Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okullarda yaşanan silahlı saldırıların ardından artık her veli ve çocuk gibi biz öğretmenler de okullarımıza kaygıyla gidiyoruz. Zaten sokağa adım attığımız her an eve geri dönebilme kaygısı taşıyorken son olaylarla birlikte bu kaygı ne yazık ki daha da artmış vaziyette. En güvenli alanlar olarak düşünmemiz gereken evlerimiz, iş yerlerimiz ve okullarımız ne yazık ki artık güvensiz ortamlara dönüştü; daha doğrusu dönüştürüldü.
Uyandığımız her sabah “Bu da mı oldu?” dedirten şeylerle karşılaşıyor olmamız, bunları göz ardı ettiğimiz ya da artık bazı kaygılarımızın kronikleştiği anlamına gelmiyor. Her yeni meselede kaygılarımız ne yazık ki daha da artıyor. Her ne kadar bir kısmımız bazı şeylerin değişmeyeceğini düşünerek bu kaygının içinde daha çok kaybolsa da bir kısmımız “Ne yapabiliriz?” sorusunu daha da çok sormaya başlıyor. Tüm bunlara müdahale etme gücümüz işte tam da burada başlıyor. Olayın yaşandığı gün hissettiklerimiz, elbette herkesin yaşadığı korkudan farklı değildi. Bir şeyler yapmak istesek de elimizi ayağımızı bağlayan şeyler oldu. Özel okullarda çalışıyor olmak buna bir örnek olarak verilebilir. Özel okullarda çalışmak, işsiz kalma endişesinin sürekli bir tehdit olarak karşımıza dikilmesi demek ve bu duyguyu sektörde çalışan tüm öğretmenler gayet iyi bilir.
Saldırıların yaşandığı gün iş bırakma tartışmalarının da sessiz bir şekilde konuşulması, işsiz kalma kaygısının hepimizde ne kadar yüksek olduğunu bir kez daha gösterdi. Çünkü “Ne yapsak?” sorusunun ardından tartıştığımız her cümle “ama” ile yaşam koşullarımızdaki zorluklara bağlandı. “Ama tek başımıza hiçbir şey yapamayız, ama zaten olanları değiştiremeyiz, ama ya işsiz kalırsak bunca borç ne olacak, dönemin sonunda nerede iş bulacağız?” gibi sorular ve söylemler, tabiri caizse ölüm korkusuyla işe gidip gelmeyi tercih etmemize sebep oldu, olmaya da devam ediyor. Çoğu özel okulun saldırılar sonrasında yaptığı, sadece “Çocuklarımızın psikolojisi…” diye başlayan cümlelerle dolu birkaç metin yayımlamaktan ve rahmet dilemekten öteye geçmedi. Yayımlanan hiçbir açıklamada “öğretmen” kelimesi dahi geçmedi. Bu değeri yaratan; tüm angaryaya rağmen düşük ücretlerle ve saatlerce çalışmak zorunda kalan öğretmenlerin özel okullar nezdindeki yerini de bu vesileyle bir kez daha görmüş olduk.
Okullarımızın girişine konulan dedektör ya da artırılan güvenlik personeli sayısının bizi koruyamayacağını okul yönetimi ve sahipleri gibi yetkili kurumlar da gayet iyi biliyor. Devlet okulları ile özel okullar arasındaki en büyük farklardan birinin güvenlik olduğu da sürekli velilere reklam ediliyor. Buna rağmen artık özel okulların da devlet okullarından ne yazık ki güvenlik açısından aşağı kalır bir yanı yok. Eğitimin piyasalaştığı ve niteliğinin düşmeye devam ettiği bu süreçte okullar; ne çocuklar ne de öğretmenler için artık güvenli alanlar olmaktan ne yazık ki çok uzak. Hatta bu saldırıların arkasındaki şiddete bu denli sessiz kalan özel okul sahiplerinin çoğu, devlet okullarının “güvenlik zafiyeti”nden dolayı kayıtların kendilerine daha fazla geleceğini düşündüğü için ellerini sıvazlıyor bile olabilirler. Böylesi bir sistemde ne nitelikli bir eğitimden ne psikolojik olarak sağlıklı çocuklardan ne de güvenceli öğretmenlerden bahsetmek mümkün değil.
Bu yaşanan saldırıları bir çocuğun psikolojisinin bozukluğu veya ailelerin ilgisizliği ile tarif etmek, bizi bu politikaları yıllardır sürdürenlerin ekmeğine yağ sürmekten ileri götürmez. Yıllarca eğitimi adeta bir sektör olarak revize edip ticarethaneye çevirenler, niteliğini günbegün düşürenler, gençleri en temel hakları olan eğitimden mahrum bırakıp atölyelere, MESEM’lere mecbur bırakanlar ve hatta aileleri artan ekonomik sorunlarla boğuşmak zorunda bırakıp çocuklarıyla geçirecek zaman bile bulamamalarına neden olanlar; bu saldırıların gerçek sorumlularıdır. Elbette yaşananlar; gelecek kaygısıyla boğuşan, sosyallikten uzak, uyuşturucu batağına bulaşması an meselesi olan, sokaklarda mafya-çete ile burun buruna yaşamanın çıktıları olarak gençlerin de bizlerin de karşısında duruyor. Korku korkuyu doğuruyor ve bundan sıyrılmanın tek güvencesinin yine birbirimiz olduğunu her gün yeniden hatırlamak, bu meselelerdeki en hayati nokta. Bugün okullarda yaşanan güvencesiz çalışma koşullarını da şiddeti de boyun eğmek zorunda kaldığımız o düşük ücretlerimizi de değiştirebilmenin tek yolu, öğretmenler olarak birbirimize daha fazla güvenerek yan yana durmaktan geçiyor. Yaşam ve çalışma koşullarımız diğer sektörlerde çalışanlardan farklı değil; dolayısıyla bu koşulların değişmesinin bazı zorlukları olsa da yine aynı mücadele hattından geçtiğini görmemiz bugün daha da önemli. Öğretmenler olarak yaşamımıza da ekmeğimize da hep beraber sahip çıkmanın bugün dünden daha elzem olduğunu görerek, bunun sorumluluğu ile hareket ederek bu sorunları çözebiliriz.
Evrensel'i Takip Et