TÜMAD’ın altın-gümüş madeninin nihai ÇED raporu kabul edildi
Kamu ihaleleriyle ihya edilen Nurol Holdinge İvrindi'deki ilçesinde gümüş ve altın için ormanları, tarım arazilerini ve su havzalarını yağmalama izni verildi. Nihai ÇED raporu ile maden aranacak alan iki katına çıkarıldı.
Özer Akdemir
[email protected]
Balıkesir’in İvrindi ilçesinde, Değirmenbaşı ve Küçükılıca köylerinin yanı başında faaliyet gösteren TÜMAD Madencilik’e ait Altın ve Gümüş Madeni projesinin nihai ÇED raporu kabul edildi. Hazırlanan nihai ÇED raporu, madenin su kaynaklarına, ormanlara, tarım alanlarına ve Kaz Dağları-Madra Dağı ekosistemine vereceği büyük tahribatı gözler önüne seriyor.
Kozak Yaylası ve Kaz Dağlarına doğrudan temas
Maden sadece İvrindi’yi değil, Kaz Dağları ve Madra Dağı’nın oluşturduğu o eşsiz ekosistemi de yutuyor. Maden ruhsat sahası, Türkiye’nin en değerli ekolojik bölgelerinden biri olan Kozak Yaylası ile doğrudan temas halinde. Bölgede uluslararası koruma statüsüne sahip endemik türler yaşadığı gibi, maden sahası tescilli kültür varlıklarına da oldukça yakın bir konumda bulunuyor.
Devasa kapasite artışı ve “sıfır atık” çelişkisi
Projenin kapasite artışıyla birlikte 835.53 hektar olan mevcut ÇED alanı, 452.44 hektar artırılarak toplam 1287.97 hektara çıkarılacak. Artış yapılacak alanın tamamı orman vasfında olup, bu durum bölgedeki ağaç yoğunluğuna göre 135 bin ila 361 bin arasında ağacın kesilmesi anlamına geliyor. Açık ocak sahası 134 hektardan 353 hektara, yığın liç alanı 83 hektardan 257 hektara çıkarılırken, yıllık üretim kapasitesi 7.76 milyon tondan 15.5 milyon tona yükseltilecektir. Madenin ömrü boyunca 88 milyon ton pasa (atık) üretecek olmasına rağmen projeye “sıfır atık” belgesi verilmesi ise trajikomik bir olay olarak nitelendiriliyor.
Su kaynaklarına doğrudan tehdit ve riskler
Madenin konumu hidrolojik açıdan son derece kritik. Maden sahası, Kuzey Ege ve Susurluk havzalarını birbirinden ayıran su bölüm hattı üzerinde yer almakta; olası bir siyanür veya ağır metal sızıntısı her iki havzayı da zehirleme potansiyeline sahip. Doğrudan Madra Deresi, Kocaçay ve Karadere’nin etki alanında bulunan işletme, günlük 57 L/sn su ihtiyacını karşılamak için Burhaniye’nin içme suyu kaynağı olan Düdüklü Suyu dahil 8 adet yer altı su kaynağını kullanıyor. Yer altı sularının “susuzlaştırma” adı altında çekilmesi ve yığın liçi tesisi faaliyetleri, bölgenin su rejimini geri dönülemez şekilde değiştirme riski taşıyor.
‘Kaçak kuyu’ skandalı ve suyumuz üzerindeki ciddi tehlike
Şirketin su kullanımıyla ilgili ortaya çıkan resmi Devlet Su İşleri (DSİ) belgeleri ise durumun vahametini gözler önüne seriyor. Belgelere göre, maden şirketinin sanayi suyu temin etmek için kullandığı birçok yer altı suyu kuyusu resmi kayıtlarda “kaçak kuyu” olarak geçiyor. Şirket, bu kaçak kuyular için yalnızca bir “cezai işlem ödemesi” yaparak sularımızı çekmeye pervasızca devam ediyor. Saniyede 10 ila 14 litre gibi çok yüksek debilerde su çekilen bu kaçak kuyular, bölgenin yer altı su kaynaklarını resmen sömürüyor. Günlük binlerce ton temiz yer altı suyunun maden faaliyetlerine tahsis edilmesi, yöre halkının ve doğanın suya erişimini derinden sarsıyor.
Kaz Dağı, Madra Dağı ve Kozak Yaylası’na etkisi
Kaz Dağları ekosisteminin güney uzantısı olan Madra Dağı’nda yer alan bu maden, bölgenin ekolojik bütünlüğüne büyük zarar veriyor. ÇED raporuna göre ruhsat sahasının bir kısmı, İzmir sınırları içinde yer alan “Kozak Yaylası sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı” ile temas halinde ve Kaz Dağları Milli Parkı’na kuş uçuşu yalnızca 29.6 kilometre mesafede. Bölgede tanımlanmış 200’e yakın flora türünden 4’ü endemik bitkiler arasında. Bölge aynı zamanda tescilli kültür varlıklarına da komşu.
Tarım ve hayvancılığa darbe: Köylülerin EBRD şikayeti
ÇED dosyasında kapasite artışının yöre halkının tarım ve hayvancılık gelirlerine olumlu etki yapacağı iddia edilse de, yaşanan gerçekler bunun tam tersi yönde. Madene finansman sağlayan Avrupa İmar ve Kalkınma Bankasına (EBRD) Değirmenbaşı köyünden başvuran 372 yurttaş, meraların maden sahası haline gelmesiyle hayvancılığın bittiğini, suya erişimlerinin kısıtlandığını ve geçim kaynaklarını kaybettiklerini belirterek şikayette bulundu. Ancak yöre halkı daha sonra “İşten atılma ve madende iş bulamama” endişesiyle şikayetlerini geri çekmek zorunda bırakıldı. Ayrıca kapasite artışı nedeniyle Hacıhüseyinler Yaylası sakinlerine yaylayı boşaltmaları yönünde tebligatlar gitmiş, meralar köylülerin elinden alındı.
Kümülatif etki görmezden geliniyor
Ekoloji örgütleri, projeye ait ÇED dosyasında kümülatif etkilerin değerlendirilmediğine dikkat çekiyorlar. Kaz Dağları ve Madra ekosistemi içerisinde Bahar Madencilik (23.8 km), Koza Madencilik (24.3 km – 64.9 km), CVK Madencilik (42.6 km), Zenit Madencilik (100.6 km) ve Polimetal Madencilik (118.2 km) gibi pek çok farklı sanayi ve maden işletmesi bulunuyor. Bu projelerin tamamının su varlıkları ve ekosistem üzerindeki birleşik (kümülatif) yıkıcı etkisi ÇED süreçlerinde yeterince ele alınmamakta.
Madenin kümülatif etkilerine yönelik itirazlarda, Balıkesir-Çanakkale hattının yalnızca bu metalik madenlerle değil; aynı zamanda bölgedeki taş ocakları, RES (rüzgar enerji santrali) projeleri ve daha pek çok metalik maden ruhsatıyla yoğun bir baskı altında olduğu vurgulanıyor. Ekoloji örgütleri ve uzmanlar, bu yoğunluktaki projelerin bölgesel ölçekte gerçek bir kümülatif etki analizi ile değerlendirilmediğini belirtiyorlar.
Halkın katılımının engellenmesi ve çevre örgütlerinin tepkisi
Projeye yönelik eleştiriler Ankara’da bakanlık önündeki inceleme değerlendirme komisyonu (İDK) toplantısı süreçlerinde çevre örgütleri tarafından sıklıkla dile getirilmişti. Daha önce Değirmenbaşı köyünde gerçekleştirilmek istenen “halkın katılımı toplantısı”, şirketin kahvehaneyi kendi işçileriyle doldurması sonucu bir “halkın engellenmesi” toplantısına dönüşmüş; çevre örgütleri ve köyün diğer sakinleri alana alınmamıştı. Şirketin, köylüleri projeye ikna etmek için hayvan yemi, okul, yol, cami gibi sosyal devletin yapması gereken temel hizmetleri bir rüşvet mekanizması gibi sunması büyük eleştiri toplamıştı.
Bölgedeki çevre-ekoloji örgütleri, siyanürle yapılan bu vahşi madenciliğin ve kapasite artışının durdurularak projenin derhal iptal edilmesi çağrısında bulunuyorlar.
Sıfır atık belgesinin temel mantığı ne, ne işe yarar?
2019 yılında yayımlanan sıfır atık belgesi, aslında sadece çevreci bir hassasiyetin nişanesi değil, kamu ve özel sektör kuruluşları için yasal bir zorunluluk ve prestij meselesi. Bu sistemin “esprisini” ve sağladığı somut faydaları şöyle özetleyebiliriz:
Sıfır atık belgesi, bir kurumun atıklarını kaynağında ayrıştırdığını, geri dönüşüm süreçlerini yönettiğini ve israfı önlemek için gerekli altyapıyı kurduğunu Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına ispatlamasıdır. Belli bir büyüklüğün üzerindeki kamu kurumları, belediyeler, organize sanayi bölgeleri (OSB), alışveriş merkezleri, limanlar ve 100 oda üzeri oteller için bu belgeyi almak bir tercihten ziyade yasal bir zorunluluk. Bu belge ile kurumlar ‘Yasal yükümlülükleri yerine getirerek’ olası idari yaptırımlardan ve cezalardan kaçınıyor. Belgeyi alan kurumlar için doğrudan bir “nakit para ödülü” söz konusu olmasa da sistem dolaylı yollardan ciddi finansal ve operasyonel avantajlar sağlıyor.
Örneğin atıkların geri kazanılması, işletme giderlerini doğrudan düşürür. Atıkların ham madde olarak satışı veya geri kazanımı ek gelir yaratır. Bazı kamu ihalelerinde ve şartnamelerinde “sıfır atık belgesi” sahibi olmak, puanlama veya tercih edilme sebebi oluyor. Düşük faizli kredilere veya uluslararası hibelere başvururken bu belge, kurumun çevresel performansını kanıtlayan temel dokümanlardan biri. Atık yönetimi kapsamında yapılan bazı yatırımlar, çevre koruma giderleri çerçevesinde vergi avantajlarından yararlanabiliyor.
Evrensel'i Takip Et