19.04.2026 00:19 / Güncelleme: 13:57

Yaşadığı istismarı bir suç gibi saklayan kadının hikayesi

Menekşe Toprak’ın son romanı Peri, çocuklukta yaşanan istismarın, beden hafızasında ve zihinsel dünyada bıraktığı izleri merkeze alıyor. Bireysel bir hikayeden yola çıkarak toplumsal yapının karanlık noktalarına ışık tutuyor.

Yaşadığı istismarı bir suç gibi saklayan kadının hikayesi

Menekşe Toktay'ın romanı: Peri

Anıl Mert Özsoy
[email protected]


Menekşe Toprak, Doğan Kitap tarafından yayımlanan son romanı Peri ile edebiyatın en çetin ve çoğu zaman görmezden gelinen alanlarından birine odaklanıyor. Çocuklukta yaşanan istismarın, beden hafızasında ve zihinsel dünyada bıraktığı izleri merkezine alan roman, bireysel bir hikayeden yola çıkarak toplumsal yapının karanlık noktalarına ışık tutuyor. Toprak’ın şiirsel ama aynı ölçüde sarsıcı anlatımı, okuru bir yüzleşmeye çağırıyor.

Peri, bir yanda da masumiyet ile suç, utanç ile suskunluk arasında gidip gelen çok katmanlı yapısıyla dikkat çekiyor. Roman, yalnızca bir mağduriyet hikayesi anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda bu tür deneyimlerin nasıl toplumsal kabuller, sınıfsal eşitsizlikler ve güç ilişkileri içinde yeniden üretildiğini de görünür kılıyor. Bu yönüyle eser, edebiyatın politik imkanlarını da güçlü biçimde hatırlatıyor.

Menekşe Toprak, anlatının dilinden karakterlerin kuruluşuna, sınıfsal arka plandan etik sorumluluklara kadar pek çok başlıkta romanın kapılarını aralıyor. Toprak ile Peri’nin yazım sürecini, romanın edebi arka planını ve metnin merkezinde yer alan travma, utanç ve “bakış” meselelerini konuştuk. 

Utanç ve suçluluk duygusu…

Menekşe Toprak

Menekşe Toprak

 

Peri’nin anlatı sesi, hem şiirsel hem de tabiri caizse rahatsız edici bir bilinç akışıyla ilerliyor. Metnin sesinin kuruluşunda hangi edebi damarlar belirleyici oldu? Bu sesi kurarken bilinçli olarak sınırları zorladığınız noktalar var mıydı?

Peri’deki sesin belirleyicisi her şeyden önce konunun kendisi ve hikayelerine tanıklık ettiğimiz figürler. Çünkü on iki yaşından itibaren yıllarca bir pedofilin istismarıyla yaşamış ve yaşadıklarını bir suç gibi saklamış olan genç bir kadının bugünden düne bakışının öyküsü bu. Temel güdüm şuydu: Utançla, suçluluk hissiyle sarmalanmış böylesi bir insanı gerçekçi ve dürüst bir yolla nasıl anlatılabilirim? Bunu bildikten sonra, dil de ona göre kuruldu. Ben temayla dilin bir bütün olduğuna inanırım. Edebiyatta anlatıyı inşa eden dildir çünkü.  Burada elbette edebi sezgi giriyor devreye ki bu roman da bu sezgiyle yolunu buldu.
Bu arada, sınırları zorladığımı düşünmüyorum, sınırları zorladığım nokta böylesi bir meseleyi romanlaştırmış olmam belki. Tabii hem bu nedenle hem de uygun dili bulamayacağım kaygısıyla yazmaktan vazgeçtiğim anlarım da oldu.  Ama en nihayetinde yazmak, kurgulamak, metne ve figürlere yön vermek ve en önemlisi de yine sizin şiirsel dediğiniz edebiyat diline tutunmak baskın geldi.

Romanın daha ilk sayfalarında okuru sarsan bir “bedensel hafıza” duygusu hissediliyor. Sizce travma, en çok beden üzerinden mi hatırlanır? Yazarken bu bedensel dili nasıl kurdunuz?

Aslında tıbben de artık kanıtlanmış bir gerçek var: Bedensel pek çok hastalığın sebebi psikolojik travmalar. Zihnimiz unutsa da beden yaşadığı şeyi unutmaz. Çocukken şiddet görmüş, dayak yemiş birinin kalkan bir el karşısında kendini koruma isteğine dayalı refleksi bedenin hafızasıyla ilgilidir mesela. Kaldı ki bu romanda yaşanılanlar tam anlamıyla bedensel şiddettir. Çünkü çocuk bedenine arzu duyan yetişkin bir adamın çeşitli manipülasyonlar yoluyla o bedeni adım adım nasıl arzusunun nesnesi haline getirdiğini anlatır bu roman.

Peri’nin çocukluk ve ergenlik deneyimleri, özellikle “bakış” ve “görülme” meselesi etrafında şekilleniyor. Bu bağlamda romanı bir bakış rejimi eleştirisi olarak okumak mümkün mü?

Bakış rejimi doğru ve güzel bir kavram. Çünkü bu roman kurgunun da bir parçası haline gelen Vladimir Nabokov’un Lolita romanındaki perspektife itirazla doğdu. Bu benim de bir okur olarak algıda seçiciliğime işaret eder. Çünkü yirmili ve otuzlu yaşlarımda okumuş olduğum Lolita romanında anlatıcının yetkin ve iştahlı anlatımına kapılmıştım. Ama Dejavu romanımı yazarken yeniden okuduğum bu metinde bu kez silikleşen on iki yaşındaki Lolita’yı merak ederken yakaladım kendimi. Neredeyse sıra dışı bir aşk hikayesi gibi okunabilen Lolita romanı kızın bakışıyla nasıl anlatılırdı gibi bir soru yıllar sonra Peri’yi yazma fikrine götürdü beni. Böyle olunca da Nabokov’un o iştahlı dili yerine, mağdurun ve onu çevreleyen diğer bireylerin suskunluklarıyla yolunu bulan bir metin çıktı ortaya.

Metinde sürekli geri dönen bir “utanç” duygusu var. Bu utanç, bireysel bir deneyim mi yoksa toplumsal bir inşa mı? Peri’nin utancı size göre nerede başlıyor?

Utanç toplumsal bir şey elbette.  Utanç, çocukluktan itibaren aile, okul ve çevre yoluyla neyin “utanılacak bir şey” olduğunun öğretilmesiyle şekillenir. Yani birey, hangi durumların utanç verici olduğunu toplumsallaşma sürecinde öğrenir ki burada utançla suçluluk iç içe geçen iki duygu. Aslında sınıfsal gücünü de kullanarak çeşitli manipülasyonlarla bir çocuğu istismar eden bir pedofil hem yasa hem de toplumsal normlar karşısında suçlu olmasına rağmen eylemlerinden utanç duyan kişi değildir. Arzularını eyleme dökebilmesinin fütursuzluğunu “erkekliğinden” ve toplumun ona sağladığı ayrıcalıktan da alır ‘A’. Burada utanç duygusuyla yaşayan kişinin Peri’nin olması, mağduriyetinden ve toplumsal kabulden de kaynaklanıyor. Kız çocuğu olmasından kaynaklı değil bu sadece, bir erkek çocuğu da aynı utancı hisseder bence -ki romanın ikinci anlatıcısı olan pedofil ‘A’nın oğlu Kaan da benzer bir utanç duygusuyla çevrili.  

‘Yaşanan tramvayı anlatmaya çalıştım’

Menekşe Toktay

Menekşe Toktay

 

Roman boyunca “masumiyet” ile “suç” arasındaki sınırlar bulanıklaşıyor. Okur kimi zaman Peri’ye yaklaşırken kimi zaman ondan ürküyor. Bu ikili duygunun riskleriyle nasıl baş ettiniz? Çocukluk sahnelerinde göl kıyısındaki atmosfer, neredeyse pastoral bir masumiyet sunarken, alt metinde sürekli bir tehlike hissi dolaşıyor. Bu çift katmanlı yapı nasıl kuruldu?

Ben Peri’de her şeyden önce cinsel ve psikolojik şiddetin kurbanı bir insanın ruh dünyasını yani yaşadığı travmanın neye tekabül edeceğini anlamaya çalıştım. Peri’nin hayat hakkında sahip olduğu “iyi ve güvenilir” dünya tahayyülü bir pedofilin bunu ihlal etmesiyle çatlamaya başlar -ki bu ihlal bedensel tecavüze kadar varır. Aslında buradaki masumiyet “bilmemekten” kaynaklı. Yetişkin bir adamın çocuk bedenini arzulayabilme ihtimalinin bilgisizliğidir bu. Peri bu bilgiyi bedeniyle yaşayarak öğrendiğinde gözünde kendi masumiyetini de yitirmiştir. Failden çok kendini suçlar, bazen de başına gelenlerin “normal” olup olmadığını anlamaya çalışır ya da bunu normalleştirir. Kısaca, bu romanda pek çok tehlikenin bilmemeye dayalı masumiyet nedeniyle insanların başına gelebileceğini ve yetişkin bir adamın tam da bu masumiyetten yararlanarak bir çocuğu nasıl arzusunun nesnesi haline getirdiğini anlatıyorum.

Metinde erkek figürler çoğu zaman tehditkar ya da belirsiz. Bu figürleri yazarken bireysel karakterler mi kurdunuz, yoksa daha çok bir sistemin temsilleri olarak mı düşündünüz?

Aslında hemen hemen her metnimde karakterlerimi zihnimde canlandırarak, kanlı canlı halleriyle hayal ederek yazabiliyorum; temsili karakterlerin karton figürlere dönüşme riski var çünkü. Romanın iki anlatıcısı olan Peri’nin ve Kaan’ın bakışıyla yolunu bulan bu romanda en nihayetinde bir pedofilin portresi çıkıyor ortaya. Belirsizliğin nedeni belki de benim tanrı yazar olarak devreye girmeyip iki gencin dünyasından hareket etmem. Örneğin romanın ikinci ben anlatıcısı Kaan kendisinden gizlenmiş aile sırlarını baba figürüne dair bölük pörçük çocukluk anılarıyla birleştirerek ve en sonunda bu babanın nasıl bir erkek olduğunun kendisine doğrudan gösterilmesiyle kavrar.

‘Sistematik istismar sınıfsal ayrıcalıkla mümkün’

 

Romanda sınıfsal arka plan da oldukça belirgin: Turistik alanlar, çalışan anneler, dışarıdan gelenler… Bu sınıfsal gerilim hikayenin neresinde duruyor?

Burada cinsel istismarın sistematik hale gelmesi sınıfsal ayrıcalıkla mümkündür. Çünkü İstanbullu varlıklı bir avukat olan ‘A’, annesi bütün gün otellerde temizlik yapan on iki yaşındaki bir kız çocuğunu evine alabilmesinin, İstanbul’a götürebilmesinin ve yıllarca istismar edebilmesinin cüretini “zengin” dokunulmazlığından da alıyor. Ve bu gücü sürekli kullanıyor: Bazen Peri’ye hediyeler alarak onu kendine bağlama yoluna girebiliyor, bazen onu parayla ödüllendiriyor. En sonunda da Peri’nin annesine bir ev vererek onun susmasını sağlıyor. Yani bu romanda A’nın pedofilik eğilimlerini eyleme geçirebilmesinin bir yolu çocuklara nasıl yaklaşabileceğini bilmesiyse diğer yol da işini kolaylaştıran varsıllığı. Üstelik bu istismar diğer yetişkinler tarafından da bilinmesine rağmen ‘A’ maddi ve kültürel gücünü kullanarak eylemlerini sürdürür, ta ki böyle bir güçle ilişki kurmamış başka iki çocuk ortaya çıkana dek.   

Romanlarınızda kadın karakterlerin iç dünyasına bu denli derinlikli girmeniz, yazarlık pratiğinizde nasıl bir etik sorumluluk doğuruyor?

Yazarken işin etik yönüne çok takıldığımı sanmıyorum. Temel güdüm bu değil. Ben içinde büyüdüğüm ve yaşadığım toplumlardaki bireysel kırılmalarla ilgiliyim. Ayrıca, bir kadın olarak çocukluktan itibaren bildiğim, hissettiğim ayrımcılığın kadın kimliğimizden de kaynaklandığını düşünüyorum. Dünyanın kavgası bu, ben de bu kavganın içinde büyüdüm doğal olarak. Ama erkekleri hiç yazmadığım söylenemez. Çoksesli, çok figürlü olan Temmuz Çocukları romanımda erkek perspektifini de önemsediğimi biliyorum. Valizdeki Mektup adlı ilk öykü kitabımdan beri “modern hayatta kadın erkek karşılaşmaları ve çatışmaları” temel konularımdan biri oldu; diğer temel konum ise göç.

Son olarak okurlarınızı bekleyen yeni çalışmalarınız nelerdir?

Henüz girişini yazdığım bir roman fikriyle meşgulüm: Kök ve köksüzlüğü bitki dünyası ve göçmenlikle ilişkilendirerek nasıl anlatabileceğimi tartıyorum. Ama işin çok başındayım, sanırım yazabilmek için daha sakin zamanları bekliyorum. Çünkü bu aralar hem yeni romanın etkinlikleriyle hem de Dil Gezginleri adını verdiğim bir söyleşiler dizisiyle meşgulüm. Berlin’de yaşıyor olup farklı dil ve kültürlerden ilham alan Emine Sevgi Özdamar, Kirsty Bell, Deniz Utlu gibi yazarları kapsayan bir söyleşiler dizisi bu.

Peri

Peri

Menekşe Toprak

Doğan Kitap

07 Ocak 2026 • 224 sayfa

Satın Al

Kitap alışverişlerinizi bu link üzerinden yaparak Evrensel’e destek olabilirsiniz.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
19.04.2026 10:59

Öğrenci Kolektifleri: 'İlayda Zorlu intihar etmedi'

Öğrenci Kolektifleri, Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencisi İlayda Zorlu’nun ölümüne ilişkin yaptığı açıklamada, olayın “intihar” olarak değerlendirilmesine tepki gösterdi.

Öğrenci Kolektifleri: “İlayda Zorlu intihar etmedi"
19.04.2026 11:58 / Güncelleme: 13:28

Bingöl’de maden işçilerinin sendika eylemi sürüyor: 'Uzlaşma olmazsa grev kararı'

Bingöl’ün Genç ilçesindeki Dimin Maden’de işçiler, sendikalaştıkları gerekçesiyle baskı gördüklerini ve işten çıkarmalar yaşandığını belirterek eylem başlattı.

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!