Görüntüleme merkezinde taşeron düzeni: Patron kârında, işçi radyasyon derdinde
Kamu hastanelerinin görüntüleme hizmetlerini alan şirketler, sağlıkçıyı düşük ücretle, uzun saatler çalıştırıp, koruyucu ekipman vermiyor. Görüntüleme sayısı arttıkça raporlama sürecinde radyasyon riski katlanıyor.
Çağdaş Çavuşoğlu
Randevu, taşeron, radyasyon, yüksek riskli iş… Sağlık Bakanlığı hastanelerindeki görüntüleme merkezlerini tanımlayan bu kavramlar aynı zamanda sağlık sisteminin içinde bulunduğu durumu da anlatıyor. Görüntüleme merkezleri için taşeron firmaların çekim garantili ihalelerde kâr oranlarını belirledikleri süreçler, sağlığın nasıl piyasaya açıldığının da göstergesi. Uzun yıllardır taşeron firmaların elinde olan bu merkezlerdeki sistem, hem halk sağlığını hem de çalışanların güvenliği riske atıyor.
Hasta değil para!
Samatya Eğitim Araştırma Hastanesinde Nükleer Tıp Kliniğinde görev yapan sağlık emekçileri görüntüleme merkezindeki taşeron firmanın hastalara ve çalışanlara para olarak baktığını söylüyor. Kamunun elinde olan yerlerde günlük 15 görüntüleme yapılırken Samatya’da bu rakamın 55 olduğuna dikkat çeken sağlık emekçileri, “Çünkü burada görüntüleme merkezi şirkete devredilmiş durumda. Taşeron firmalar daha fazla kâr elde edebilmek için makinenin sınırlarını zorluyor. 5 dakikada bir görüntüleme randevusu veriliyor. İptal edilen randevular hemen dolduruluyor. Firma çalışanları da makinenin bir parçası olarak görüyor. Yoğun görüntüleme demek hasta sonuçlarının geç çıkması demek. Bazı görüntüleme sonuçlarının raporları 3 ay sonra çıkıyor. Raporlama süreci uzadıkça ve iş yoğunluğu arttıkça raporlarda hatalar da artıyor” diyor.
Cihaz az, hasta çok, randevu yok
24 saatin her anına randevu verildiğini dile getiren bir işçi “Gece ya da sabaha karşı fark etmiyor. Randevu çok, aynı zamanda genel olarak randevularda boş yer yok neredeyse. Ben ilk işe başladığımda burada yanında çalıştığım sağlık fizikçisi vardı. Diş randevusu istemiş. Devlet hastanesinden yedi sene sonraya vermişler. Biz personel taramaları yapacağız. Göz taramasını iki ay sonraya vermişlerdi. Halk için zaten sıkıntı. Randevuya ulaşamıyorsun ki. Eskiden kuyruk vardı, gerçekten çok kötüydü ama bir şekilde muayene olur giderdin. Ama şimdi direkt diyor ki evinde bekle. 3 ay, 4 ay, 5 ay…” diye konuştu. İşçi, yoğunluk sebebiyle çalışanlar ve hastalar arasında gerilimlerin yaşandığını da dile getirdi.
9 saat çalışma, 5 dakikada bir çekim
Görüntüleme merkezinde 8-9 saat 5 dakikada bir çekim yapıldığını anlatan işçi “Koruyucu ekipman kontrolü olmuyor. Bizim çekim yapılan cihazın yanına giderken giydiğimiz kurşun bir önlük var çok ağır bir şey. 3 dakikada bir onu giyip çıkarmamız gerekiyor. Ya da gün boyu onunla oturmamız bu imkansız zaten kaç kiloluk malzeme. Kimse de o kadar sık giyinip çıkartamıyor ister istemez yoğunluktan kaynaklı, daha rahat hareket edebilmek için giyinmiyoruz önlüğü” dedi.
İş yüksek riskli, güvenlik neredeyse yok
Nükleer görüntüleme merkezleri yüksek riskli iş grubuna giriyor. Elle tutulmayan gözle görülmeyen radyoaktif maddeler çalışanlar üzerinde hayati tehlikeler yaratabiliyor. Görüntüleme işlerinin taşeronlaşmasıyla birlikte iş güvenliği önlemleri de bir kenara bırakılmış. Çalışanların radyasyonu ölçen dozimetreleri kullanması gerektiğini söyleyen bir işçi “Her çalışanda olmak zorunda. Ama sekreterlere dozimetre vermemek için alan monitörü dediğimiz şey koydular. Bu alan monitörü denetimli alanlara koyulur. Bunun nedeni de şua izni. Çünkü dozimetre kullanan herkesin şua izni olur. İzin vermemek için alan monitörü koydular, denetimli alan yaptılar.”
‘Dozimetre vermiyorlar’
Destek personeline de dozimetre verilmediğini dile getiren işçi şöyle devam etti: “Dedim ki radyasyon dökülünce siz temizliyorsunuz. Çöpleri siz topluyorsunuz. Depoya siz giriyorsunuz. Alanları siz temizliyorsunuz. Niye dozimetreniz yok? Bize vermiyorlar dedi. Temizlik işçisi arkadaşlar benim ölçüp uzağa koyduğum deponun içine giriyor. Kurşun deponun içine. Her taraf çöp poşeti. Onlar giriyor içine hepsini ayıklıyor. Bir de onları toplama süreci, bulaş olduğunda onları temizleme süreci her şey personel üzerinden geliyor. Sırf tespit için kendi adıma dozimetre söyledim. Bizim kadar doz aldıklarını kanıtladım. Hepsinde dozimetre olması zorunlu. Ama taşeron firma personele dozimetre kullanılmamasına dair sözleşme imzalatmış.” Radyoaktif hasta bekleme odasındaki açık kapının Nükleer Denetleme Kurulu tarafından kapattırıldığını hatırlatan işçi “Şimdi o radyoaktif hasta sekreterlerin önünden geçip gidiyor. Onlar da maruz kalıyor. O alanda sekreteri radyasyondan koruyacak bir şey yok” dedi.
Yasa yok sayılıyor, ücret düşük, mesai fazla
Yüksek riskli iş grubunda çalışan Nükleer Tıp Kliniği işçileri İş Kanunu’na göre haftada 35, günde 7 saat çalışmalı. Ama taşeron firmanın dayattığı düşük ücret ve ağır iş yükü işçileri fazla çalışmaya zorunlu bırakıyor. Taşeron işçiler, aynı işi yaptıkları kamu emekçilerinin yarısı kadar ücret alıyor. Ortalama ücretin 35 bin lira olduğunu söyleyen bir işçi “Ücretler o kadar düşük ki, cumartesi ve pazar günleri çalışmaya gelmek zorunda kalıyoruz. Ceplerimize 3 kuruş daha fazla para girsin diye. Arkadaşlar kendisini riske atıyor. Üniversitede bize verilen derslere göre hücrelerin kendilerini yenileyebilmesi için hafta sonu mesaisi yasak. Ama insanlar geçinebilmek için kendi sağlıklarını riske atıyorlar. Sırf işte kiralarını ödeyebilmek için yani” dedi.
Hastane yönetiminin yaşananları görmezden geldiğini anlatan bir işçi şunları söyledi: “Biz hastaneye düzenli olarak imza föyleri veriyoruz. Her ayın sonunda hangi günler geldik diye. Çalışma shiftlerimizin yazdığı bir imza föyü veriyoruz. Ama cumartesi pazarı siliyoruz, işaretlemiyoruz. Cumartesi günü ve pazar günü geldiğimizde biz bunu hiç kimseye bildirmiyoruz. Bu çalışma ücret paketimizde fazla mesai olarak yatmıyor. İş primi diye yatıyor. Resmen evrakta sahtecilik. Bir gün başıma bir şey gelse imza föylerini çıkaracaklar. Cumartesi pazar gelmemişsin diyecekler. Ama ben geldim. Hastane yönetimi muhtemelen bunları biliyor. Sonuçta kameralar var, kayıtlar var, çekilen hasta dosyaları var. Evet biliyor ama bunu bilmezlikten geliyor.”
Cihaz sayısında dip, görüntülemede rekor
Türkiye’de görüntüleme cihazı sayısı OECD ortalamasının altında. Türkiye’de milyon kişi başına 30 adet görüntüleme cihazı düşüyor. Dünyada ise bu rakam 51. Fakat görüntüleme sayısında tam tersi bir tablo çıkıyor. Sağlık işçisi anlatıyor: “Türkiye’de tomografi, röntgen yani radyasyon cihazları tedavide ilk uygulama olarak kullanılıyor. Halbuki en son kullanılması gerekir. Bakanlık, üniversite hastaneleri, özel hastaneler yetmiyor artık hemen her yerde özel görüntüleme merkezleri açılıyor. Bunun nedeni çok kârlı bir iş. Hastalar randevu bulamıyor buralara yönelmek zorunda kalıyor.”
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et