Belediyelerde on binlerce işçi toplu iş sözleşmesine hazırlanıyor
Hem iktidar hem muhalefet belediyeleri, ‘maliyet’ gerekçesiyle hakları sınırlamak isterken, işçileri “yük” olarak gösteriyor, düşük zam dayatıyor. İşçilerin kazanımları, ancak birleşik mücadele ve örgütlü hareketle mümkün oluyor.
Fotoğraf: Evrensel
Kayhan Geyik
[email protected]
İstanbul’daki ilçe belediyelerin bir bölümü başta olmak üzere, Türkiye’de onlarca il ve ilçe belediyesi haziran ayında yeni sözleşme dönemine giriyor. Bahsi geçen sözleşme belediye iştiraklerini kapsayan (Kadro kandırmacasıyla taşerondan alınan ve belediye şirketlerine devredilen yüz binlerce işçiyi ilgilendiren) sözleşme. Nisan-mayıs ayları sendikaların yetkilerini aldıkları (Hizmet-İş, Genel-İş, Belediye-İş) TİS taslaklarını hazırladıkları, TİS taslağını belediye yönetimleriyle paylaştıkları TİS hazırlık dönemi olarak geçiyor.
Bu dönemde belediye işçilerinin taleplerini belirlemesi, bu taleplerin tartışılması, sonuçlandırılması, hatta tüm bu süreçte tutarlı bir şekilde savunulmasını da kapsayacak bir şekilde işçilerden oluşan TİS komiteleri kurulması beklenir. Birkaç iyi örneğin dışında genel olarak sendika şubeleri işçilere taleplerini sormayı tehlikeli bularak -bu talepleri alamayacakları ve bu taleplerin altında kalacaklarını düşünerek- geçiştirirler. İşçilere nasıl kazanabileceklerine dair bir yol göstermek, bu yolun gereklerine uygun bir sendikal faaliyet yürütmek yerine, “Belediyeler vermez, biz de alamayız, talep etmeyin” diyorlar. İşçilere sürekli kazanamayacaklarını öğütleyen bir sendikal anlayış bir yanda işçilere karamsarlık yüklerken, diğer yanda işçilerin her TİS döneminde yeniden deneyimledikleri, “sözleşmelerin aynı tornadan” çıkar gibi tüm belediyelerde aynı şekilde imzalanması ve işçilerin bu durumun sorumluluğunu sendika genel merkezlerine bırakması ve dolayısıyla bu sendikalara dair güven yitimlerinin yarattığı belirsizlik duruyor. Yani sendikalar TİS hazırlığını işçilerle yapmak istemezken, işçilerin de sendikalara dair güvensizliği perçinleniyor.
Sorunlar derinleşiyor; kiralar 30 bin, ücretler 50 bin
Eriyen ücretler, İzmir başta olmak üzere bir çok belediyede hedef haline getirilmiş TİS’ler, delinmiş sözleşmeler, TİS’lerle belirlenmiş disiplin kurullarını işletmeden atılan işçiler, işten atma tehdidiyle görevi olmayan işlerde çalıştırılan işçiler, aynı işi yaparken daha az ücret alan işçiler, on yıllardır kadro bekleyenler, kayyımlar tarafından sıfır zamla tehdit edilenler, kiranın 30 bin lira olduğu illerde 50 bin lira ücret vermekle övünen belediyeler, iktidarın tasarruf adı altındaki politikalarını uygulamak için işçileri sefalete mahkum eden yönetimler… Elbette bu listenin başını tek adam iktidarının ekonomik programını kendi belediyelerinde uygulayan AKP ve MHP belediyeleri çekiyor. Sıfır zam dayatmakla kalmıyorlar, aynı zamanda her sendikal hareketi, her mücadele girişimini, işçilerin sendikal tercihlerini belediye binalarının bürokratik koridorlarında elden ele dolaşan tutanak ve sürgün belgeleri ve tehditleriyle boğuyorlar. İşçilerin sendikal tercihlerini baskılıyorlar. Bir süredir iktidarın muhalefet belediyelerine uyguladığı kesintileri gerekçe göstererek, tüm kesintiyi işçilerin sırtına yıkmaya çalışan, belediyedeki tüm hizmeti üreten işçileri, bir kamu yükü olarak göstermeye çalışan muhalefet yönetimlerinin de bu tablodaki hakkını vermek gerekir.
Bunun bir örneği halihazırda devam eden ve belediyelerdeki kamu personelini kapsayan sözleşmeler; mart-nisan aylarında Tüm Bel-Sen’in belediyelerde gerçekleştirdikleri eylemlerle kamuoyuna yansıdı. Tüm Bel-Sen yaptığı açıklamalarda birçok belediyede 4. ayına gelen görüşmelerde (4 aydır işçilerin hak ettikleri zammı alamadıkları da göz önünde bulundurulmalı) yoksulluk sınırının altında ücret dayatıldığı görüldü.
Maliyet olarak baktıkları belediye işçileri, belediyelerdeki tüm hizmeti üretenler!
İşte bu koşullarda belediye yönetimleri işçi maliyetlerini düşürmek için belediye çalışanlarının aynı ücretle daha fazla çalışmasını isterken, “Beğenmeyenler çıkıp gitsin” sözü belediye başkanlarının ağzına pelesenk oldu. İş güvencesinin ortadan kaldırılmaya çalışıldığı, TİS’lerin belediyelere yük gibi gözüktüğü bu tabloda belediyeler, işçilerin maliyetlerini azaltarak, kamuoyunda daha fazla gözükür olabilecek, kendi imajlarını yenileyebilecekleri “İşlere bütçe ayırmayı” öncelik sayıyorlar. Belediye işçilerinin yaşadıkları iş kazaları, eksik ekipmanla yaptıkları işler, kırık çöp konteynerleri, bozuk araçlar, alınmayan iş güvenliği önlemlerine ise çok sınırlı bir bütçe ayırıyorlar. İşçilerin bunlardan bahsetmesi suç sayılıyor. Bunları bir grev nedeni sayması ise şımarıklık olarak görülüyor. Bizzat belediye yönetimleri, TİS dönemlerinde greve çıkan işçilerin insanca yaşayacak ücret taleplerini, iş güvenliğine dair taleplerini ezmek için işçilerin tüm bütçeyi istediğine dair bir kampanya yürüttüler. Yani vermedikleri ücretleri, almadıkları önlemleri, planlayamadıkları işlerin, kamuoyu nezdinde gözükür olmasını engellemeye, işçilerin taleplerini silikleştirmeye çalıştılar. Belediye işçilerinin birçok yerdeki grev kararlılığı, halka kendini anlatma yeteneği; bu kara propagandayı kırdığı ölçüde de belediyeler geri adım attı.
Belediye işçileri birleştiği ölçüde kazandı!
Belediye işçilerinin taleplerinin kamuoyu nezdinde gözükür olması, belirginleşmesi ve daha çok belediye işçisinin bu talepler etrafında bir araya gelmesi herhalde belediye yönetimlerinin en fazla çekindikleri olgudur. Bu sadece belediyeler açısından da değil, belediyelerdeki mücadelelerin diğer iş kollarını da etkileyebileceği, “Bu ücretlerle geçinebilmenin mümkün olmadığı”na dair genel homurdanmanın somut, kazanılabilir bir talebe dönüşmesi açısından da bir anlam taşıyor.
Geçtiğimiz sözleşme döneminde belediye işçilerinin İstanbul, İzmir ve Ankara ilçe belediyelerinde başta olmak üzere birçok belediyede “Sefalet ücreti istemiyoruz” mücadelesi, belediye yönetimleriyle, sendika genel merkezlerinin birbirlerini çok zorlamadıkları bir tonda ama yer yer belediye işçilerinin şube yönetimleriyle ve sendika genel merkezleriyle karşı karşıya gelmesiyle sonuçlandı. İstanbul ve İzmir’de belediye işçilerinin kararlılıkları yer yer sendika şubelerini ve sendika genel merkezlerini grev kararı almaya zorladı ve saldırıların püskürtülmesinde önemli bir rol oynadı.
Ancak belediye yönetimlerinin hem TİS’lerin uygulanmasına dönük saldırılarının nasıl püskürtüleceği, hem de yeni TİS’lerin daha iyi koşullarda nasıl imzalanacağı tartışmasına dair işçilerin kafalarında pek çok soru olduğu söylenebilir. Bu sorulara işçilerin verdikleri benzer yanıtları tartışmayı ve bu 1 Mayıs’ın bu açıdan neden belirleyici olacağını bir sonraki yazımıza bırakalım.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et