ODTÜ Mimarlık Topluluğu 'Kadın ve Mekan' etkinliği düzenledi: Mekân kimin için?
ODTÜ Mimarlık Topluluğu’nun “Kadın ve Mekan” başlıklı etkinliğinde mekanın cinsiyetle ilişkisi, beden ve mekan ilişkisi ve şehir ölçeğinde kadının konumu üzerine tartışma yapıldı.
Fotoğraf: Evrensel
Ankara - ODTÜ Mimarlık Topluluğu, fakültelerinin galeri alanında “Kadın ve Mekan” başlıklı bir etkinlik düzenledi. Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Ekin Pınar’ın anlatımıyla başlayan etkinlik, konu üzerine yapılan tartışmalarla devam etti.
Etkinlikte mekanın cinsiyetle ilişkisi, beden ve mekan ilişkisi üzerine başlayan anlatımda cinsiyetin oluşumunun sosyal, kültürel ve belki de mekansal etmenlerle ortaya çıktığı, belli cinsiyet kodlarla doğmayıp sonradan biçimlendiğimiz vurgulandı. Kamusal ve özel mekan ayrımına dikkat çekilen anlatımda, Antik Yunan’da evin kadınlar için, kamusal alanın erkekler için belirlendiği konuşuldu. Bu ayrımın bugün de hala sürdüğü ve bu duruma karşılık kadınların direniş mekanlarından bahsedildi. Hamamlar, avlular ve daha soyut olarak ise komşuluk ilişkileri gibi, kadınların kendi sosyal ağlarını oluşturmaya çalıştıkları yapılar örnek olarak verildi. Kadınların oluşturdukları bu direniş mekanlarının bir izolasyon mekanı da olup olmayabileceği üzerine tartışıldı.
Şehirler kadınlar için ne kadar güvenli
Ardından şehir ölçeğinde kadının konumu da tartışmaya açıldı. Şehrin kadın için ne kadar güvenli bir mekan olduğu üzerine yürütülen tartışmada; kadının şehirde görünür olmadığı, görünür hale gelince ise şehrin erkek için tasarlanmış olup kadının meta haline gelmesi gibi başka sorunların ortaya çıkması konuşuldu. Aynı zamanda kadınların şehirdeki deneyimlerinde sınıf farkının da etki ettiği ifade edildi. Toplu taşıma, yetersiz aydınlatmalı sokaklar, çalışma saatleri gibi koşullar üzerine konuşuldu ve üst sınıf bir kadının şehirdeki deneyiminin orta, alt sınıf bir kadınla aynı olmadığı da vurgulandı. Bunun yanı sıra göçmen bir kadının şehirdeki deneyiminin de eklenen birçok etmen dolayısıyla farklı olduğu da söylendi. Şehirler gibi standardize olmuş tasarımların ve mekanların erkek bedeni üzerinden şekillenmesi, sürekli derslerde adı geçen mimar Le Corbusier’in ortalama insan ölçüleri ve altın orandan faydalanarak geliştirdiği “Modulor” ölçeğindeki 1,83 metre boyundaki erkek figürüne göre yapılan tasarımlar eleştirildi.
Kadın mimarların görünmez emeği tartışıldı
Mekanlar ve tasarımlar üzerinden yapılan bu eleştirilerin yanı sıra mimarlık, planlama, tasarım alanlarındaki kadınların konumları üzerine de tartışmalar yürütüldü. Mimarlar açısından sadece kadın yıldız mimarların (starchitect) bilindiği, bu alandaki diğer kadınların görünmezliği üzerine konuşuldu. Bunlara karşı kadınların kendi alanlarında kurduğu kolektiflerden de örnekler verildi.
Kadınların ev içi emeklerinin görünür olmaması üzerine yürütülen tartışmada ise ev içi emeğin toplumsallaştırılmasının gerekli olduğu; kamusal hizmetlerin artırılması, kolektif yaşam pratikleri, mahalle ve kent tasarımının emeği görünür ve paylaşılabilir kılması gibi yöntemler üzerine tartışıldı.
Cinsiyet tartışmaları derslerde yer almalı
Etkinliğin sonunda mimarlık öğrencilerinin eğitim hayatları boyunca ve sonraki süreçte neler yapabilecekleri konuşuldu. Mimarlık eğitiminde cinsiyetin neredeyse hiç tartışılmadığını belirten öğrenciler, bu konunun derslerde de yer alabileceğini söylediler. Yapılan tasarımlarda kullanıcıları baz almanın, ne için ve kim için tasarladığını bilmenin önemini de vurgulayan öğrenciler, kadınlar, mimarlar, planlamacılar, tasarımcılar olarak bir şeyleri değiştirmek adına sınırlı alana sahip olduklarında ortaklaştı. Meslek odaları gibi alanlarda bir araya gelerek kendi sözlerini üretebilmelerinin mücadele ve kazanımlar için kritik bir nokta olduğu da tartışıldı.
(Evrensel)
Evrensel'i Takip Et