11.04.2026 16:50 / Güncelleme: 18:01

EMEP'ten 'Emperyalist Saldırganlık: Dünya ve Türkiye' Sempozyumu

Emek Partisi Ankara’da “Emperyalist Saldırganlık: Dünya ve Türkiye” başlıklı sempozyum düzenledi. 3 oturumdan oluşan sempozyuma yazar, akademisyen, gazeteci ve siyasi parti temsilcileri katıldı.

EMEP'ten “Emperyalist Saldırganlık: Dünya ve Türkiye” Sempozyumu

Fotoğraf: Evrensel

Doğa Baybuğa
[email protected]
Zeynep Algedik
[email protected]


Ankara – Emek Partisi Ankara’da “Emperyalist Saldırganlık: Dünya ve Türkiye” başlıklı sempozyum düzenledi.

“Emperyalizm ve Bağımlılık İlişkilerinin Ekonomi Politiği”, “Kapıdaki Düşman: Yeniden Paylaşım ve Türkiye”, “Ülkemiz ve Dünya İçin Ne Yapmalı?” başlıklarıyla 3 oturumdan oluşan sempozyumda yazar ve akademisyenler, gazeteciler ve siyasi parti temsilcileri yer aldı.

“Savaşa ve sömürüye karşı 1 Mayıs’ta alanlara”

Emek Partisi ve Emek Gençliği adına sempozyumun açılış konuşmasını yapan Bilgesu Kiper, emperyalist-siyonist saldırıların son durağının İran olduğunu, bugün yaşanan gelişmelerin yalnızca bölgesel krizler olmadığını; emperyalist yeniden paylaşım mücadelelerinin bir parçası olduğunun altını çizdi.

Temmuz ayında Ankara’da gerçekleşecek olan NATO zirvesinde savaş politikalarının mimarlarının aynı masada buluşarak dünyayı paylaşacağını söyleyen Kiper, “Bu masaları halklar, işçi sınıfı ve emekçiler devirir” dedi. Kiper, dünyanın yeni bir dönemden geçtiğinin altını çizerek “Şimşek programının, baskı ve saldırıların, bağımlılık ilişkilerinin ayyuka çıktığı bu yeni dönem, ancak onun karşılığını verebilecek bir mücadeleyle; bu sempozyumun çıktılarını ‘Savaşa ve sömürüye karşı 1 Mayıs’ta alanlara’ şiarıyla kapı kapı örgütlenirken değerlendirelim” şeklinde çağrıda bulundu.

İlk oturum: Emperyalizm ve Bağımlılık İlişkilerinin Ekonomi Politiği

“Emperyalizm ve Bağımlılık İlişkilerinin Ekonomi Politiği” başlıklı ilk oturumda Hacettepe Üniversitesi’nden Doç. Dr. Muammer Kaymak, İstanbul Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Doğan Çetinkaya, Teori ve Eylem yazarı Nuray Sancar konuşmalarını gerçekleştirdi.

Emperyalizmin tarihsel açıdan iktisadi ve siyasi olarak gelişimini anlatarak kapitalizmden bağımsız olmadığını söyleyen Doç. Dr. Muammer Kaymak, “Küreselleşme ideolojisi, kapitalizmin tek bir dünya sistemi olarak refah getireceği iddiasını öne çıkardı. Sosyalizmin çözülmesi ve sosyalist partilerin güç kaybetmesiyle bu söylem daha da güç kazandı. Ancak 1990’larda küreselleşme karşıtı hareketler ve özellikle 2003 Irak işgaliyle birlikte emperyalizm tartışmaları yeniden canlandı” diye konuştu.

Bu tartışmaların çoğu zaman akademik ve soyut düzeyde kaldığını; bazı yaklaşımların Kautsky’nin ultra-emperyalizm tezine yakın şekilde, ulusötesi bir kapitalizm ve küresel bir imparatorluk fikrini savunduğunu söyleyen Kaymak, “Sonuç olarak burada temel mesele siyasal özne problemidir. Yani klasik emperyalizm tartışmalarında olduğu gibi; örgütlü bir işçi sınıfı ve güçlü sosyalist partilerin varlığı meselenin merkezinde” diye konuştu.

“NATO’nun bahsettiği güvenlik sermayenin güvenliğidir”

Dr. Öğr. Üyesi Doğan Çetinkaya ise NATO söz konusu olduğu zaman güvenlik kavramının ortaya sürüldüğünü söyleyerek, “NATO’nun merkezinde güvenlik var, çok önemli olduğu söylenir. Ama bu bahsedilen güvenlik sermayenin güvenliğidir. Sermayenin dünya çapındaki varlığının ve onun hegemonik gücü olan ABD’nin bu güvenliği, düzeni sağlamak için ihtiyaç duyduğu askeri ittifaktır” dedi.

Emperyalizm çağının, rekabetin kızıştığı bir dönemde başladığına ilişkin bir intiba uyandığını söyleyen Çetinkaya, “Kolonyalizm deyince yaygın olarak akla bir devletin başka bir coğrafyayı fethettiği geliyor. Fakat bu kolonizasyonun başlatıcısı olanlar doğrudan şirketler. Biz burada devletlerden, imparatorluklardan ziyade şirketlerin ön planda olduğunu görüyoruz. 1857’ye kadar Hindistan bir şirket tarafından yönetildi” diye anlattı.

“Türkiye emperyalist hegemonyanın sınırında hareket ediyor”

Türkiye sermayesinin uluslararası düzeyde ekonomik ve politik bağımlılığı hakkında konuşan Teori ve Eylem yazarı Nuray Sancar NATO’nun iktisadi olarak gelişmekte olan ülkeleri kendi hegemonik sınırları içinde siyasi, ekonomik ve askeri olarak konumlandırdığına vurgu yaptı. Sancar, “Bu yapı, kendisine direnmeyen ya da ortaya konulan stratejilere itiraz etmeyen çeşitli ülkeleri belirli ölçülerde kendine bağlamaktadır. Bu yüzden giderek daha fazla gelişen Türkiye, Brezilya, Suudi Arabistan ve Mısır gibi ülkelerin çoğu emperyalist hegemonyanın, hegemonik gücün çizdiği sınırlar içinde hareket etmektedir” şeklinde konuştu.

“NATO milliyetçi işbirlikçilerle konuşlanıyor”

Sancar, NATO’nun yalnızca ülkelerin dış politikalarıyla değil, kontrgerilla yerel örgütlerle de örgütlendiğine dikkat çekerek “NATO aslında bir dış güç değildir. Her ülkenin içindeki işbirlikçileriyle, o ülkede oluşturduğu kontra teşkilatlarla ve bu kontra teşkilatların yerel ağlarıyla örgütlenir” dedi.

“Erdoğan IMF’siz IMF programı uyguluyor”

Türkiye’de emekçilerin yaşam koşullarının, iktisadi dinamiklerin uluslararası sermayenin çıkarlarına göre belirlendiğine dikkat çeken Sancar “Türkiye uluslararası sermayeye ‘Size tesisinizi kuracağınız arazileri vereceğiz, vergi kolaylığı sağlayacağız; ürettiğiniz malları ihraç ederken de çeşitli avantajlar sunacağız’ diyor. Ayrıca buralarda yabancı işletmelere verilen en önemli sözlerden biri de düşük emek gücüyle çalışan bir işçi sınıfıdır. Bu da Türkiye’nin bir emek ‘cehennemi’ hâline gelmesi anlamına geliyor” dedi. Türkiye’de IMF’siz bir IMF programı uygulandığını, emeklilerin ne kadar maaş alacağı, asgari ücretin Türkiye’de ne kadar olacağının uluslararası finans kurumları tarafından belirlendiğini söyleyen Sancar, “Dolayısıyla bugün aslında biz ücretlerimizi, maaşlarımızı uluslararası finans kuruluşlarının belirlediği miktarlar üzerinden alabiliyoruz. Büyük yabancı şirketlere açılmış, kaybedecek çok şeyi olan bir ülkeden söz ediyoruz” dedi.

Türkiye’nin Kürt sorununu ekonomik ve politik bir araç olarak kullanmaya devam ettiğini söyleyen Sancar, “Örneğin süreç başladıktan kısa bir süre sonra, Recep Tayyip Erdoğan bir konuşma yaparak Güneydoğu bölgesinde güvenliğin sağlandığını duyurdu ve uluslararası sermayeyi oraya yatırım yapmaya çağırdı. Oysa bugün bölgede ağaçların kesildiğine, barajların kurulduğuna ve maden arama şirketlerinin faaliyet gösterdiğine dair sürekli haberler görüyoruz. Dolayısıyla o bölge artık bir paylaşım alanı hâline gelmiş durumda” dedi.

“Bu işlerin arkasında şirketleri aramak lazım”

Dünyadaki savaşların nedenlerinin ve etkilerinin konuşulduğu ikinci oturumda gazeteci Musa Özuğurlu, “İsrail’in İran’a yönelik açtığı bu savaş sadece İsrail açısından bir dizayn ama işin daha genişini, daha gelecekle ilgili olan tarafını düşünecek olursak ABD'nin İran’a savaşı aslında gelecekle ilgili bir savaş, bugünün savaşı değil” dedi.

İran’a yapılan saldırının Amerika’nın artık eski imkânlarına sahip olmadığının bir göstergesi olduğunu söyleyen Özuğurlu, “Başta merkantilist dönemden başladık, ‘korumacılıktan’ buralara kadar geldik. Gerçekten de bütün bu işin arkasında şirketleri aramak lazım. Ve dört beş şirket ismi sayıldı ama yüzlerce, binlerce şirket var. Hani Max Weber ‘Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu’ diyor ya; hayır, bugün için ‘sermayenin ruhu’ diye bir kavramı ortaya koymamız lazım. Az önce Türkiye’de nasıl yansıyor, nasıl anlamamız lazım dedik ya; evet bu şekilde anlamamız lazım” diye konuştu.

“Körfez ülkeleri saldırılara sessiz kalarak destek verdi”

Gazeteci Hediye Levent, İsrail ve ABD’nin bölgedeki hamlelerini değerlendirirken; “Körfez ülkeleri, özellikle bölge ülkeleri—Mısır’ı da kısmen ekleyebiliriz—Filistin meselesine uzunca bir süredir yük olarak bakıyorlar. Keza Körfez ülkeleri, özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere, İran’ın bölgedeki nüfuzunun Arap ayaklanmaları döneminde iyice derinleşmesinden, genişlemesinden ve yayılmasından rahatsızlardı. Dolayısıyla burada Gazze’den başlayarak İran’a doğru uzanan bu nüfuzun kırılmasını hedefleyen saldırılara sessiz kalarak destek verdiler diyebiliriz. Bu da İsrail’in avantaj hanesine yazıldı” dedi.

Levent, İsrail’in aynı zamanda “ben bir bölge ülkesiyim hem askerî hem ekonomik açıdan güçlü bir aktörüm, sahada bunu pratikte de uyguluyorum” şeklinde, Gazze’deki kıyımı bir çeşit açık silah gösterisine çevirdiğini söyledi.

“Türkiye bölgedeki nüfuzunu genişletmek istiyor”

İran’ın yoğun saldırılara karşı ciddi bir direniş gösterdiğini; özellikle İran halkının tutumunun altını çizmenin önemli olduğunu söyleyen Levent, Türkiye’nin pozisyonunu da değerlendirdi. İran’ın geri itilmesiyle oluşan boşlukta Türkiye’nin bu güç boşluklarını doldurmaya aday ülkelerin başında geldiğini söyleyen Levent, “Türkiye aynı zamanda hem Suriye’de hem Doğu Akdeniz’de hem de Kıbrıs’ta İsrail’le karşı karşıya gelmeye devam ediyor. Türkiye bir taraftan İran’dan boşalan alanları doldurmaya çalışırken, özellikle Suriye üzerinden bölgedeki nüfuz alanını genişletmeye çalışıyor” dedi.

Körfez ülkeleri açısından daha önce temel tehdit olarak İran görüldüğünü ancak şimdi İsrail’den de tedirgin olduklarını söyleyen Levent, “Özellikle İsrail’in Katar gibi ülkelere yönelik potansiyel saldırgan tutumları bu endişeyi artırıyor. Bunun yanında Körfez ülkelerinin Amerika Birleşik Devletleri’ne olan güveni de sarsılmış durumda. Çünkü büyük savunma harcamalarına rağmen, nispeten düşük maliyetli drone saldırıları karşısında ciddi zararlar yaşadılar. Sonuç olarak en üst düzeyde baktığımızda, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Çin arasında bölgedeki enerji hatlarını ve ticaret güzergâhlarını kontrol etme mücadelesi yürütülüyor. Bu aslında yeni bir savaş değil, devam eden büyük rekabetin bir parçasıdır” şeklinde konuştu.

“Türkiye’de savaşa yatırım yapan bir yönelim var”

Türkiye sanayi yatırımlarının daha çok Kıbrıs Harekâtı ve sonrasında uygulanan ambargo süreciyle birlikte şekillendiğini, 1975’te ASELSAN kurulduğunu ancak asıl artışın 2000’li yıllardan sonra gerçekleştiğini söyleyen gazeteci Fatih Polat, “Türkiye’de şu an 2025 yılı itibarıyla savunma sanayinde faaliyet gösteren firma sayısı 300’ün üzerinde, hatta 500’ü aşkın firmadan söz ediyoruz. Bu sayı özellikle AKP döneminde, bölgesel gelişmelerle bağlantılı olarak artmıştır. Dünyanın en büyük 100 savunma şirketi arasında da Türkiye’den firmalar yer almakta. Türkiye elliden fazla ülkeye savunma sanayi ürünleri ihraç etmektedir. Ancak burada şöyle bir durum var: Türkiye’nin toplam sanayi ihracatı içinde savunma sanayinin payı henüz yüzde 1’i geçmiş değildir” diye konuştu.

Polat, Türkiye’nin Somali’ye kadar uzanan bir etki alanının oluştuğunu, 2007’de MİT’in 80. kuruluş yılı dolayısıyla yapılan açılımlar ve sonrasında izlenen politikalarla birlikte, Balkanlardan Orta Doğu’ya kadar uzanan coğrafyada Türkiye’nin daha aktif bir rol üstlenmeye çalıştığını söyledi.

PKK ile mücadele sürecinde geliştirilen İHA ve SİHA teknolojilerinin Türkiye’nin savunma sanayindeki ilerlemesini gösterdiğini söyleyen Polat, yakın dönemde de Suriye’nin kuzeyinde yaşanan süreçte Türkiye’nin de desteğiyle bazı güçlerin geri çekilmek zorunda kaldığını hatırlattı. Polat, bu süreçte Otokar tarafından üretilen Cobra II, Amazon gibi zırhlı araçlar ile ASELSAN ve Nurol Makina gibi firmaların ürünlerinin sahada kullanıldığını söyleyerek “Dolayısıyla bütün bunları birlikte düşündüğümüzde, Türkiye’de egemen sınıflar ve sanayi yapısı içinde savaşa yatırım yapan bir yönelimin bulunduğundan söz edilebilir” diye konuştu.

Çoban: “Artık egemenler dahi emperyalizmin adını anmadan siyaset yapamıyorlar”

“Ülkemiz ve Dünya için en yapmalı?” başlıklı son oturumda Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Ankara İl Başkanı Fırat Çoban ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Ankara İl Eş başkanı Fatin Kanat konuşma gerçekleştirdi.

TİP Ankara İl Başkanı Fırat Çoban, işçi sınıfı bitti söylemlerini gerçeği yansıtmadığına dikkat çekerek “Egemenlerin ideologlarının dahi dilinde, —ki zaten onların yok olduğunu söylediği dönemde dahi—hem nicelik hem nitelik olarak işçi sınıfının büyüdüğünü biz biliyoruz. Ama o demode, arkaik ilan edilen emperyalizm de böyle yanı başımızda dolaşıyor. Artık o egemenler, onların ideologları ve partileri dahi emperyalizmin adını anmadan siyaset yapamıyorlar. Bizce bugün artık varlığı herkes tarafından tescil edilen bu iki kategori—emperyalizm ve işçi sınıfı— biri öbürüne karşı tarihin görmediği, tanık olmadığı bir saldırıyla silahlanmış, bir soykırıma girişmiş durumda; bir sınıf kırımına girişmiş durumda. İşte bizim sosyalistler, devrimciler, demokratlar olarak belki görevimizi tek kelimeyle ifade etmemiz gerekirse: bizim artık varlığı kabul edilen işçi sınıfını, yine egemenlerce kabul edilen emperyalizme karşı ideolojik, politik ve maddi olarak silahlandırmaktan ve emperyalizmi yıkmaktan başka bir hedefimiz yok” ifadelerini kullandı.

Kanat: “Verilen sözlerin tutulmadığı bir süreç yürütülüyor”

DEM Ankara İl Eş başkanı Fatin Kanat konuşmasında komisyon tartışmaları ve süreçe değindi. Kanat, “Süreç bakımından devlet adına laf kuranlarla bizim cenahımız adına laf kuranların bir biçimde görüşmeler yaptığı, bazı sözlerin verildiği ama bu sözlerin tutulmadığı bir süreç yürütülüyor. Ama muhataplarımızın asıl niyetini sorarsanız; Erdoğan’ın ‘Kobani düştü düşecek’ söylemini, bu yapıların sırtı sıvazlandıktan sonra ve sonrasında yapılan saldırılarla birlikte ortaya çıkan tabloyu görüyoruz. Bahçeli’de de mesela ‘YPG Suriye’den çıkarılsın’ söylemini görüyoruz. Aslında gerçek niyetlerin bu olduğunu biz de biliyoruz” dedi.

“‘Halkı yanıltıcı bilgiyi yaymaktan tutuklama’ maddesinin kaldırılması talebi kitlelerce tartıştırılmalıdır” 

EMEP Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak ise taleplerin birliğinin mücadeleyi ilerleteceğini söyleyerek, “Seçilmişler ancak halkın iradesiyle görevden alınabilir, halkın kendisi geri çağırabilir, kayyum düzeninin tamamen son bulmasını bir talep olarak ortaya koymadığımız sürece pek çok yerde birleşme olanaklarını bulamıyoruz”dedi. Aynı zamanda yargı sopasının son bulmasının talepler arasında olması gerektiğini söyleyen Başkavak, “İki milletvekilimiz bir yasa teklifi verdi. Ama mesele Emek Partisi’nin iki milletvekilinin bir yasa teklifi vermesi değil. ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi yaymaktan tutuklama’ maddesi kaldırılsın diye verilen bu teklif, aslında bunu bir talep olarak kitlelerin talebi hâline getirmek, tartışmaya açmak üzere verilmiş bir yasa teklifidir. O nedenle de buradan bu yasa teklifine sahip çıkmak ve ilerletmek önemlidir diyoruz” diye konuştu. 

Basın ve ifade özgürlüğünün önündeki bütün engellerin ortadan kaldırılması, seçim ve sendika barajlarının tamamen ortadan kaldırılması, aynı zamanda grev hakkının, sendika seçme özgürlüğünün ve örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması, eğitimin ve sağlığın parasız hâle getirilmesinin de talepler arasında yer alması gerektiğini söyleyen Başkavak, “NATO’dan çıkılması ve Türkiye’deki bütün askerî üslerin kapatılması, bütün ülkelerle açık ya da gizli askerî ve ticari anlaşmaların iptal edilmesi, açıklanması gibi demokrasi ve özgürlükler alanına ilişkin talepleri de sıralanabilir” dedi.

Başkavak ayrıca insanca bir yaşam için birleştirilebilecek talepler açısından; hem asgari ücretin insanca yaşanacak bir seviyeye çıkarılması, hem de yoksulluk sınırının altındaki bütün ücretlerin yoksulluk sınırının üzerine çıkarılması, yoksulluk sınırı altında geliri olan ya da hiç geliri olmayan bütün emekçi ailelere de elektrik, su, doğalgaz, internet gibi bütün temel ihtiyaçların devlet tarafından karşılanması, işten atmaların yasaklanması, zenginlerden servetine göre artan oranlı vergi alınması gibi taleplerin de öne çıktığını ifade etti.

11.04.2026 16:17 / Güncelleme: 16:26

Hakemler de VAR’dan rahatsız: 20 yıllık hakemden 'Bu rolü kimse istemiyor' itirafı

Dakikalar süren incelemeler, milimetrik kararlar ve kaybolan gol sevinçleri… Hakemlere göre sorun VAR mı, yoksa kuralların kendisi mi? 20 yıllık hakem VAR odasında yaşadıklarını anlattı.

Hakemler de VAR’dan rahatsız: 20 yıllık hakemden “Bu rolü kimse istemiyor” itirafı
11.04.2026 15:05

Dilan Öztürk'ün yaşadığı şiddet Meclis gündeminde: 'Koruma kararları kağıt üzerinde kaldı, korunamadı.'

Adana'da boşandığı erkek Ali Kaplan tarafından silahla vurularak yaralanan Dilan Öztürk’ün yaşadığı şiddet Meclis gündemine getiren DEM Parti’li Perihan Koca“Koruma kararları kağıt üzerinde kaldı, korunamadı” dedi.

Dilan Öztürk'ün yaşadığı şiddet Meclis gündeminde: “Koruma kararları kağıt üzerinde kaldı, korunamadı.”

Fotoğraf: DHA

11.04.2026 17:24

Erdoğan ile Macron telefonda görüştü: ‘Ateşkes ve Hürmüz Boğazı’ gündemdeydi

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Fransa Cumhurbaşkanı Macron, telefon görüşmesinde Ortadoğu'daki ve Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmelerin ele alındığı belirtildi.

Erdoğan ile Macron telefonda görüştü: ‘Ateşkes ve Hürmüz Boğazı’ gündemdeydi
11.04.2026 14:51

Öğretmen Fatma Nur Çelik cinayetinde iddianame hazırlandı

İstanbul Çekmeköy'de Öğretmen Fatma Nur Çelik'in öğrencisi tarafından bıçaklanarak öldürülmesiyle ilgili iddianamede, 17 yaşındaki F.S.B. hakkında 126 yıla kadar hapis istendi.

Öğretmen Fatma Nur Çelik cinayetinde iddianame hazırlandı

Fotoğraf: DHA

11.04.2026 13:36 / Güncelleme: 13:44

Serdal Adalı'dan hakem tepkisi: 'Bu kararlar hata değil'

Beşiktaş Başkanı Serdal Adalı, kritik maçlarda verilen hakem kararlarını eleştirerek “Sahanın içine adalet gelmedikçe kalıcı başarı mümkün değil” dedi, federasyona çağrı yaptı.

Serdal Adalı'dan hakem tepkisi: “Bu kararlar hata değil”

Fotoğraf: AA

11.04.2026 10:56 / Güncelleme: 11:36

İran heyeti uçağa ABD-İsrail saldırısında yaşamını yitiren çocukların fotoğraflarını yerleştirdi: 'Bu yolculuktaki yol arkadaşlarım'

İran heyetini Pakistan’a götüren uçakta, Minab’daki ABD ev İsrail saldırıda hayatını kaybeden çocukların fotoğrafları ve çantaları koltuklara yerleştirildi. Kalibaf paylaşımına “yol arkadaşlarım” notunu düştü.

İran heyeti uçağa ABD-İsrail saldırısında yaşamını yitiren çocukların fotoğraflarını yerleştirdi: “Bu yolculuktaki yol arkadaşlarım”

Fotoğraf: IRIB

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!