Yapmamayı tercih ederim
Cihangir Atölye Sahnesinin Katip Bartleby'i, yalnızca bir oyun değil, çağımızın ruhuna dair de güçlü bir teşhis. Bartleby’nin “Yapmamayı tercih ederim” cümlesi yalnızca bir işi reddetmek değil toplumun kendisine yüklediği tüm rolleri reddetmesi.
Ayşegül Tözeren
Dünya Tiyatro Günü’nde sahneye çıkan Katip Bartleby, yalnızca bir oyun değil, çağımızın ruhuna dair güçlü bir teşhisti. Bu teşhisin kurulduğu yer ise Cihangir Atölye Sahnesiydi. Seyirciyle oyuncu arasındaki mesafeyi ortadan kaldıran bu sahnede, izlemek pasif bir eylem olmaktan çıkıyor, yerini tanıklığa bırakıyordu. Burada bulunmak estetik bir tercih değil, etik bir konum alıştı.
Oyundan önce okunan Süreyya Karacabey’in Dünya Tiyatro Günü bildirisi, savaşların ortasında büyüyen çocukları, göçmenleri, işçi sınıfına mensup çocukları ve erkek şiddetiyle hayatını kaybeden kadınları sahneye çağırır gibiydi. Bu çağrı, tiyatronun yalnızca temsil eden bir sanat olmadığını; aynı zamanda bastırılanı, görünmez kılınanı ve unutturulmak isteneni yeniden görünür kılan bir hafıza alanı olduğunu hatırlattı.
Oyunun yönetmenliğini ve uyarlamasını üstlenen Muhammet Uzuner, metni bugünün dünyasına taşırken güçlü bir sahne dili kuruyor. Oyuncular Can Seçki, Dorukhan Kenger, Kerem Aktı, Osman Onur Can ve Yusuf Kısa ise bu dili sahnede yoğun ve sahici bir oyunculukla taşıyarak, metnin düşünsel derinliğini bedensel bir karşılığa dönüştürüyor.
Katılmayı reddetmek, sisteme karşı
Bu bağlamda Herman Melville’in Bartleby karakterinin sahneye taşınması tesadüf değildir. Bartleby’nin “Yapmamayı tercih ederim” cümlesi, ilk bakışta edilgen bir geri çekilme gibi görünse de aslında modern iktidar biçimlerine yöneltilmiş son derece güçlü bir müdahaledir. Çünkü günümüzde iktidar, yasaklar ve zorlamalar üzerinden değil, katılımı sürekli kılarak işler. Bu nedenle katılmayı reddetmek, sistemi doğrudan karşıya almaktan daha sarsıcı bir etki yaratır.
Bugün içinde yaşadığımız düzen yalnızca bir çalışma rejimi değil, aynı zamanda bir gösteri ve görünürlük rejimidir. Guy Debord’un Gösteri Toplumu’nda ifade ettiği gibi, görünen şey gerçekliğin yerini almış, görünmeyen ise yok sayılır hale gelmiştir. Artık var olmak, görünür olmakla eş değer kabul edilmektedir. Hakikat, dolaşıma girebildiği ölçüde anlam kazanır.
Bu durumu Byung-Chul Han daha da ileri taşır. Han’a göre çağımızda bireyler dışsal bir baskı altında değildir; aksine kendi kendilerini zorlayan performans öznelere dönüşmüşlerdir. İnsan artık yalnızca çalışan bir varlık değil, aynı zamanda kendi kendisinin denetleyicisi ve yöneticisidir. Bu nedenle yorgunluk ve tükenmişlik, sistemin bir arızası değil, doğrudan sonucudur.
Sosyal medya bu görünürlük rejiminin en yoğun yaşandığı alanlardan biridir. Bireyler burada yalnızca iletişim kurmaz; aynı zamanda kendilerini sürekli üretmek, sunmak ve dolaşıma sokmak zorunda hissederler.
Deneyim yaşanmak için değildir, paylaşılırsa ancak anlam kazandığı kabul edilir. Görünür olmayan giderek silinir, sessiz kalan yok sayılır.
Tam da bu noktada Bartleby’nin cümlesi yeni bir anlam kazanır. “Yapmamayı tercih ederim” demek, yalnızca bir işi reddetmek değil; görünür olma zorunluluğunu, sürekli performans sergileme baskısını ve kendini pazarlama mecburiyetini reddetmektir. Bu nedenle Bartleby, çağımızın en güncel politik figürlerinden biri haline gelir.
Bu figür, Albert Camus’nün Yabancı romanındaki Meursault ile de benzer bir çizgide durur. Meursault’nun yargılanmasının nedeni yalnızca işlediği eylem değildir; toplumun beklediği duyguları üretmemesidir. Modern toplum, bireyin davranışlarını olduğu kadar duygularını da denetim altına almak ister. Bu nedenle uyumsuzluk yalnızca bireysel bir farklılık değil, sistem tarafından cezalandırılması gereken bir sapma olarak görülür.
Bu tartışma, belki de yazıyı tiyatro oyununun dışına taşırarak, Bartleby’i bir kadın olarak düşündüğümüzde daha da derinleşir. Kadınlardan beklenen yalnızca üretmeleri değil; aynı zamanda ilişkileri sürdürmeleri, duygusal emeği üstlenmeleri ve toplumsal düzeni görünmez biçimde desteklemeleridir. Bu nedenle kadın Bartleby’nin “Yapmamayı tercih etmesi”, yalnızca bir işi değil, kendisine yüklenen tüm rolleri reddetmesi anlamına gelir.
Kadın Bartleby, bakım emeğini üstlenmemeyi, sürekli anlayış göstermemeyi ve kendini sürekli açıklamayı reddeder. Görünür olmayı, paylaşmayı ve performans sergilemeyi zorunlu kabul etmez. Bu reddediş, yalnızca ekonomik düzeni değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet rejimini de kesintiye uğratır.
Bugünün dünyasında özgürlük sıklıkla seçeneklerin çoğalmasıyla tanımlanır. Oysa bu seçenekler, çoğu zaman bireyin içselleştirdiği zorunlulukların bir yansımasıdır. Sürekli seçim yapmak zorunda olmak, özgürlükten çok bir baskı biçimi haline gelir. Bu noktada seçmemek, yani katılmamayı tercih etmek, gerçek bir özgürlük ihtimali olarak ortaya çıkar.
Bartleby’nin gücü tam da burada yatar. O, alternatif bir sistem önermez, slogan üretmez ya da bir manifesto yazmaz. Sadece katılmayı reddeder. Ve bu reddediş, sistemin işleyişinde bir çatlak oluşturur. Çünkü sistem, kendisine dahil olmayanı anlamlandırmakta zorlanır.
Tiyatro ise bu çatlağı görünür kılar. Sahne, yalnızca bir hikayeyi anlatmaz; aynı zamanda başka türlü yaşama ihtimalini de düşünmeye zorlar. Sahnede olan şey bir karakter değil, bir olasılıktı: katılmama olasılığı.
Bugün belki de en radikal eylem, daha fazla üretmek ya da daha görünür olmak değildir. Aksine, dayatılan bu sürekli katılım haline mesafe koyabilmektir.
Çünkü gösteri çağında en büyük tehdit, daha fazla görünmek değil, görünmemeyi seçmektir.
Ve bu seçim, hâlâ en sade ama en sarsıcı cümlede karşılığını bulur:
“Yapmamayı tercih ederim.”
Evrensel'i Takip Et