Polen Ekoloji Kolektifi raporu: Madencilik ‘gözden çıkarılan bölgeler’ yaratıyor
Polen Ekoloji Kolektifi’nin yayımladığı raporda, maden şirketlerine verilen ruhsatların, siyanürlü altın madenciliğinin, hidrolik kırma uygulamalarının ve nadir toprak elementleri arayışının yeni “gözden çıkarılan bölgeler” yarattığı belirtildi.
Fotoğraf: Özer Akdemir / Evrensel
Gözde Tüzer Korkmaz
[email protected]
Polen Ekoloji Kolektifi, “Türkiye’de Ekstraktivizmle Mücadele” başlıklı raporunu yayımladı. Kolektif, raporda madenciliğin yalnızca doğayı tahrip eden bir ekonomik faaliyet değil, aynı zamanda emek sömürüsü, mülksüzleştirme ve demokratik hakların aşındırılmasıyla iç içe bir siyasal süreç olduğunu savundu.
Raporda, ekstraktivizm “doğanın, emeğin ve enerjinin kazılıp çıkarılarak sermayenin merkezlerine aktarılması” olarak tanımlandı. Kolektife göre bu süreç, yalnızca maden ocaklarıyla sınırlı değil; sömürgecilik, savaş politikaları, otoriterleşme, müştereklerin özelleştirilmesi ve insan hakları ihlalleriyle birlikte işliyor.
Polen Ekoloji Kolektifi, raporun “Yaşam Altından Değerlidir” kampanyasının devamı niteliğinde hazırlandığını belirtti. Raporda özellikle Temmuz 2025’te yürürlüğe giren ve kamuoyunda “süper izin yasası” olarak anılan düzenlemenin ardından madencilik faaliyetlerinin hızlandığı vurgulandı.
Rapora göre son yıllarda Türkiye’de üç başlık öne çıkıyor: siyanürlü altın madenciliği, nadir toprak elementleri aramaları ve petrol ile doğal gaz çıkarımında hidrolik kırma yönteminin yaygınlaşması. Diyarbakır ve Trakya’da hidrolik kırma yöntemine dayalı arama faaliyetlerinin başladığı, altın madenciliğinin ise yeni ruhsatlarla birçok ile yayıldığı belirtildi.
Kolektif, MAPEG’in 2023 başından 2025 sonuna kadar açtığı ruhsat ihaleleri ile 2022’den Şubat 2026’ya kadar gerçekleştirilen “ihalesiz” ruhsat devirlerini de inceledi. Raporda, bu veriler kullanılarak Türkiye genelinde maden projelerinin yoğunlaştığı ve “gözden çıkarılan bölgeler” olarak tanımlanan ilçelerin haritalandırıldığı aktarıldı.
“İl Bazında Madenciliğin Yıkımları” bölümünde Adana’dan Zonguldak’a kadar tüm iller için maden ruhsatları, ÇED süreçleri, ihalesiz ruhsat devirleri ve iş cinayetleri verileri toplandı. Raporda, bazı bölgelerde maden ruhsatlarının ilçe yüzölçümünün büyük kısmını kapsadığı ifade edildi.
Raporda, madencilik faaliyetlerinin yarattığı en önemli sonuçlar arasında zehirli atıklar, asit kaya drenajı, aşırı su kullanımı, biyoçeşitlilik kaybı ve tarımsal üretimin tahrip olması gösterildi. Kolektif, kırsalda artan madencilik faaliyetleri nedeniyle üretimden kopan köylülerin göçe zorlandığını söyledi.
Madenciliğin emek boyutuna da yer verilen raporda, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine göre Türkiye’de son 13 yılda her yıl ortalama 100 işçinin madenlerde yaşamını yitirdiği hatırlatıldı. Ölümlerin en çok kömür, mermer ve taş ocaklarında yaşandığı kaydedildi.
Raporda, Türkiye’deki madencilik politikalarının ihracata dayalı olduğu, çıkarılan madenlerin önemli bölümünün ham ya da yarı işlenmiş halde yurtdışına gönderildiği ifade edildi. “Üretim” olarak sunulan bu modelin gerçekte bir “el koyma” biçimi olduğu belirtildi.
‘Yeşil sömürgecilik’ biçimi
Kolektif, “yeşil dönüşüm” söylemiyle savunulan yeni maden projelerine de eleştiri yöneltti. Raporda, yenilenebilir enerji teknolojileri için gerekli olduğu öne sürülen minerallerin çıkarılmasının, yeni bir “yeşil sömürgecilik” biçimi yarattığı ifade edildi.
Yerel örgütlenmenin önemine vurgu
Polen Ekoloji Kolektifi, raporun sonunda ekstraktivizme karşı kent ve kır mücadelelerinin ortaklaştırılması çağrısı yaptı. Kolektif, ekososyalist bir geçiş programı, uluslararası dayanışma ağları ve yaşam alanlarını savunan yerel örgütlenmelerin güçlendirilmesini önerdi.
Evrensel'i Takip Et