Sovyetler deneyimi mesleki eğitime dair ne gösterebilir?
Sovyetlerdeki mesleki eğitim deneyimi yalnızca tarihsel bir örnek değil, aynı zamanda eğitimin hangi toplumsal amaçlara hizmet edebileceğine dair güçlü bir hatırlatma niteliği taşıyor.
Afiş: Sovyet afişi (1920)
Görkem DEMİRALP
Ümraniye/İstanbul
“İster monarşi olsun ister cumhuriyet, burjuva devletlerde okul geniş halk kitlelerinin ruhsal ve düşünsel olarak baskı altına alınmasının bir aracıdır.”
Nadejda Krupskaya (Sovyetler Halk Eğitim Komiseri Yardımcısı)
1917’de gerçekleşen Ekim Devrimi sonrasında kurulan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, toplumsal yaşamın hemen her alanında köklü dönüşümler hedefliyordu. Bu dönüşümün en kritik alanlarından biri eğitimdi. Üretim ilişkilerinin değiştiği, maddi yaşamın yeniden kurulduğu bir toplumda, eski düzenin insan tipinin sürdürülmesi mümkün değildi. Bu nedenle Sovyetler’de eğitim yeni bir toplumsal insanın yaratılması süreci olarak ele alındı.
Bu mesele üzerine konuşan Lenin, 1919 yılında Tüm Rusya Halk Eğitim İşleri Kongresi’nde yaptığı konuşmada burjuva eğitim sisteminin niteliğini şu sözlerle eleştiriyordu:
“Kimileri bizi okulu sınıf okuluna çevirmekle suçluyor. Oysa okul ortaya çıktığı andan itibaren zaten bir sınıf okulu olmuştur… Eski tarz okulda çocuklara kaçınılmaz ulusal önyargılar aşılanır; başka halklara ve diğer uluslardan işçilere karşı düşmanlık kışkırtılır. Burjuva devletlerin okulları burjuvazinin yararına yalan ve iftiralarla doldurulmuştur.”
Lenin’in “eski tarz okul” olarak tarif ettiği model, birçok yönüyle bugün hâlâ yaşamaya devam ediyor. Eğitim kurumları yalnızca bilgi veren kurumlar değil, aynı zamanda egemen ideolojinin yeniden üretildiği alanlar olarak işlev görüyor. Türkiye’de son yıllarda gündeme getirilen Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ya da Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) gibi uygulamalar da bu tartışmanın güncel örnekleri olarak görülebilir. Özellikle MESEM modeli, 14–18 yaş aralığındaki gençleri erken yaşta üretim süreçlerine dâhil ederek sermayenin ucuz emek ihtiyacını karşılayan bir mekanizma haline gelmiştir. Bu noktada Sovyet eğitim deneyiminin sunduğu alternatif özellikle dikkat çekicidir.
Sovyet politeknik eğitim modeli
Sovyet eğitim sisteminin temel ilkelerinden biri politeknik eğitim anlayışıydı. Politeknik model, teorik bilgi ile üretim süreçleri arasındaki bağı kurmayı amaçlayan bir pedagojik yaklaşıma dayanıyordu. Amacı yalnızca belirli bir mesleğe yönelik beceriler kazandırmakla açıklanamazdı; esasında üretim süreçlerinin bütününü kavrayabilecek çok yönlü teknik ve bilimsel bir eğitim sağlama hedefine dayanıyordu.
Bu nedenle politeknik eğitim, yüzeysel bir “meslek eğitimi” modeli değildi. Kapitalist toplumlarda görülen meslek okulları çoğu zaman öğrencileri belirli bir üretim sürecinin dar bir parçasına hazırlarken, Sovyet pedagojisi üretimin bütünlüğünü kavrayabilecek bir insan yetiştirmeyi hedefliyordu.
Bu farkı Nadejda Krupskaya da şöyle ifade ediyor:
“Okul, gençlere elle ya da makineyle eğirme veya dokumayı öğretmeyecek; fakat bir imalathanede çalışırken bilmeleri gereken pek çok şeyi öğretecektir.”
Dolayısıyla politeknik eğitim, teknik beceri öğretiminin ötesinde, üretim süreçlerinin bilimsel temellerini kavratan bir eğitim modeliydi. Yalnızca işçi yetiştirmek değildi elbette amaç; üretimin toplumsal örgütlenmesini anlayan bireyler yetiştirmekti.
Ancak böylesine kapsamlı bir eğitim modelinin yalnızca okul sistemiyle hayata geçirilmesi mümkün değildi. Sovyetler bu nedenle eğitim sürecini toplumsal yaşamın bütününe yayacak örgütlenmeler de geliştirdi.
Öncü birlik örgütlenmesi ve kolektif eğitim
Sovyetler’de bu işlevi yerine getiren yapılardan biri Young Pioneer Organization of the Soviet Union yani “Öncü Birlikler”di.
1917 öncesinde Rusya’da izci örgütleri oldukça yaygındı. Devrim sonrasında bu örgütlenme deneyimi farklı bir içerikle yeniden ele alındı. 1922 yılında Komsomol konferansı sırasında Krupskaya’nın hazırladığı rapor doğrultusunda çocuklara yönelik yeni bir örgütlenme kurulması kararlaştırıldı. Böylece Komünist İzci Çocuk Örgütü, yani Öncüler ortaya çıktı.
Öncü Birlikler’e katılım gönüllülük esasına dayanıyordu. İlkokul ve ortaokul çağındaki çocuklar bu örgütlerde yer alıyor, lise çağında ise Komsomol’a katılıyorlardı. Öncüler bilim, sanat, spor ve teknik alanlarda etkinlikler düzenliyor; kamplar ve kolektif çalışmalar aracılığıyla birlikte yaşamayı öğreniyorlardı. Bu örgütlenmenin önemli görevlerinden biri de politeknik eğitimin toplumsal ölçekte yaygınlaştırılmasıydı. Krupskaya bu konuda da şunları söylemişti:
“Okul öncesi yaşlarda başlayan araştırma ve merak duygusu köreltilmemeli, tam tersine geliştirilmelidir. Çocukların ağaç ve sebze dikmeye, hayvan yetiştirmeye, bina inşa etmeye olan ilgileri teşvik edilmelidir. Tekniğe olan merakları desteklenmelidir. Bu alanda Öncüler çok şey yapabilir.”
Toplumsal yaşamın aktif öznesi olarak “çocukluk”
Bugün çoğu zaman “çocukluk” kavramı sorumluluktan muaf bir dönem olarak görülür. Oysa Sovyetler’de çocuklar toplumsal yaşamın aktif öznesi olarak kabul ediliyordu. Öncü Birlikleri, politeknik eğitimin yaygınlaştırılması için broşürler hazırlıyor, afişler asıyor ve çeşitli kampanyaları örgütlüyordu.
Bu nedenle Öncü Birlikleri yalnızca bir propaganda aracı olarak görmek eksik bir değerlendirme olur. Sovyet toplumu, fabrikalardan mahallelere kadar uzanan yoğun bir örgütlülük ağına sahipti. Toplumsal yaşamın her alanı kolektif pratiklerle örülüyordu. Öncü Birlikleri de bu kolektif yaşamın çocukluk dönemindeki örgütlenme biçimiydi.
Çocuklar bu yapı içerisinde hem toplumsal sorumluluk almayı hem de kolektif üretim ve dayanışma ilişkilerini öğreniyorlardı. Böylece Sovyet toplumunun geleceği, yalnızca yetişkinlerin değil, daha dokuz yaşından itibaren örgütlenen yeni kuşakların katılımıyla inşa ediliyordu.
Bugünden bakıldığında Sovyetlerdeki mesleki eğitim deneyimi yalnızca tarihsel bir örnek değil, aynı zamanda eğitimin hangi toplumsal amaçlara hizmet edebileceğine dair güçlü bir hatırlatma niteliği taşıyor. Eğitim ya sermayenin ihtiyaç duyduğu dar becerileri üreten bir mekanizmaya dönüşür ya da insanın üretimle, bilimle ve toplumla kurduğu ilişkiyi genişleten kolektif bir sürecin parçası haline gelir. Bu nedenle mesleki eğitimin nasıl örgütleneceği sorusu, aslında nasıl bir toplum istediğimiz sorusundan ayrı düşünülemez.
KAYNAKÇA:
Nadejda Krupskaya, Lenin ve Halk Eğitimi, s. 67-68. Evrensel Basım Yayın, 2013
Young Pioneer organization of the USSR (soviet-art.ru)
(Genç Hayat)
Evrensel'i Takip Et