Erzincan-İliç'teki Çöpler Altın Madeni el değiştirdi: Kimin malı kime satılıyor?
İnsanlığın ortak değeri ve halkın malı olan doğal kaynakların piyasa malı gibi el değiştirmesi kapitalizmin, pazar ekonomisinin bir sonucudur.
Fotoğraf: Elif Ekin Saltık | Evrensel
Mehmet Torun
Erzincan-İliç’teki Çöpler Altın Madeni el değiştirdi. Altın madeni, 13 Şubat 2024 tarihinde yaşanan ve 9 işçinin ölümü ile sonuçlanan feci kaza ile kamuoyunun gündemine oturdu. Madenin işletmecisi olan Anagold Madencilik’in yüzde 80 hissesi Kanadalı SSR Mining şirketine, yüzde 20 hissesi ise Çalık Holdinge (Lidya Madencilik) ait. SSR Mining’in hisselerini 1.5 milyar dolar karşılığında Cengiz Holdinge satmak için anlaşma sağladığı bildirildi. Yaşanan maden faciası sonrası hukuki süreç sonuçlanmadan ve madenin akıbeti bile belli olmadan yabancı şirket hisselerini devretti.
Bunun gibi, Kaz Dağlarında altın çıkarmaya çalışan ve halkın yoğun itirazı sonucu durmak zorunda kalan Kanadalı madencilik şirketi Alamos Gold, altın madeni projelerini içeren tüm varlıklarını 470 milyon dolar nakit bedelle, Nurol Holdinge bağlı TÜMAD Madencilik’e sattı. Bu satışla birlikte şirketin Türkiye aleyhine açtığı 1 milyar dolarlık tahkim davası da askıya alındı. Son yıllarda benzer ruhsat devirleri sıklıkla görülmekte. Burada sorulması gereken kritik soru şudur: Kimin malı kime satılıyor?
Anayasanın 168. maddesi “Tabii servetler ve kaynaklar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzelkişilere devredebilir. Hangi tabiî servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzelkişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzelkişiler eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek ve tüzelkişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir.” şeklindedir. Maden Kanunu ve yönetmeliği de bu maddeye uygun şekilde düzenlenmiş. Madenler, kişilerin arazisinde bulunsa bile tapu sahibinin mülkiyetine değil, devletin tasarrufuna tabidir ve işletme hakkı devlete aittir.
Madenlerin gerçek sahibi kim?
Anayasa maddesine göre devlet kendine ait olan bir hakkı belli bir süre için gerçek ve tüzel kişilere devretmekte. Maden Kanunu’na göreyse maden ruhsatını alan gerçek ya da tüzel kişiler bir işletme projesi hazırlayarak üretim yapma talebinde bulunmakta ve idare projeyi uygun bulursa bu çerçevede üretim yapılmakta. Kısaca, madenlerin işletme hakkını (ruhsatını) alan kişi sınırlı bir hak ve yetkiye sahip durumdadır, çünkü madenlerin asıl sahibi devlet.
Ancak, son yıllarda liberal ekonominin gereklerinden sayılarak yasalar şirketler lehine değiştirildi ve halkın ortak değerleri tek tek elden çıkarıldı. Madenler de bu furyadan nasibini aldı. Toplumun dişinden tırnağından artırıp ortaya çıkardığı işletmeler yok pahasına şirketlere devredildi. Son yıllarda ise AKP iktidarına yakın şirketler bu alanda tekelleşti. Bugün ülkedeki bütün bakır madenleri Cengiz Holdingin. 3-5 şirket hatırı sayılır madenlerin sahibi oldu.
Sık sık değiştirilen yasalarla burjuva hukuku bile çiğnenmekte, yer altındaki maden rezervleri icra işlemlerinin konusu olabilmekte, ruhsatlara ipotek konulabilmekte. Maden ruhsatına sahip olan, ruhsatın tamamını ya da belli kısımlarını rödovans denilen yöntemle kiralamakta, kiralayan da alt kiracılara verebilmekte. Bu şekilde maden ruhsatları elden ele dolaştırılmakta. Şahsi tapulu mallarını bile bu kadar rahat pazarlayamayanlar, devlete ait olan madenlerin üzerinde istedikleri gibi tasarrufta bulunmaktalar.
Bu karmaşa ortamında maden sahaları parçalanmakta, bütüncül bir madencilik projesi (havza madenciliği) yapılamamakta, kaynaklar çarçur edilmekte. Madencilik gibi dünyanın en zor sektöründe gerekli işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri alınamamakta, yaşanan iş kazalarının sorumlularını belirleme konusunda ruhsat hukukundaki boşluklar nedeniyle ciddi sorunlar yaşanmakta ve adalet sağlanamamakta.
Sömürü devam edecek
Dünyada tüm sektörlerde yaşanan tekelleşme madencilik sektöründe de devam etmekte. İki elin parmaklarını geçmeyen çok uluslu şirketler madenlerin büyük bölümüne sahip. Oldukça güçlü olan bu şirketler ülkemizde özellikle altın olmak üzere metal madenlerine sahip olma konusunda hevesli. İşlerini rahat yürütmek için iktidara yakın şirketleri ortak olarak yanlarına almakta. Borsalarda işlem gören şirketlerin bir gecede el değiştirmesinin doğal sayıldığı bir durumda maden ruhsatının kimde olduğunun fazla bir önemi yoktur. Bahsi geçen el değiştirmeleri bu açıdan değerlendirmek gerek. Sermayenin yerlisiyle yabancısının iç içe geçtiği bir ortamda yabancı şirkete ait olan madenin yerli bir firmaya geçmesi sömürünün özünü değiştirmez. Sistem; ucuz iş gücü, kaynak ve doğa talanı sonucu aşırı kâr elde edilmesi şeklinde devam edecektir.
İnsanlığın ortak değeri ve halkın malı olan doğal kaynakların piyasa malı gibi el değiştirmesi kapitalizmin, pazar ekonomisinin bir sonucudur. Bu yanlışlığa dur demenin yolu ise sistemsel, bütüncül bir mücadeleden geçmektedir.
Evrensel'i Takip Et