Bir katilden 'kahraman' yaratmak
"Son dönemde milliyetçi, sağcı örgütlenmeler ya da iktidarlar; kendilerine bir tarih anlatısı, ideal kahramanlar anlatısı yaratma gereğini duyuyorlar."
Zeynep Algedik
[email protected]
Abdullah Çatlı’yı konu edinen “Çatlı” filmi 20 Mart’ta vizyona girdi. Çatlı’nın “ya susturacağız ya kan kusturacağız” dediği filmin senaryosu Kurtlar Vadisi ve Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz dizilerinin de yönetmenliği yapan Onur Tan tarafından yazıldı.
Film, kahramanlaştırılan, idealleştirilen, gerçeklikle bağı koparılan bir Çatlı portresi çiziyor. Çatlı, “Ailesini önemseyen şefkatli baba” figürünün yanı sıra devletin bekası için “kimliksiz yaşamayı göze alan bir vatansever” olarak ön plana çıkarılıyor.
“Gerçekleri görsünler” diyerek tanıtılan filmde anlatılanların aksine gerçekler bambaşka. Gazeteci Sadık Güleç ile “Çatlı” filmiyle çizilen sahte “kahraman” portresini ve gerçek Çatlı’yı konuştuk.
Milliyetçi muhafazakâr kahramanlık anlatısı
Geçmişte Kurtlar Vadisi, Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz gibi mafya-devlet, derin devlet temalı yapımlarda karakterler mafya babalarının çeşitli özelliklerine sahip biçimde canlandırılıyordu. Ancak "Çatlı" filmi açısından doğrudan bir figürün filmi açıktan yapılıyor. Çatlı neden tekrar öne sürüldü?
Son dönemde milliyetçi, sağcı örgütlenmeler ya da iktidarlar; kendilerine bir tarih anlatısı, ideal kahramanlar anlatısı yaratma gereğini duyuyorlar. Çok bilinen mafya liderleri bir siyasi parti başkanıyla fotoğraf verir hale geldiler. Bu geçmişte olmayan bir şeydi. Bu ilişkiler bilinirdi ancak kamuoyunun gözü önüne çıkarılmazdı. Oysa bugün göstere göstere yapılıyor. Bu da yeni bir tarih anlatısıyla, milliyetçi muhafazakâr kahramanlık anlatısıyla kitleler etkilenmek isteniyor. Ama Çatlı bu konuda; gerçek yaşamı ve hikâye edilmek istenen arasında çok büyük bir uçurumun olduğu ender kişilerden biridir. Gerçeğin belki de çok az bir kısmı karşılığını bulabilir ancak gerçekte Çatlı bambaşka biriydi.
Paramiliter örgütlenmeden, cinayet organizasyonuna…
Çatlı hikâye edilmek istenenin aksine nasıl biriydi?
Anlatılanın karşısında gerçek yaşamında Abdi İpekçi’nin öldürülmesi, 80 öncesi 7 TİP’li gencin boğularak öldürülmesi, uyuşturucu ticareti var. En önemlisi de milliyetçi camianın sevdiği ASALA’ya karşı mücadele figürünün bir balon olduğu gerçeği var.
1970’li yılların ortasından itibaren sol-sosyalist hareketlere karşı devlet tarafından geliştirilen paramiliter örgütlenmenin bir parçası olan Abdullah Çatlı, Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Bedreddin Cömert cinayetinin de katil zanlısıydı. 12 Eylül öncesinde Ülkü Ocakları genel başkan yardımcısı ve Ankara Ülkü Ocakları genel başkanıydı. Çatlı, Ülkü Ocaklarında çok etkin ve bütün bu cinayetleri organize eden, içinde yer alan bir isimdi.
12 Eylül 1980 darbesinden sonra Çatlı ve ekibinin bir kısmının yurt dışına kaçmasına göz yumuldu. Yurt dışına çıktıktan sonra Papa Suikastına karıştığını biliyoruz. 80-84 yılları arasında yurt dışında uyuşturucu ticareti yaptığını biliyoruz; hakkında İsviçre’de açılmış dava var. Fransa’da da bir silah, sahte pasaport ve uyuşturucuyla yakalandı, hapis de yattı. O dönemde de CIA bağlantıları da devam ediyordu. Aynı dönemde Amerika’da yapılan bir toplantıya İtalyan gladiyosunun önemli isimlerinden biriyle katıldığı biliniyor. Daha sonra Bolivya’da da uyuşturucu temin etmek için birtakım görüşmeler yaptığı biliniyor.
Eymür’den: Fazla da işimize yaramadı
Filmde Çatlı’nın yurt dışında devlet tarafından “görevlendirilmesine” de yer veriliyor. Böyle bir “görevlendirme” devletle kurduğu ilişki açısından nerede durur?
Çatlı’nın yurt dışında devlet tarafından görevlendirilmesi – ki filmde de böyle bir bölüm var- aslında yurt dışına kaçtıktan sonra 80-84’lerde, uyuşturucu ticaretlerinden sonra kurulan bir ilişki. ASALA’ya karşı kullanmak istediler ancak bu konuda en sağlam veriyi, bize Eski MİT Kontrterör Dairesi başkanı Mehmet Eymür veriyor: “İstihbaratta kullandık, fakat uyuşturucu ticaretine bulaşmışlardı, fazla da işimize yaramadılar”
Çatlı ve ekibi sadece Marsilya'daki bir Ermeni anıtı bomba koydular ancak filmde anlatılanın aksine ASALA liderlerine yönelik suikastların büyük bir çoğunluğu aslında sonradan yaratılan efsaneler.
Gerçek bir kişilik önünüze konduğu anda gerçek yaşamdaki yaptıkları, karıştıkları olaylar da önümüze konur. Konduğu zaman da burada bambaşka bir Çatlı ortaya çıkar. 90’larda mafya ilişkilerine giren Çatlı, örneğin Susurluk kazasında kumarhaneler için arsa bakmaktan geliyordu. Filmdeki şefkatli baba, vatanını kurtaran, kendini feda eden, kendi özel yaşamından vazgeçip bir başka yola giren insan figürü tutmaz.
‘Yeni nesil çete’ farkı
Yeni nesil çeteler geçmişte Abdullah Çatlı gibi figürlerle ve 90’lardaki mafya yapılanmalarıyla karşılaştırıldığında ne gibi farklılıklar taşıyor?
Son dönemde ortaya çıkan yeni nesil çeteler çok yeni özellikler taşıyor. İstanbul’un sokaklarında, Türkiye’nin yoksul mahallelerinin sokaklarında gençlik bir arayış içerisinde. Bu aynı zamanda politik bir arayış. Sınıfsal bir öfke de var burada. Fakat bu öfke, ortaya çıkan boşluk; bütün bu yoksulluk, geleceksizlik, bu gençlerin artık sistem içerisinde bir gelecek bulamayışlarının farkında olmaları onları yeni arayışlara itiyor.
Kendilerinin kullandıkları söylemlere de bakarsanız, geleneksel mafyanın ya da bu tür geçmişteki politik alandan mafyaya geçen Çatlı gibi figürlerden çok yeni farklıları olduğunu görürsünüz. Bir adalet arayışı olduğunu görürsünüz paylaşımlarında göstermeye çalışıyorlar. Sınıfsal, politik bilincin elbette farkında değiller. Ama bunu, sınıfsal öfkenin farklı şekilde yansıması şeklinde okumak gerekiyor. Devlet ile ilişkileri de çete yöneticileri dışında çok iyi değil. Hatta tabanda devlete karşı bir öfke de var.
Oysa; Çatlıların içinde yer aldığı, 12 Eylül sonrası mafyalaşan yapılar devleti yücelten, kutsallaştıran yapılardır. Birçok geleneksel mafya da böyledir, devletle karşı karşıya gelmemeye çalışırlar. Aksine güçlenmeleri, etkinlik kazanmaları kesinlikle devlet içerisinde kurdukları ilişkilere bağlıdır.
Sokaklardaki anlayış farkı
Çatlı gibi figürlerin yeniden popüler kültürde öne çıkarılması bu noktada nasıl bir rol oynuyor?
Çatlı gibi figürlerin tekrar idealleştirilerek öne sürülmesinin arkasındaki bir neden de aslında sokaklardaki bu arayışa farklı, faşizan milliyetçi bir söylemle karşılık verme çabası olabilir. Burada minyatürize edilmiş bir popüler kültürde tekrar ifade etme hali var.
TRT yayınlanan dizilere bakalım. Osmanlı’ya ilişkin dizilere baktığımızda da hakikaten tarihle hiçbir ilişkisi olmayan bir anlatı aktarılıyor. Onlar da çok başarılı olmadı. İdeolojik kaygıyla devlet televizyonunda yapıldı bunlar. Örneğin bir özel televizyonda bu yapılamazdı çünkü tutmayacağı bilinirdi. Ama orada devlet desteğiyle yıllardan beri gözümüze sokuluyor. Elbette etkili olduğu, izlendiği kesimler olabilir ancak günümüz gençliği açısından çekici olmadı. Ben bu Çatlı filminin de o anlamda çekici olacağını düşünmüyorum.
Evrensel'i Takip Et