İspanya’da NATO’dan çıkış talebi canlandı, peki Sanchez ne yapacak?
İspanya’nın NATO üyeliğinde doğrudan payı olan PSOE gerçekten açıklamaların ötesinden gidebilir mi? Sanchez’in tutumu ülke içerisinde nasıl tartışılıyor? İspanya’dan araştırmacı gazeteci-yazar Miquel Ramos ile konuştuk
İspanya’dan araştırmacı gazeteci-yazar Miquel Ramos
Kavel Alpaslan
İsrail ve ABD’nin İran’a karşı başlattığı savaş bir ayı devirdi. Washington’ın soykırım suçlusu İsrail hükümetiyle birlikte, zayıf gerekçelerle sürdürdüğü saldırganlığa karşı net bir tavır alan pek fazla ülke yok. Başta İngiltere, Almanya ve Fransa gibi Avrupa ülkelerinin ABD Başkanı Donald Trump’ın arkasında savaş koalisyonuna doğrudan ya da dolaylı olarak dahil olduğu bir denklemde, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez bir istisna yaratarak sert bir şekilde savaşa karşı çıkışı dikkat çekmeye devam ediyor.
Trump’ın ‘ticareti kesme’ tehditlerine rağmen Sánchez geri adım atmadı. İspanya’nın geleneksel sosyal-demokrat İspanyol Sosyalist İşçi Partisi’nin (PSOE) Lideri Sánchez, tüm dünyada ilgiyi üzerinde toplarken ülke içerisinde ABD üslerini kapatma ve NATO’dan çıkma talebi sokaklarda gür bir şekilde yankılanıyor.
Peki İspanya’nın NATO üyeliğinde doğrudan payı olan PSOE gerçekten açıklamaların ötesinden gidebilir mi? Sanchez’in tutumu ülke içerisinde nasıl tartışılıyor? Tüm bunları İspanya’dan araştırmacı gazeteci-yazar Miquel Ramos ile konuştuk.
Hükümetin uluslararası duruşunda halkın tutumu etkili
ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın ardından İspanya’dan gelen açıklamalar, diğer birçok ülkeden belirgin şekilde farklıydı. Bu nedenle savaşın İspanya ve Sánchez’in pozisyonu üzerindeki etkisini bize biraz anlatabilir misiniz? Bu gündem hangi sosyal ve siyasi tartışmaları doğurdu?
İspanya hükümetinin uluslararası ilişkiler ve jeopolitik konulardaki duruşunun büyük ölçüde İspanyol kamuoyu tarafından belirlendiğini anlamak önemli. Dahası bu duruş, İsrail’in son iki yılda Gazze ve Filistin’de gerçekleştirdiği soykırımdan da derinden etkilendi. İspanya’daki kamuoyu ezici bir çoğunlukla Filistin’den yanadır.
Yani başka bir deyişle İsrail’e destek son derece sınırlı; neredeyse tamamen Filistin’den yana sayabileceğimiz sol bir tarafa sağ kanadın tamamı da İsrail’den yana sayılmaz. Filistin meselesi üzerine sağ kanat içinde de ciddi ayrımlar mevcut. Bu nedenle hükümet, İsrail’e karşı yöndeki halk talebine yanıt vererek gerçekten Avrupa’nın geri kalanından daha sert bir tutum sergiledi.
İspanya'da savaş ve soykırım karşıtı eylemler
Bu, hükümetin yeterli olduğu veya toplumun talep ettiği ölçüde etkili olduğu anlamına gelmiyor. Toplum, İsrail’e karşı çok daha nihai önlemler talep ediyor. İspanya’da düzenlenen son derece kitlesel gösterilerde İsrail ile ilişkilerin sona erdirilmesi talep ediyordu. Silah ihracatı durduruldu, ancak bazı ihracatlar hâlâ devam ediyor, ama bunlar sıkı denetlenen ve çok eleştirilen noktasal ihracatlar.
Böylesi olaylardan biri yaşandığında kınanan hükümet, her zaman tepki veriyor. Dolayısıyla ABD ve İsrail’in İran’a karşı saldırganlığı meselesinin tamamı, Filistin’le olan bu dayanışma dalgasından ve her şeyden önce İsrail’e ve Trump’a karşı olan tepkiden büyük ölçüde etkilendi diyebiliriz. Çünkü İspanya’da da Trump’ın aşırılık yanlısı politikalarına ve Amerikan emperyalizmine karşı gücünü tarihten alan bir duygu var. Bu duygu, NATO’nun yıllardır reddedilmesi de dahil olmak üzere, çok uzun yıllardır hissediliyor.
‘PSOE NATO’dan çekilme sözü vermişti ama yapmadı’
Mesele şu ki, PSOE’nin 1980’lerde NATO’dan çekilme sözü verip daha sonra NATO üyeliğini savunmasıyla seçmenine büyük ölçüde ihanet ettiği bir gerçek. Öte yandan bugün az sayıdaki ilerici hükümetten biri sayabileceğimiz PSOE’nin tüm kusurlarına rağmen -partinin sol kanadı, Sánchez hükümetinin ılımlılığını sık sık eleştiriyor- uluslararası alanda İsrail’e karşı en cüretkar tavır alan hükümetlerden biri oluşu da doğru. Bu da İsrail ve ABD’ye karşı sert bir duruş talep eden bizim için, İspanya halkı için iyi oldu, ancak yeterli olmadı.
Kamuoyunun net bir şekilde ortaya konan ‘bir soykırıma ve Trump’la İsrail’in emperyalist savaşlarına ortak olmak istemeyen’ tutumun İran’a yönelik saldırı konusunda da belirleyici olduğuna inanıyorum. Bu nedenle, İspanya hükümetinin diğer ülkelerle karşılaştırıldığında sergilediği tutumun çarpıcı; ancak son derece belirsiz ve muğlak bir söyleme dayandığı için yeterli olmadığını düşünüyorum. İran rejimini defalarca kınıyor ve her zaman İran İslam Cumhuriyeti ile aynı fikirde olmadığını vurguluyor, ancak Trump’la da aynı fikirde olmadığını belirtiyor. Başka bir deyişle, her zaman sağcılar tarafından Ayetullahlarının dostu olmakla suçlanmaktan kaçınmak için iki tarafı bir şekilde eşitliyor.
Sağcılar, Pedro Sanchez’in Hamas ve Ayetullahların dostu olduğunu iddia ediyor. Bu, İspanya’daki sağın, aşırı-sağın söylemi. Ancak kamuoyu ve dediğim gibi sağ kanadın bir kesimi bile, İspanya hükümetiyle aynı tarafta durmayı tercih ediyor. Bunun amacı, İran’da yaşanan türden bir saldırıya dahil olmamızı engellemek. Elbette aynı şey, İsrail’in emperyalist ve soykırımcı savaş maceralarından herhangi birine dahil olmamız için de geçerli.
Bu nedenle, bunun daha çok halkın tepkisine bir yanıt olduğunu düşünüyorum, çünkü hükümet İspanya toplumunun büyük çoğunluğunun ve özellikle kendi seçmenlerinin bu savaşları desteklemediğini gayet iyi biliyor.
Sağcı partileri aşan toplumsal destek
Halk Partisi (PP) ve Vox gibi sağ/aşırı sağ partilerinin Trump’ın söylemlerini takip ederek Sánchez’i eleştirdiğini gördük. Ancak bu iki partinin ötesinde, savaş hakkındaki İspanya kamuoyu görüşünü biraz daha açar mısınız? Sizin de bahsettiğiniz üzere genel olarak ABD karşıtı hisler İspanya toplumunda nasıl vücut buluyor?
İspanya, tarihsel olarak Amerikan politikalarına bağlı olmadı. ABD’nin emperyalist politikalarına, jeopolitiğine ve hatta Amerikan sisteminin kendisine karşı oldukça eleştirel yaklaşan bir ülke oldu. Örneğin yalnızca Donald Trump’ın değil, sırasıyla tüm Amerikan hükümetlerinin tarih boyunca uyguladığı sağlık sistemi gibi pek çok politika bu eleştirilerin hedefindeydi.
Dolayısıyla İspanya’da genel anlamda Amerikan yanlısı bir duygudan söz edemeyiz. Ancak İspanya sağında bu duygu mevcut. Özellikle PP’nin Madrid Özerk Bölgesi Başkanı Isabel Díaz Ayuso’ya ya da aşırı sağcı Vox partisine bakarsak, son derece Trump yanlısı bir tutum sergilediklerini görüyoruz. O kadar ki İspanya hükümetine muhalefet etmek için ABD ‘ye ve İsrail’e gittiler. Çok açık biçimde İsrail’in ve Trump’ın yanında saf tutuyorlar. Ama dediğim gibi, seçmenlerinin tamamı onları desteklemiyor. Bu nedenle durum, kamuoyunun eğiliminden çok liderlerin kişisel pozisyonlarını yansıtıyor.
İspanya’da şu bir gerçek ki, düşünce kuruluşları ve İsrail yanlısı örgütler, özellikle İsrail eleştirilerine karşı yürütülen propaganda kampanyalarına ve siyasi baskılara büyük paralar harcıyorlar. Ama ABD’de işler bambaşka bir boyutta, özellikle İsrail söz konusu olduğunda, orada insanlar ‘antisemitizm’ yapmakla suçlanıyorlar. Burada İsrail yanlısı pek çok dernek, düşünce kuruluşu ve lobi var; bunlar sadece Filistin yanlısı aktivistleri değil, gazetecileri de ‘antisemit’ ilan ederek hedef gösteriyorlar.
Son zamanlarda İspanya’da ‘ACOM’ adlı İsrail yanlısı bir lobi, aynı gerekçeyle (İsrail’e karşı kampanyalar yürütmek, İsrail’e soykırımcı demek, İsrail’e boykot çağrısı yapmak...) birçok ünlü gazeteciyi, medya kuruluşlarını, eylemciyi ve Filistin İçin İsrail’e Boykot Girişimi (BDS) hareketini dava etti.
Bu da Filistin davasına olan bağlılığı daha da artırıyor. Ne var ki, bu İsrail yanlısı anlatıları ve kampanyaları yeniden üretmek için çok büyük paralarlar harcanıyor. Ayrıca bazı sağcı medya kuruluşlarının da iş birliği oldukça büyük. Dolayısıyla açık bir propaganda savaşı yaşanıyor, ama İsrail bunu çok uzun zaman önce kaybetti. Yani kamuoyu büyük ölçüde Filistin’in yanında, Trump’a karşı, ABD’ye karşı bir konumda.
Burada mesele İran’ı sistem olarak desteklemek değil; insan hakları ihraç etme, kadınları özgürleştirme ya da ABD hükümetlerinin tarih boyunca kullandığı olağan bahanelerden herhangi biriyle savaşa katılmayı reddetmek. Aynısı Irak ve Afganistan savaşları için de söylenmişti ve İspanya toplumu bu savaşlara katılmak istemediğini söyleyerek tepki göstermişti.
Bu yüzden İspanya halkının derinden savaş karşıtı, Filistin yanlısı olduğunu ve bu tür askeri maceralara destek verme konusunda oldukça ihtiyatlı davrandığını düşünüyorum. Üstelik İsrail’in ‘istediği ülkeyi bombalama hakkını’ reddettikleri için kendilerine yöneltilen antisemitizm suçlamasına da itibar etmiyorlar. Dolayısıyla İspanya’nın bu konudaki duruşu, savaşa, ABD’ye ve İsrail’e karşı son derece tepkisel bir nitelik taşıyor.
Halkların ‘kendi haklarını kendi yöntemleriyle savunma’ özgürlüğü
Şunu da eklemeliyim: Filistin ve İran’a karşı takınılan bu İsrail-Trump yanlısı tutum ve savaşlara verilen desteğin tümü, İspanya sağının derinlere kök salmış İslamofobiden besleniyor. İslamofobi bugün tüm aşırı sağ hareketlerin bayraklaştırdığı bir şey. Onların zihninde İsrail bir ‘apartheid etno-devlet modeli’ olarak görülüyor ve bu model, Müslüman dünyasına karşı bir ‘öncü birlik’ ya da bir set işlevi görüyor.
“Dolayısıyla İsrail’in dünyanın neresinde olursa olsun Müslümanlara saldırması iyidir, çünkü bu onların Avrupa ve Batı için tehlike olarak gördüğü İslam’ı dizginliyor” gibi bir yorumdan yola çıkarak bu yüzden İran’a ve Filistin’e yönelik saldırılarda İsrail’e sunulan derin destek, tamamen İslamofobik bir dünya görüşünden, ‘Avrupa’nın İslamlaştırılmak istendiğine’ dair üretilen komplo teorisinden kaynaklanıyor.
Sonuç olarak, İsrail’i destekleyen sağdaki tüm gruplar bu çerçevede hareket ediyor. Bu İslamofobi aynı zamanda bazı kişilerin, İranlı kadınların baskıcı bir İslamcı rejimden kurtarılması gerektiği argümanını satın almasına yol açıyor. Oysa bu yaklaşım, İranlı kadınların ve İran halkının kendi haklarını kendi yöntemleriyle savunma özgürlüğünü görmezden geliyor.
Sanki demokrasiyi ve insan haklarını ihraç etmesi gereken Batı’ymış gibi bir algı yaratılıyor; sanki biz Batı’da bu konuda örnek bir toplummuşuz gibi davranılıyor. Oysa bu yaklaşım, üstünlükçü, sömürgeci, ırkçı ve İslamofobik bir bakış açısından besleniyor. İşte bu çatışmadaki sağcı, İsrail yanlısı ve ABD yanlısı tavırların temel argümanı tam olarak budur.
Ayrıca şunu da belirtmeliyim: Sánchez hükümeti İsrail ve ABD’ye karşı oldukça saldırgan bir tutum sergilemiş olsa da, Filistin için yapılan protestolar burada da bastırıldı. Son birkaç yıldır İspanya Bisiklet Turu’nda (La Vuelta) ve benzeri etkinliklerde İsrail’i boykot ettikleri için yargılanmayı bekleyen pek çok kişi var ve hükümet buna izin veriyor. Davalar sürüyor, eylemciler bu tür İsrail karşıtı gösterilere katıldıkları için hapis ve para cezalarıyla karşı karşıya.
Sanchez NATO’dan çıkmak ister mi?
İspanya’daki bazı sol partilere göre –bunların bazıları hükümet içinde yer alıyor– sadece “Savaşa hayır” demek yeterli değil; İspanya’nın ABD üslerini kapatması, hatta NATO’dan çekilmesi talep ediliyor. Ancak PSOE’nin 1986 referandumunda NATO lehine oy kullanan parti olduğunu düşünürsek, bunların Sánchez hükümeti için gerçekçi talepler olduğunu gerçekten söyleyebilir miyiz?
NATO’dan çıkış, İspanya solunun tarihsel bir talebi olagelmiştir. Bu talep, PSOE’nin 80’lerde bizi NATO’ya sokmasından bu yana hep vardı. Şimdi ise her zamankinden daha güçlü bir şekilde geri döndü ve bunu özellikle Trump’a borçluyuz. NATO’dan çıkma talebini bizzat yeniden canlandıran Trump’ın son dönemdeki uluslararası politika hamleleri ve İspanya’ya yönelik saldırısı sayesinde oldu.
Fotoğraf: DHA
İspanya’da şu soru yeniden tartışılmaya başlandı: “Bize hakaret eden, saldıran ve tehdit eden bir hükümetin üslerini topraklarımızda bulundurmaya ne ihtiyacımız var?” Bu açıdan bakıldığında ilginç bir siyasi an yaşandığını düşünüyorum. Evet, bu tartışma gerçekten var. Mesela tam şu anda (21 Mart), İran savaşına ve İsrail’e karşı bir gösteri düzenleniyor ve bu gösteride NATO’dan çıkış talep ediliyor. Biri Madrid’de, biri Valencia’da olmak üzere çeşitli yerlerde birden fazla gösteri var. Bu duygu özellikle solda olmak üzere gerçekten mevcut ve şimdi yeniden canlanıyor.
Ancak PSOE’nin İspanya’yı NATO’dan çıkaracağını düşünmüyorum. Bence bu daha çok retorik ve politik bir oyun olarak kalacak, gerçeğe dönüşmeyecek. Yani çok eleştirel olacaklar, pek çok engel çıkaracaklar ama İspanya’nın NATO’dan çıkması gibi bir adım atacaklarını sanmıyorum.
Öte yandan her şey Trump’a da bağlı. Artık mesele sadece PSOE’nin ne yapacağı değil, aynı zamanda ABD’nin ne yapacağı. Ve ABD’nin sürekli NATO üyeliğine, İspanya’da Amerikan üsleri bulundurmaya, Amerikan politikalarını izlemeye, hatta AB’nin İsrail veya ABD ile kurduğu ayrıcalıklı ilişkileri sürdürmeye karşı olanları haklı çıkarıyor.
‘Her şey bir niyet beyanından ibaret kalacak’
Uluslararası hukuk ve insan hakları ihlallerine ilişkin uluslararası sessizlik nedeniyle, savaşa karşı, hatta ılımlı açıklamalar bile daha etkili görünüyor. Peki PSOE’nin gerçek sınırları nelerdir? Ne kadar ileri gitmeye istekli olacaklarını veya bu konudaki duruşlarında ne kadar kararlı olacaklarını düşünüyorsunuz?
PSOE, seçim açısından bu pozisyonu korumanın kendisine yarar sağladığının farkında. İspanya halkının büyük çoğunluğunun bu kararları desteklediğini biliyorlar. Dolayısıyla bu pozisyonun önümüzdeki yılki seçimlere kadar korunması PSOE için önemli. Ama dediğim gibi, bence her şey bir niyet beyanından, bir tavırdan, retorik bir duruştan ibaret kalacak; ne NATO’dan çıkma ne de İsrail’le ilişkileri kesme gibi gerçek bir niyetleri var.
Evet, ilişkileri zayıflatabilirler ya da biraz daha gizleyebilirler, ama bundan daha ileri gideceklerini sanmıyorum. Çünkü İspanya bu konuda, uluslararası arenada, özellikle de AB içinde, Pedro Sánchez’e büyük siyasi kazanç sağlayan bir pozisyona öncülük ettiğinin bilinciyle hareket ediyor. Dolayısıyla bu durum PSOE için seçimlerde çok değerli, ama elbette bu çok daha ileri gidecekleri anlamına gelmiyor.
Daha ileri gideceğini sanmıyorum, hatta eminim gitmeyecektir. Ancak şu da doğru: Bu süreç solda her zaman var olan ama şimdi daha da güçlenerek geri dönen çok güçlü bir anti-emperyalist duygu yarattı. Ve bence her şey aynı zamanda önümüzdeki yıl boyunca Trump ve İsrail ile kartların nasıl oynanacağına bağlı olacak. Çünkü görünen o ki tamamen kontrolden çıkmış durumdalar ve bu da İspanya hükümetinin işine yarıyor, aynı zamanda soldaki "Bu uluslararası ittifaklarla bağlarımızı koparmalıyız" görüşünü güçlendiriyor.
Evrensel'i Takip Et