Avrupalılaşan NATO
Avrupa'nın Gündemi'nde bu hafta Avrupa'da ABD'siz gerçekleştirilen NATO tatbikatı, İngiltere'de İran savaşının ülkeye etkileri ve Avrupa Parlamentosu'nda alınan göçmen düşmanı yeni kararlara dair tartışmalar var
Fotoğraf: bundeswehr.de
Savaş ve silahlanma Avrupa’nın ana gündemlerinden olmaya devam ediyor. Almanya’da militaristleşme bir yandan milyarların silahlanma için ayrılması, silah tekellerinin kârları, ordunun okullara kadar girmesi, zorunlu askerliğin yürürlüğe sokulmasıyla toplumsal hayata tezahür ediyor. Diğer yandan Almanya, askeri olarak da Avrupa’nın başını çeken ülke imajıyla iki yıldır NATO üyesi Avrupa devletlerinin kuzey tatbikatına ev sahipliği ve komutanlık yapılıyor. Alman Silahlı Kuvvetleri, Steadfast (Kararlı) Dart isimli tatbikatının artık “hayali” bir tatbikat olmadığını, “Bir operasyon olarak planlanıp yürütüldüğünü” vurguluyor.
Öte yandan ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş sadece Ortadoğu’yu ateş atmıyor, tüm dünyayı etkiliyor. Independent gazetesine konuşan İngiltere’nin konut bakanı, savaşın yaşam maliyetlerini artırmasının İngiltere’de zaten yüksek seviyede olan evsizlik sorununu büyütebileceğine dikkat çekiyor.
Avrupa Parlamentosu ise geçtiğimiz perşembe günü, sağ ve aşırı sağ partilerin desteğiyle göç politikalarını sertleştiren ve mültecilerin AB dışındaki merkezlere gönderilmesini öngören yeni bir düzenlemeyi kabul etti. Humanite’den seçtiğimiz makalede, insan hakları örgütlerinin bu adımın mülteci haklarında ciddi bir gerileme anlamına geldiği uyarısında bulunduğuna dikkat çekiliyor.
ABD’siz NATO tatbikatı
German Foreign Policy
Almanya
İki yıldır üst üste, NATO üyesi Avrupa devletleri, ABD olmadan, silahlı kuvvetlerini Almanya’da yoğunlaştırıp doğuya doğru daha da ilerlemeyi prova eden “Kararlı (Steadfast) Dart” tatbikatında eğitim görüyorlar. Alman Silahlı Kuvvetleri, tatbikatın temelini oluşturan senaryonun artık kurgusal olmadığını vurguluyor.
NATO operasyonu, Hollanda’nın Brunssum kentinde bulunan ve bir Alman generalin başkanlığındaki NATO Müttefik Müşterek Kuvvet Komutanlığı tarafından yönetiliyor. Almanya, kendisini NATO’nun Avrupa’daki askeri-lojistik merkezi olarak sunuyor ve böylece tarihi “dönüm noktası”ndan birkaç yıl önce başlattığı bir politikayı sürdürüyor. ABD’nin tatbikata katılmaması, Grönland ve İran-Irak Savaşı üzerindeki mevcut çatışmalardan daha derinlere inen transatlantik ilişkilerdeki değişimleri yansıtıyor.
Berlin, yıllardır NATO içindeki güç dengesini kendi lehine değiştirmeye çalışıyor. NATO’nun Avrupa ayağını güçlendirme girişimi, Almanya’nın ABD’den daha fazla askeri bağımsızlık arayışının önemli bir bileşeni. Bu çabada Berlin, giderek askeri olarak bağımsızlaşan Avrupa’da liderlik rolü üstlenmekte.
11 Avrupa ülkesinden toplam 10 bin asker, NATO’nun hızlı reaksiyon güçlerinin, Müttefik Reaksiyon Gücü’nün (ARF) operasyonel hazırlığını göstermek amacıyla mart ayı sonuna kadar Güney Avrupa’dan Almanya’ya doğru yola çıktı. Alman Silahlı Kuvvetleri, Steadfast Dart tatbikatının artık “hayali” bir tatbikat olmadığını, “Bir operasyon olarak planlanıp yürütüldüğünü” vurguluyor.
Tatbikatın odak noktası, Avrupa Akdeniz ülkelerinden gelen kuvvetlerin doğuya doğru daha fazla ilerlemek üzere Almanya’da yoğunlaşması. Almanya’ya varışta, çok uluslu kuvvetler, Alman Silahlı Kuvvetlerinin Quadriga tatbikatına entegre olarak, tatbikatın bir parçası olarak çeşitli muharebe tatbikatları gerçekleştirdi. Alman Silahlı Kuvvetleri, muharebe tatbikatlarından birini şu şekilde raporladı: NATO askerleri “Bir köyü abluka altına alarak düşman kuvvetlerinin geri çekilmesini engelliyor… Özel kuvvetler geldikleri gibi hızla kayboluyor. Şimdi mesele daha da ilerlemek… Dört savaş uçağı alçak irtifada köyün üzerinden gürlüyor… [Onları] sürekli ateşle düşmanı yere seren dört İtalyan saldırı helikopteri takip ediyor… Makineli tüfek ateşi düşmanı siper almaya zorluyor… Birlikte, tüm ulusların kuvvetleri artık düşmandan arındırılmış araziyi güvence altına alıyor.”
Steadfast Dart, şu anda Hollanda’nın Brunssum kentinde NATO Müttefik Ortak Kuvvet Komutanlığına komuta eden Alman Hava Kuvvetleri Generali Ingo Gerhartz tarafından yönetiliyor.
Alman Silahlı Kuvvetlerine göre, bu yılki Steadfast Dart tatbikatının ev sahibi ülkesi olarak Almanya’nın temel görevi “Almanya Merkezinin sorunsuz işleyişini sağlamaktır.” Operasyonun odak noktası “Avrupa genelinde birliklerin, silah sistemlerinin ve malzemelerin hızlı taşınmasıdır.”
“Almanya Merkez” sloganı altında Berlin, yıllardır ülkeyi Rusya’ya yönelik ortak askeri hareketler için lojistik bir kilit nokta olarak konumlandırmak için çalışıyor; bunu yaparken aynı zamanda NATO ve AB içindeki konumunu diğer ittifak üyelerine göre güçlendirme politikasını da izliyor. Alman hükümeti, 2018 gibi erken bir tarihte, önemli bir askeri politika belgesinde “NATO ittifakının ve AB’nin eylem kapasitesinin” “Avrupa’nın merkezinde” bir askeri geçiş ülkesi olarak Almanya’ya bağlı olduğunu ilan etti.
New York Times’a göre, Almanya’nın Steadfast Dart’taki öncü rolü, Berlin’in Avrupa savunması için ne kadar “vazgeçilmez” hale geldiğini yansıtıyor. Savaş durumunda, Alman hükümeti NATO’ya, Doğu Cephesi’ne doğru Almanya üzerinden ilerleyecek olan 800 bin askere ve 200 bin askeri araca kadar tedarik ve lojistik destek sağlama sözü verdi. Steadfast Dart çerçevesindeki birlik hareketlerinin odak noktası, Almanya’nın Schleswig-Holstein, Hamburg, Bremen, Aşağı Saksonya ve Saksonya-Anhalt eyaletleri.
ABD, Steadfast Dart’a katılmıyor. Ancak bunu yalnızca Grönland ve İran savaşları bağlamında transatlantik ilişkilerdeki akut krize bağlamak aşırı basitleştirme olur.
Birincisi, bu yılki Steadfast Dart tatbikatı, art arda yapılan ve tamamen Avrupa NATO olan ikinci tatbikat; ikincisi, tatbikatın planlaması iki yıldan fazla bir süredir devam etmekte ve ABD medya raporlarına göre, ABD askeri yetkilileriyle iş birliği içinde yürütülmekte.
Hamburg Üniversitesi Barış Araştırmaları ve Güvenlik Politikası Enstitüsünden (IFSH) Lukas Mengelkamp, gelecekte “daha fazla tamamen Avrupa merkezli manevra” olmasının “çok muhtemel” olduğu sonucuna varıyor. Steadfast Dart, “Avrupalılaştırılmış bir NATO”nun geleceğine dair bir ipucu sunabilir. New York Times, Steadfast Dart’ın Avrupalıların “En büyük ve en önemli ortakları olmadan nasıl idare edebileceklerini” görmek için “yakından izlenen” bir test olduğunu bildiriyor. Bu, ABD’nin hedefleriyle mutlaka çelişmiyor: ABD Başkanı Donald Trump yıllardır Avrupalıların ABD üzerindeki yükü hafifletmelerini ve Avrupa’nın askeri güvenliğine daha fazla katkıda bulunmalarını talep ediyor.
Trump’ın ilk döneminde (2017-2021) bile Berlin’de “NATO içindeki Avrupa ayağını güçlendirmek” hakkında çok konuşuldu. Daha önce, Alman-Amerikan iş birliğindeki krizin arka planında, Almanya’daki transatlantik blok ikiye bölünmüştü: Tüm zorluklara rağmen, Alman dış ve askeri politikasının temel direği olarak ABD ile iş birliğine güvenmeye devam edenler ve Avrupa için “stratejik özerklik”in hızlandırılmış bir şekilde takip edilmesini, yani birleşik bir Avrupa ittifakı aracılığıyla ABD’den güç-politik olarak ayrılmayı talep edenler. “NATO’da Avrupa ayağını güçlendirme” sloganı altında, her iki fraksiyon da yüzeysel olarak yeniden birleşmişti. Almanya ve Avrupa’nın askeri kapasitelerini önemli ölçüde artırmaları gerektiği konusunda bir anlaşma vardı. Ancak, ayrıntılarda -örneğin, ABD’den hazır silah sistemleri satın almak mı yoksa daha pahalı ama bağımsız Avrupa çözümleri geliştirmek mi gerektiği konusunda- altta yatan bölünme tekrar tekrar ortaya çıktı.
Şansölye Merz’in şubat ayında Münih Güvenlik Konferansındaki konuşmasında da transatlantik ilişkilerin nasıl geliştiğine bakılmaksızın, kişinin kendi “Avrupalı” gücünü düşünmesi kesinlikle doğru olan şeydir. NATO içinde Avrupa’yı güçlendirmek “en büyük önceliğe” sahip. Avrupalılar, ABD’nin hakimiyetindeki NATO içinde, “kendi çıkarları doğrultusunda güçlü, kendi kendine yeten bir Avrupa sütunu” inşa etmelidir. “Güç politikasına dönüş”ün yeni bir çağında dünyayı şekillendirmeye yardımcı olabilmek için, “güçlü” ve “egemen” bir Avrupa, “küresel bir siyasi faktör” olarak inşa edilmelidir. Bu Avrupa yönelimi Almanya’nın çıkarlarına karşılık geliyor” demişti. Şansölye ayrıca, Alman ordusu Bundeswehr’in Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusu olması gerektiği yönündeki açıklamasını yineledi.
Çeviren: Semra Çelik
İran’la savaş İngiltere’de evsizlik riskini nasıl artırıyor?
Albert Toth
Independent/İngiltere
İstatistikler rekor seviyelere ulaşmaya devam ederken, üst düzey bir İşçi Partisi bakanı, ABD’nin İran’la savaşının Birleşik Krallık’ta daha fazla insanı evsiz bırakabileceği uyarısında bulundu. The Independent’a konuşan Evsizlikten Sorumlu Bakan Alison McGovern, petrol fiyatlarındaki ani artışın hane halkı giderlerini tehdit etmesi nedeniyle, çatışmanın bir sonucu olarak yaşam maliyetinin artmasından “endişeli” olduğunu itiraf etti. İran, Hürmüz Boğazı’nın “kapalı” olduğunu ve bu su yolundan geçen her türlü transit trafiğin “sert önlemlerle” karşılaşacağını uyardıktan sonra, Brent ham petrolü cuma günü yeniden varil başına 110 doları aştı.
Bu su yolu, Basra Körfezi’nden açık denize uzanan tek geçiş yolu olduğundan, petrol endüstrisi için hayati bir öneme sahip. Dünya petrol ve gaz kaynaklarının yaklaşık yüzde 20’si bu boğazdan naklediliyor ve İran’ın süregelen tehditleri küresel ticaret için son derece zararlı.
Çatışma nedeniyle Birleşik Krallık’ta yakıt fiyatları şimdiden yükselmeye başladı, uzmanlar yaz aylarında enerji faturalarının ve hatta gıda fiyatlarının da aynı eğilimi izleyeceği konusunda uyarıda bulunuyor. Bakan McGovern ise şunları söylüyor: “Ortadoğu’dan gelen yaşam maliyeti baskıları konusunda endişeliyim ve elbette bu, evsizliği önleme kabiliyetimizi etkileyecektir, çünkü bu ülkede evsizliğin en büyük nedeni, insanların mevcut konutlar için yeterli gelire sahip olmamasıdır”
(…) En son resmi istatistiklere göre, Birleşik Krallık ülkelerinde evsizlik rekor seviyelere ulaşmaya devam ediyor; geçen eylül ayında 4 bin 763 kişi sokaklarda yatarken, 134 bin760 hane geçici barınaklarda kalıyordu. Bu rakamlara 175 bin 990’ı çocuk toplamda tahmini 350 bin kişi dahil. Shelter’ın genel müdürü Sarah Elliott şunları söylüyor: “Yıllardır süren yaşam maliyeti krizi nedeniyle aileler şimdiden uçurumun eşiğinde. Konut masrafları gelirlerin çok büyük bir kısmını yutarken, maliyetlerdeki herhangi bir artış insanları evlerinden dışarıya itip evsizliğe sürükleyebilir. Her gün, evlerini ısıtmakla kiralarını ödemek arasında imkansız bir seçim yapmak zorunda kalan ailelerden haber alıyoruz. Kimse, evini elinde tutmak için aşırı yüksek bedeller ödediği için temel ihtiyaçlarından kesintiye gitmek zorunda kalmamalı. Konut satın alınabilirliği krizini çözmek için hükümetin konut yardımını yeniden başlatması ve kira sözleşmesi süresince yapılan göz kamaştırıcı kira artışlarını dizginlemesi gerekiyor. Ancak konut krizine kalıcı bir çözüm tek bir şey var: kiraları yerel gelir düzeyine endekslenmiş, gerçekten satın alınabilir yeni nesil sosyal konutlar.”
İşçi Partisi, konut satın alınabilirliğini artırmak ve evsizlik sorununu çözmek için 2029 yılına kadar 1.5 milyon konut inşa etme sözü verdi; ayrıca 2036 yılına kadar 180 bin sosyal konut inşa etmeyi taahhüt etti. Ancak uzmanlar, hükümetin ana hedefine ulaşma yolunda ilerlemediğini uyarıyor; aralık ayında yapılan bir analiz, hedefin yaklaşık 500 bin konut gerisinde kalacağını ortaya koydu. Hükümetinin kaydettiği ilerleme hakkındaki soruya ise Bakan McGovern, şöyle yanıt veriyor: “1.5 milyon konut. Bu zor bir hedef, değil mi? Zorlu bir rakam. Ama alternatif nedir? ‘Tamam, zor olduğu için hedef belirlememeliyiz’ dersiniz. Bununla ilgili sorun şu ki, konut hedeflerinden vazgeçmenin hiçbir konut inşa etmemek anlamına geldiğini biliyoruz. Bu yüzden, konut inşaatı için hedef belirlememe politikasını sürdürmenin doğru bir şey olduğunu düşünmüyorum. Ve bence bunun hızlanacağını, başlangıcın biraz yavaş olabileceğini biliyorduk, ancak planlama komisyonları şu anda işlerini yapıyor.”
Çeviren: Dış Haberler Servisi
Sağ ve aşırı sağ, Avrupa Parlamentosunda birleşerek göçmenleri AB dışındaki merkezlere göndermenin önünü açtı
Alexandra Chaignon
Humanité/Fransa
Irkçı ve popülist ideolojinin insan haklarına saygının önüne geçtiği bir tablo… 26 Mart Perşembe günü Avrupa Parlamentosunda yaşanan tam olarak buydu. Avrupa Halk Partisi (PPE) ile Avrupa için Yurtseverlerin ittifakı sayesinde kabul edilen metin, göçmenlerin Avrupa Birliği (AB) dışındaki merkezlere gönderilmesini öngören “geri gönderme merkezleri”nin kurulmasını içeriyor.
Mülteciler
Daha baskıcı bir göç politikası isteyen birçok üye devletin talep ettiği bu düzenleme, sağ, aşırı sağ ve merkezin bir bölümüne mensup Avrupa Parlamentosu üyeleri tarafından büyük çoğunlukla desteklendi: 386 kabul, 206 ret. Oylama, genel kurul salonunda uzun süre alkışlandı.
Cumhuriyetçiler Partisi (LR) Üyesi Avrupa Parlamentosu Milletvekili François-Xavier Bellamy, “Bu metin şu basit ilkeyi garanti altına alacak: Avrupa’ya yasa dışı şekilde gelirseniz, burada kalamayacağınızdan emin olun” sözleriyle kararı memnuniyetle karşıladı.
Halihazırda Avrupa Birliği’nde alınan sınır dışı kararlarının yalnızca yaklaşık yüzde 20’si fiilen uygulanıyor. Sınır dışı uygulamalarını artırma baskısı altındaki Avrupa Komisyonu, bir yıl önce bu sayıyı yükseltmeyi hedefleyen bir metin sunmuştu.
Yeni düzenleme, üye devletlerin AB dışındaki ülkelerde göçmen merkezleri açmasına, sığınma başvurusu reddedilen ve ülkeyi terk etme yükümlülüğü bulunan kişilerin bu merkezlere gönderilmesine ve hatta burada tutulmasına olanak tanıyor. Bunlar “geri gönderme merkezleri” olarak adlandırılıyor.
Pilot projeler gündemde
Göçmenlerin sığınma başvurularından önce ya da sonra tutulacağı merkezler fikri yeni değil. Bu model, İtalya tarafından Arnavutluk’ta denenmişti. Ancak hukuki itirazlar nedeniyle merkez uzun süre boş kaldı. Şubat ayında ise AFP’ye göre burada yaklaşık 90 kişiyi barındırıyordu.
Benzer bir anlaşma İngiltere ile Ruanda arasında da yapılmış, ancak Londra yönetimi hukuki engeller nedeniyle projeden vazgeçmişti. İki ülke arasındaki anlaşmazlık halen mahkemelerde sürüyor.
Son haftalarda AB üyesi bazı ülkeler (Danimarka, Avusturya, Yunanistan, Almanya ve Hollanda) bu modelleri incelemek, “Hatalardan ders çıkarmak” ve yıl sonuna kadar pilot projeler başlatmak amacıyla bir araya geldi. Buna karşın Fransa ve İspanya gibi ülkeler bu merkezlerin etkinliği konusunda daha temkinli davranıyor.
Daha sert yaptırımlar
Kabul edilen metin, sığınma başvurusu reddedilen ve AB topraklarını terk etmeyi reddeden kişiler için daha sert kurallar ve yaptırımlar da içeriyor. Bunlar arasında kimlik belgelerine el konulması, gözaltı uygulamaları ve uzun süreli giriş yasakları bulunuyor. Ayrıca, üye devletler arasında alınan kararların karşılıklı olarak tanınması öngörülüyor. Örneğin Fransa’da alınan bir kararın İspanya’da da geçerli olması hedefleniyor.
Bu düzenlemelerin, sığınma ve göç paktı (AB İltica ve Göç Paktı) çerçevesinde üç ay içinde yürürlüğe girmesi bekleniyor.
Temel haklar açısından ciddi riskler
Metne karşı çıkan Yeşiller Üyesi Avrupa Parlamentosu Milletvekili Mélissa Camara, “Tarih, sözde ılımlı sağın, aşırı sağ ile aktif iş birliği yaparak kalan son ‘karantina hattını’ da ortadan kaldırdığını yazacaktır” dedi.
Birçok sivil toplum kuruluşu aylardır uyarıda bulunuyordu. Uluslararası Kurtarma Komitesi (International Rescue Committee) Temsilcisi Marta Welander, bu oylamanın “Mülteci haklarında tarihsel bir gerileme” olduğunu belirterek, “Çocuklar da dahil olmak üzere kırılgan kişilerin gözaltına alınmasının artmasından” endişe duyduklarını ifade etti.
Dünya Doktorları (Médecins du Monde) Başkanı Jean-François Corty ise bu düzenlemenin “Sürgündeki insanların haklara ve sağlık hizmetlerine erişimini daha da zorlaştıracağını, korku iklimi yaratarak hem bireysel hem de toplumsal sağlık açısından dramatik sonuçlara yol açacağını” vurguladı.
29 Ocak’ta Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde görev yapan 16 özel raportör ve insan hakları uzmanı da Avrupa kurumlarını bu metnin özellikle sağlık hakkı başta olmak üzere temel haklar açısından ciddi riskler taşıdığı konusunda uyarmıştı.
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri de geri göndermeme ilkesi (non-refoulement) ihlali riski, artan gözaltı uygulamaları ve sorunlu “geri gönderme merkezleri” konusunda endişelerini dile getirdi.
Çeviren: Ali Rıza Yıldırım
(Dış Haberler)
Evrensel'i Takip Et