İzmir'in çatısında 'zehir' ihalesi yargıda: Küçük Menderes direniyor
Bozdağlar ve Küçük Menderes Havzası’nda planlanan maden arama ihalesine karşı bölge halkı ve üreticiler yargıya başvurdu; su kaynakları, tarım ve halk sağlığı için “telafisi imkansız zararlar” uyarısı yapıldı.
Fotoğraf: Özer Akdemir/Evrensel
Özer Akdemir
[email protected]
İzmir - İzmir'in "çatısı" olarak bilinen Bozdağlar ve Küçük Menderes Havzası'nda planlanan dördüncü grup (altın ve metalik) maden arama sahası ihalesi, bölge halkı, muhtarlar, üreticiler ve sivil toplum kuruluşları tarafından yargıya taşındı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından 1561 hektarlık alan için gerçekleştirilen ihaleye karşı, "Küçük Menderes Direniyor Platformu" öncülüğünde bir araya gelen yaklaşık 150 yurttaş ve kurum, Ankara Nöbetçi İdare Mahkemesi'ne başvurarak ihalenin iptali ve yürütmenin durdurulmasını talep etti.
Fotoğraf: Özer Akdemir/Evrensel
“Geri dönüşü olanaksız çevresel riskler” endişesi
Dava dilekçesinde, bu ihale kararının basit bir idari işlem olmadığı; yaşam alanlarını, su havzasını, tarımsal üretimi ve kültürel mirası tehdit eden ve geri dönülmesi güç çevresel riskler başlatan bir adım olduğu vurgulandı.
Yaklaşık 150 davacının açtığı davanın temel gerekçeleri şu başlıklarda toplandı:
1. Su kaynakları ve havza bütünlüğüne yönelik tehdit
Maden sahası olarak belirlenen Yılanlı, Dokuzlar ve Kemer mahallelerini kapsayan alan, Küçük Menderes Nehri'nin doğduğu ve havzanın yeraltı sularının beslendiği en kritik doğal su deposudur. Dava dilekçesinde, madencilik faaliyetlerinin bölgedeki tarım arazilerini sulayan Beydağ Barajı ve Çatak Göleti'nin su rejimini bozacağı, yeraltı suyu seviyelerini düşüreceği ve kirlilik yaratacağı belirtilmiştir. Siyanürlü altın işletmeciliği riski ve ağır metal sızıntılarının, tüm havzanın suyunu ve toprağını zehirleyebileceğine dikkat çekilmiştir.
2. Tarımsal üretim ve ekonomik yıkım riski
Küçük Menderes Havzası, Türkiye'nin gıda güvenliği açısından stratejik bir öneme sahiptir ve tarımsal hasılanın önemli bir kısmını karşılamaktadır. Dava gerekçelerinde, madenden elde edilecek geçici gelirin, havzadaki yıllık 2 ila 2,5 milyar dolarlık kalıcı tarımsal üretim değerinden üstün olamayacağı vurgulanmıştır. Bölgedeki ihracatlık kestane, ceviz, meyvecilik ve süt hayvancılığı faaliyetlerinin bu projeyle büyük bir ekonomik sekteye uğrayacağı ifade edilmiştir.
3. Halk sağlığı ve yaşam hakkı ihlali
Maden arama ve işletme süreçlerinin yaratacağı tozuma, patlatma, ağır metal mobilizasyonu ve kimyasal atık riskleri, bölgede yaşayan 553 bin kişinin sağlığını doğrudan tehdit etmektedir. Davacılar, Anayasa'nın 17. (yaşam hakkı) ve 56. (sağlıklı çevrede yaşama hakkı) maddelerine dayanarak, devletin ekonomik geliri değil, halk sağlığını ve gıda güvenliğini öncelemesi gerektiğini belirtmiştir.
4. Kültürel miras ve turizm alanlarının tahribatı
Saha, yalnızca ekolojik açıdan değil, tarihi ve turistik açıdan da hassas bir bölgedir. İhalenin, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer alan 5000 yıllık Birgi yerleşimine, Yılanlı Kalesi'ne, Gölcük Gölü'nün doğal peyzajına ve Bozdağ Kayak Merkezi'nin dağ ekosistemine telafisi güç görsel ve fiziksel zararlar vereceği belirtilerek Anayasa'nın kültür varlıklarını koruma ödevine (Madde 63) aykırı hareket edildiği savunulmuştur.
5. Devletin kendi yatırımlarıyla çelişmesi
Dava dosyasında öne çıkan en çarpıcı argümanlardan biri de devletin geçmiş yatırımları oldu. Bozdağ ve çevresinde kamu eliyle yaklaşık 2033 hektarlık alanda erozyon kontrolü yapılmış ve 1 milyon 200 bin fidan dikilerek bölge rehabilite edilmiştir. İdare tarafından milyonlarca lira harcanarak ağaçlandırılan ve yaban hayatı geliştirme sahası niteliği taşıyan bir alanın, tam tersi bir şekilde ağır arazi tahribatı yaratacak madenciliğe açılması, hukuki tutarsızlık ve kamu yararına aykırılık olarak nitelendirilmiştir.
Fotoğraf: Özer Akdemir/Evrensel
"Telafisi imkansız zararlar doğmadan durdurun" çağrısı
Davacılar ve Platform yetkilileri, Çevre Kanunu'nun sürdürülebilirlik ilkelerinin hiçe sayıldığını belirterek, mahkemeden sadece evrak üzerinden değil; jeoloji, hidrojeoloji, ziraat, çevre, orman ve halk sağlığı uzmanlarından oluşacak çok disiplinli bir bilirkişi heyeti ile sahada keşif yapılmasını talep etti. Başlatılan fiili sürecin doğayı tahrip etmeden önce yürütmesinin acilen durdurulması ve ihalenin iptal edilmesi isteniyor. Hukuki ve toplumsal mücadelenin ise kararlılıkla sürdürüleceği bildirildi.
Evrensel'i Takip Et