İzmir'de edebiyat rüzgarı: 2026 Dünya Öykü Günü kutlandı
İzmir’de Dünya Öykü Günü kapsamında düzenlenen etkinlikte yazarlar ve edebiyatçılar bir araya gelerek öykünün toplumsal, kültürel ve eleştirel yönlerini tartıştı; bildirgede öykünün “başkaldırının ortak dili” olduğu vurgulandı.
Fotoğraf: Ertuğrul Özarslan
Merve Tur
[email protected]
İzmir- Bornova'da bulunan Altındağ Atatürk Kültür Merkezi STK Yerleşkesi'nde, 26 Mart 2026 Perşembe günü, "Her Hayat Bir Öyküdür..." temasıyla 2026 Dünya Öykü Günü etkinliği düzenlendi. Edebiyatseverleri bir araya getiren etkinlik; Türkiye Yazarlar Sendikası İzmir Temsilciliği, İzmir Yazarlar Şairler ve Tüm Sanatçılar Derneği ve Yazarevi Topluluğu Derneği'nin ortak organizasyonuyla hayata geçirildi.
Fotoğraf: Ertuğrul Özarslan
2026 öykü bildirgesi: Başkaldırının ortak dili
Müjgan Çınar’ın kolaylaştırıcılığını üstlendiği program, Yazar Öztürk Kuş'un 2026 Öykü Bildirgesi'ni okumasıyla başladı. Kuş, okuduğu bildirgede öykünün insanlığın hafızası ve ortak mirası olduğunu, farklı kültürler arasındaki sınırları kaldırdığını vurguladı. Aynı zamanda öykülerin sömürüye, inkara, ötekileştirmeye ve cinsiyetçi yaklaşımlara karşı evrensel bir başkaldırı ve ortak bir dil yarattığının altını çizdi.
Geçmişten günümüze İzmir’de öykü yolculuğu
Etkinliğin "Konuk Yazar ve Eleştirmenler" bölümünde edebiyatın farklı yönleri ele alındı.
Konak Belediyesi eski Kültür Müdürlerinden, yazar Salim Çetin "İzmir'de 'Öykü Günleri Etkinliği'nin Tarihçesi" başlıklı sunumunda, 2002 yılından 2008'e kadar ve sonrasında Karabağlar ile Konak'ta yürüttüğü kültür müdürlüğü dönemlerindeki deneyimlerini aktardı. İzmir'deki öykü günlerinin temelinin nasıl atıldığına dair süreci aktardan Çetin, konuşmasında, yerel yöneticilerin ve belediye başkanlarının sanata karşı yeterince duyarlı olmamasını eleştirdi. Çetin, Türkiye Yazarlar Sendikası ve Edebiyatçılar Derneği gibi kurumlarla yapılan geçmişteki güçlü dayanışma pratiklerini hatırlattı.
Türk öykücülüğünün iki ana damarı ve Sait Faik
Edebiyat Eleştirisi, inceleme ve deneme alanlarıdna birçok eseri bulunan Hülya Soyşekerci "Yalnızlığın Yarattığı Yazar Sait Faik Abasıyanık" adı sunumunda Türk edebiyatında öykücülüğün 1935-36 yıllarında iki ana koldan ilerlemeye başladığını belirtti. Sait Faik'in içe dönük, bireysel duygulanımlara dayanan okulunu, Sabahattin Ali'nin toplumcu ve gerçekçi okuluyla karşılaştıran yazar, Sait Faik'in doğayı ve insanı kucaklayan o büyük sevgisinin modern sanat anlayışımızdaki öncülüğüne dikkat çekti.
Öykülerde eril dil
Yazar Sevim Korkmaz Dinç, "Edebiyatta Cinsiyetçi Dil" başlıklı sunumunda Ataerkil kültürün kodlarıyla şekillenen yazarların metinlerini iktidar ilişkilerinden ve ezme-ezilme dinamiklerinden ne kadar soyutlayabildiğini sorguladı. Charlotte Perkins Gilman'ın eserlerine atıfta bulunan Dinç, bugüne kadar yazılan macera, avlanma ve dövüşme öykülerinin açıkça eril bir dil taşıdığını, erkek merkezli kültürün edebiyatta kadınların gerçek deneyimlerine yer vermediğini ifade etti.
Böyle bitmeyecek öykümüz!
Türkiye Yazarlar Sendikası İzmir temsilcisi Özer Akdemir ise "Yaşamın aynası olarak öykü" başlğı ile öyküyü, hayatı tüm çıplaklığıyla yansıtan bir ayna olarak tanımladı. Edebiyatın karanlığa karşı aydınlığın tanığı olduğunu belirten Akdemir, sözlerini Ahmet Kaya'nın "bitmeseydi bizim öykümüz böyle" dizelerine atıfta bulunarak, "bu ülkenin onurlu yurttaşları olarak öykümüz böyle bitmeyecek" sözleriyle tamamladı.
Türküler ve tanıklıklarla dolu dört saat
Saat 13:00'ten 17:00'ye kadar süren etkinlikte ayrıca birçok öykücü “neden öykü yazıyorum?” sorusuna dair görüş ve kendi öz yaşamdan tanıklıklarını aktardı. Dilek Şenol ile Kemal Karataş'da türküleriyle etkinlikte yer aldılar.
Evrensel'i Takip Et