İzmir’de 'Savaşın ve yoksulluğun gölgesinde 1 Mayıs' paneli: 'Ekmek ve barış mücadelesi birleşmeli'
EMEP Milletvekili Sevda Karaca, İzmir’deki panelde savaş ve yoksulluğa karşı birleşik mücadele çağrısı yaparak 1 Mayıs’a hazırlanılmasını vurguladı.
Fotoğraf: Eda Aktaş/ Evrensel
İzmir — Emek Partisi (EMEP) Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, “Savaşın ve Yoksulluğun Gölgesinde 1 Mayıs’a” başlıklı toplantıda işçiler, kamu emekçileri ve sendikacılarla bir araya geldi. Türkan Saylan Kültür Merkezi Benal Nevzat Salonu’nda gerçekleşen toplantının yürütücülüğü EMEP İzmir İl Başkanı Elif Çuhadar sağladı.
Fotoğraf: Eda Aktaş/Evrensel
“Savaş politikaları hak arama mücadelelerini bastırmanın aracı haline getiriliyor”
Panelin açılışını yapan Çuhadar, emperyalizmin yalnızca askeri değil ekonomik araçlarla da halklara saldırdığını vurgulayarak, “Emperyalizm sadece topla, tüfekle, füzeyle halklara kan ve gözyaşı götürmüyor elbette. Ekonomik olarak da tekelci kapitalizmin olanaklarını kullanıyorlar” ifadelerini kullandı. Yer altı ve yer üstü kaynaklarının yağmalandığını söyleyen Çuhadar, iktidarın bu alanlarda sermayenin önünü açan yasal düzenlemeler yaptığına dikkat çekerek, “Bu zenginliklerin nasıl yağmalandığını ülkemizde de örnekleriyle görüyoruz” dedi.
Savaşın iç siyasette bir baskı aracına dönüştürüldüğünü de vurgulayan Çuhadar, “Savaş naraları ya da savaşa ilişkin gerekçelendirmeler, hak arama mücadelelerini bastırmanın aracı haline geliyor. İktidar tarafından bunlar hazır reçeteler olarak kullanılıyor” ifadelerini kullandı.
“Dünya yeni çatışmaların ortasında”
Daha sonra söz alan Sevda Karaca, dünya ve bölgedeki gelişmelerin yeni çatışma süreçlerine işaret ettiğini belirterek, “Sınıfsal dinamikleri, uluslararası dinamikleri gerçeklikleriyle ele aldığımızda; önümüzdeki dönemde gerçekten de nasıl zorluklarla karşılaşacağımızı tartışmamız gerekiyor” dedi.
Ortadoğu’daki gelişmelere değinen Karaca, “Bugün tam göbeğinde olduğumuz İsrail saldırganlığını ve Ortadoğu’nun yeniden Amerikan emperyalizmi ve diğer emperyalist güçler tarafından talan edilmesine yönelik planların ne kadar somut olduğunu gördük. Bugün dünyanın farklı bölgelerinde sıcak çatışmaların, savaşların, kitlesel katliamların yaşandığı bir dünyanın içerisinde konuşuyoruz” dedi. Bu çatışmaların arkasında kaynak ve enerji rekabeti olduğunu belirten Karaca, “Enerji hatları, ticaret yolları ve bu alanlar üzerindeki farklı emperyalist odakların rekabeti üzerinden değerlendirmek gerekiyor” diye konuştu.
“İktidar savaş söylemini iç politikada kullanıyor”
Türkiye’de iktidarın savaş ve güvenlik söylemini iç politikada bir araç olarak kullandığını belirten Karaca, Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarına atıfla “Erdoğan dünya çatışmalar ile kaynıyorken ülkemizin istikrar sayesinde ‘bölgenin ve dünyanın parlayan yıldızı’ olduğunu söyledi. Ancak bir de ekledi: ‘Bunun böyle devam edebilmesi için istikrara güvenmenize ve bizim gayretlerimizi onaylamanıza ihtiyacımız var’” dedi.
Fotoğraf: Eda Aktaş/Evrensel
“İktidar için halk, sermaye ve çıkar grupları olarak tarifleniyor”
Gazeteciler Alican Uludağ ile İsmail Arı’nın ve BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in “halkı kin ve nefrete teşvik”, “halkı yanıltıcı bilgi paylaşma” gibi uyduruk gerekçelerle tutuklandığını vurgulayan Karaca, tüm bu gelişmelerin birbirine bağlı olduğunu kaydederek, “Bu bir şeyin ilanı. Halk; sermaye, çıkar grupları, kendi egemenliğini ve bekasını sürdürmek için sırtını dayadığı rant çevreleri, sömürü düzeninden en çok yararlananlar olarak tarif ediliyor. Geri kalanınız, sizler halk değilsiniz deniyor” diye konuştu.
“Bu karanlık tabloya karşı güç biriktirmek gerekiyor”
Konuşmasında mücadele çağrısı yapan Karaca, “Eğer bu karanlık tablodan çıkmak için bir güç biriktiremezsek ortaya çıkacak sonuçların ağırlığını da dile getiriyorduk” dedi. İçinden geçilen dönemin bu ağırlığın hissedildiği bir süreç olduğunu belirten Karaca, “Bugün tam da bu ağırlığı omuzlamak zorunda olduğumuz bir dönemeçteyiz” diye konuştu.
“NATO zirvesi mücadele takvimine alınmalı”
Konuşmasının son bölümünde Temmuz ayında Türkiye’de yapılacak NATO zirvesine dikkat çeken Karaca, “NATO zirvesi, yani emperyalist güç odaklarının halkları kıyıma ve yıkıma uğratan savaş aygıtının en önemli toplantılarından biri, tam da bu yıkım sürecinin ortasında Türkiye’de yapılacak. Bunu mücadele takvimimize almak durumundayız” ifadelerini kullandı. Karaca, Emek Partisi olarak 4 Nisan’da NATO’nun kuruluş yıldönümünde ülke genelinde üsler ve komutanlıklar önünde eylemler düzenleyeceklerini açıklarken, “Ekmek mücadelesi ile barış mücadelesinin nasıl birleşeceğini anlatan bir eylemlilik ortaya koymak istiyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.
Fotoğraf: Eda Aktaş/Evrensel
“Herkesi 1 Mayıs’ta alanlarda ve direniş çadırlarında olmaya davet ediyoruz”
Karaca’nın konuşması akabinde panele katılan işçi ve emekçiler söz aldı. Söz alan işçiler, sendikacılar ve kamu emekçileri; sınıf sendikacılığından kopuş, sendikal bürokrasi, birleşik mücadelenin önündeki engeller, geçmiş deneyimler ve 1 Mayıs hazırlıkları üzerine fikirlerini paylaştı.
DIGEL işçisi Yeliz Duman, uzun süredir devam eden direnişlerine değinerek işçilerin kararlılığını vurguladı. Yaşadıkları hak kayıplarına rağmen mücadeleyi sürdürdüklerini ifade etti. Bir diğer DIGEL işçisi Tuğba ise sürecin belirsizliğine rağmen direnişi sürdürdüklerini belirterek, işçilerin örgütlü mücadelesinin önemine dikkat çekti. Tüm emekçileri direnişlerine omuz vermeye davet eden Tuğba, “1 Mayıs’ta alanlarda ve en önemlisi grev çadırlarında, direniş çadırlarında herkesi görmek istiyoruz. Bizler sürecimizde işçinin işçiden başka, emekçiden başka dostunun olmadığını bir kez daha anladık” diye konuştu.
“Kanayan bir yaramız var”
İzBB İZENERJİ işçisi ve Genel-İş 2 No’lu Şube İş Yeri Temsilcisi Vedat Çimen, şubelerinde yaşanan bölünmeye dikkat çekti. Sınıf sendikacılığından uzaklaşıldığını belirten Çimen, “İçimizdeki çatışmalardan ötürü DIGEL, Temel Conta ve diğer direnişte olan işçilerin yanında olamıyoruz” dedi. Tüm bu sorunların kaynağını işçi sınıfına yönelik sistematik saldırılarda gören Çimen, “İşçi sınıfının bir silkinip kalkması gerektiğini düşünüyorum. Bu da bireysel olarak bizim ve sizin görevimiz haline geliyor” ifadelerini kullandı.
TGS İzmir Şube Başkanı Nil Kahramanoğlu, işkolunda İzmir’in Eskişehir ile birlikte Türkiye’de yerelde toplu sözleşme imzalayan nadir örneklerden biri olduğunu söyledi. Kahramanoğlu, buna karşın ortak hareket etmede hâlâ sorunlar olduğunu vurguladı. “Gazeteciler birinin sorunu, problemi veya derdi olduğunda en ön safta yer alıyor; ama kendi sorunlarında, problemlerinde yan yana gelme sorunu yaşıyor” dedi. Toplantıya katılma amacını yan yana gelmelere güç verme çerçevede açıklayan Kahramanoğlu, 1 Mayıs’ın bu birlikteliği güçlendirmek için fırsat olduğunu kaydetti.
TGS İzmir Şube Yönetim Kurulu Üyesi Mazlum Vesek, çalışma arkadaşları arasında gözlemlediği “Bu iktidarı ve bu düzeni tersine çevirecek bir toplumsal muhalefet yok” algısını aktardı. Vesek, gazeteciler olarak hem meslektaşlarının tutuklanmalarını protesto ettiklerini hem de “ikide bir bize gazetecilik öğreten muhalefetten gelen eleştirilere” yanıt vermek zorunda kaldıklarını söyledi.
“Birleştiğimizde bir şeylerin başarılabileceğine inanıyoruz”
DİSK/Gıda-İş Sendikası Genel Sekreteri Ufuktan Öden, sendikal bürokrasiyi temel sorunlardan biri olarak tanımlayarak, “İktidar bize saldırıyor; emeğimize, hukukumuza, haklarımıza saldırıyor. Bunu aşacak güç, bizim öz örgütlerimiz, sendikalarımız ve buradaki birliğimiz ile mücadelemiz olmalıdır. Bu gücün tepesine çöreklenmiş bürokrasinin aşağıdaki işçilerin sorunlarını çözemeyeceği aşikar. Bunu aşacak olan bizleriz, aşağıdaki işçileriz” diye konuştu.
Öden, olumlu bir örnek olarak İzmir’de geçen yıl düzenlenen sendikal kurultay çalışmasına değindi; “DİSK’ten 3, Türk-İş’ten 9 sendikanın katıldığı bu kurultayın eksiklikleri olmakla beraber bu dönem yaşanan grev ve direnişlerle dayanışma ve ortak talepler etrafında birleşmeyi ve mücadeleyi yükseltmeye katkısı olduğunu” belirtti. Öden, “Birleşmezsek ve güçlülüğümüzü göstermezsek bu mücadeleyi sürdüremeyiz. Ancak birleştiğimizde ve ortak kararlar aldığımızda mücadeleyi yükseltebiliriz” dedi.
BES İzmir Şube Başkanı Deniz Çetin, savaş karşıtlığının toplumda sessiz ama güçlü biçimde var olduğunu anlattı. Emek demokrasi güçlerinin Irak Savaşı döneminde mahalle mahalle dolaşarak savaş karşıtı farkındalık oluşturmaya çalıştıklarını hatırlatan Çetin, bugün de benzer bir kamuoyu duyarlılığının sürdüğünü ifade etti. Çetin, savaş ve yoksulluğun yarattığı baskıya dikkat çekerek, “Bu dönem, savaşın ve yoksulluğun gölgesinde geçtiği için durum eskisinden daha tehlikeli” dedi. İşçi sınıfının örgütlenme sorunlarına değinen Çetin, “İşçiler birbirini tanımıyor ve birlikte hareket etmeyi yeterince başaramıyor. Bu da mücadeleyi zayıflatıyor” diye konuştu. Çetin, “Buna karşı işçi sınıfının yapabileceği tek şey, örgütlenmeyi güçlendirmek ve haklarını savunmaktır” dedi.
“1 Mayıs’ı doğru kullanmalıyız”
Eğitim-Sen İzmir 4 No’lu Şube Başkanı İsmail Akyol, hükümetin işçi grevlerini bastırdığını ve yoksulluğu “işçiyi terbiye etmenin aracı” olarak kullandığını söyledi. Savaş koşullarının ekonomik krizden çıkışın bedelini işçilere yıkmak için araçsallaştırıldığını belirten Akyol, sendikal bürokrasiden beklenti yerine iş yerinde örgütlenmenin önemini vurguladı. Akyol, son olarak “Kendimizi sorgulamamız gerektiğini düşünüyorum. İşçi sınıfının taleplerini ve mücadelesini daha geniş bir kesime taşıyacak örgütlenmeler yaratmak için 1 Mayıs’ı doğru kullanmalıyız” dedi.
“Mücadeleci işçilerden oluşan yerel platformlar oluşturmalıyız”
Tüm Bel-Sen İzmir 1 No’lu Şube Yöneticisi Salih Deniz Islakoğlu, İzmir’deki güncel işçi direnişlerine ve belediye emekçilerinin sorunlarına değindi. Farklı iş yerlerindeki direnişlerin parçalı kaldığını ve birleşik bir mücadele hattı kurulamadığı sürece benzer sorunların tekrar edeceğini vurgulayan Islakoğlu, “Tüm deneyimlerden ders çıkararak gelmiyor olamazsak, bu mücadeleyi birleştirmenin yol ve yöntemlerini bulamazsak üzerimize doğru gelen bir çığ var” diye konuştu. İzmir’de mücadeleci işçilerin ve sendikacıların bir an önce ortak bir platform oluşturması gerektiğini savunan Islakoğlu, “Muhakkak ve muhakkak böyle bir birlik ve platformu hızla oluşturmak ve hayata geçirmek zorundayız” diyerek sözlerini tamamladı.
“Şikayet ettiğimiz durumları değiştirmek için sorumluluk almalıyız”
Panelin sonunda yeniden söz alan Sevda Karaca, farklı sektörlerde direnen işçilerin ortak bir arayış içinde olduğunu belirterek, “Gazeteciler direniyor, sağlık emekçileri direniyor, belediye işçileri direniyor… Ama bu direniş odakları neden birleşemiyor?” diye sordu. Sendikal bürokrasinin bu parçalanmışlıkta rol oynadığını belirten Karaca, “Şikayet etmenin ötesine geçerek, bu durumu değiştirmek için sorumluluk almalıyız” dedi.
1 Mayıs’ın “bütün bu sorunlara karşı işçi sınıfının ortak yanıtı” olduğunu vurgulayan Karaca, mücadele deneyimlerinden ders çıkarılması gerektiğini kaydetti. “Yeni cevaplar aramaktan çok, attığımız adımlardan ne sonuç çıkardığımızı konuşmalıyız” diyen Karaca birleşik ve ortak mücadele çağrısıyla konuşmasını tamamladı.
(Evrensel)Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et