İki dünya arasında bir denek: Lucy
“Lucy”, insanın hayvanlar üzerindeki egemenliğini sahneye taşıyarak bu hiyerarşiyi ve yerleşik kabulleri sarsmayı deniyor. Oyun, 1964’te Florida’da bir hayvanat bahçesinde dünyaya gelen şempanze Lucy’nin gerçek yaşam öyküsünü anlatıyor.
Lucy adlı tiyatro oyunu
Kübra Yeter
[email protected]
İnsanın, kendini üstün görmesi, diğer canlılarla arasında inşa ettiği hiyerarşi çoğu zaman bu düzenin doğal bir parçasıymış gibi sunulur bize. Oysa insanın hayvanlar üzerindeki tahakkümü doğal bir sürecin ürünü değildir. Avcılıktan evcilleştirmeye, oradan hayvanlar üzerine kurulan endüstriyel “gıda” üretimine kadar insanın diğer türlerle kurduğu ilişki giderek bir egemenlik biçimine dönüşmüş, bitkisi, hayvanı ve doğasıyla yaşam, denetlenmesi ve tüketilmesi gereken bir kaynak olarak yeniden tanımlanmıştır. Bugün bu tahakküm, yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ideolojik bir kabulle de sürdürülür: İnsan merkezli bu dünya görüşü, diğer canlıların varoluşunu değersizleştirirken, tüm bu eşitsizliği de görünmez kılar. Son dönemde gündemimize giren ve anlık eğlencelerin ya da üzüntülerin malzemesi olan birkaç örneği aklımıza getirelim… Peluş bir oyuncağı annesi sanan Punch, insan gibi yürümeye başlayan bir köpek, “nihilist penguen”, yasa dışı hayvan ticaretiyle annesinden koparılmış yavru goril Zeytin ve niceleri...
Decollage Art Space’te sahnelen “Lucy”, tam da bunca gürültünün içinden yükseliyor ve insanın hayvanlar üzerindeki egemenliğini sahneye taşıyarak bu hiyerarşiyi ve yerleşik kabulleri üç katmanlı yapısıyla sarsmayı deniyor. 1964 yılında Florida’da bir hayvanat bahçesinde dünyaya gelen şempanze Lucy’nin gerçek yaşam öyküsünü anlatan oyunun yapımcılığını Decollage Art Space ve Melisa Zeynep Şahin üstleniyor. Reji Gamze Güzel ve Tanıl Yöntem’e emanet. Sahnede de karşımıza çıkan bu ikiliye bir de Çağıl Kaya eşlik ediyor. Başarılı oyunculuklarla sahnelenen bu oyun, seyirciler yerlerine yerleşirken arkasında ne olup bittiğini görmeyen, duymayan ve bilmeyen üç oyuncunun (belki de üç maymunun?) ekranda izledikleri haberin akabinde başlıyor ve izleyici yavaşça Lucy’nin öyküsüne doğru bir yolculuğa çıkıyor.
Karşınızda Lucy!
Lucy adlı tiyatro oyunu
Lucy, 1964’te dünyaya geldikten iki gün sonra psikoterapist Maurice Temerlin ve eşi Jane Temerlin tarafından sahiplenilir ve Temerlin ailesi kendilerini onun ebeveyni yerine koyup Lucy’yi insan yavrusu gibi yetiştirir. Başlarda her şey bilimsel bir araştırma olarak kurgulanır ve bu konuda bir yol da alırlar. Öyle ki Lucy, her ne kadar bir şempanze olsa da aldığı eğitimlerin ve gözlemlerinin sonucunda insana ait özellikler göstermeye başlar. Çatal bıçak kullanır, kahve içer, dergi kurcalar, Amerikan işaret dilini öğrenir ve hatta şempanzeler yerine insanlara karşı cinsel arzu besler. Fakat ergenlik çağına geldiğinde işler umulduğu gibi gitmez. Lucy artık zaptedilemiyor ve kurallara da istendiği ölçüde uymuyordur. Temerlinler çareyi Lucy’le ilgilenecek Janis’te bulur. Tüm bu olan biteni öğrendiğimiz ve Lucy’yi tanımaya başladığımız yer işte bu birinci bölümdür. Daha sonra ise laboratuvar ortamına indiğimiz ikinci bölüm ve Lucy’nin doğal yaşamına uğradığımız son bölüm gelir.
‘Deney’le yaratılan tahribat
Gamze Güzel ve Tanıl Yöntem’in rejisi ile performans metnini ve oyunun dramaturjisini üstlenen Aslı Ceren Bozatlı’nın uyumunu bu üç bölümde de ayrı ayrı görürüz. Birinci bölüm, herkes için illüzyonlu bir alandır. Güvenli ve sıcak gibi dursa da cehenneme giden iyi niyet taşlarının burada döşendiğine tanıklık ederiz. Fakat olaylar karıştıkça mesele sevimsiz bir hal alır. Ve bizler konuyu tartışmak üzere laboratuvar kısmına taşınırız. Oyunun en hararetli/hareketli kısmı da burada başlar. Şiddetin bir nevi kurumsallaştığı yerdir bu mekan. Seyircilerin yer yer denek yerine konduğu ve insanın hayvanlar üzerindeki üstünlüğünün tartışıldığı bir münazara ortamı... Seyirci bu kısımda sadece izleyen değildir artık. Kendiyle yüzleştiği ve bu görünmeyen şiddetin neresinde durduğunu sorguladığı bir konumdadır da. Bir sonuca varamadığımız ama aklımızda birçok soruyla ayrıldığımız bu alandan son bölüme, yani Lucy’le yüz yüze geldiğimiz ve onu bekleyen sona doğru yürüyeceğimiz o kısma geçeriz. Bu bölüm, insanın bir hayvan üzerinde yıllar süren uzun soluklu bir “deney”le yarattığı tahribatın ve doğasıyla oynadığı oyunun, onu şempanzelerin dünyasından koparıp insanların dünyasına almasının ama ikisine de ait kılamamasının trajik bir sonucudur.
Masum olmayan fotoğraflar
Lucy adlı tiyatro oyunu
Lucy’nin hikayesinin sonuna yaklaşırken bir yandan da aklımda geçtiğimiz yıllarda yayımlanmış olan “Primatların İzinde”nin satırları dolanıyordu. Kitabın bir kısmında şöyle bir pasaj vardı: “Sosyal medyada paylaşılan primat fotoğraflarının çoğunda bireylerin ‘mutlu’ olduğu görülür. Örneğin şempanze fotoğraflarının çoğunda bireylerin suratlarında tebessüm, üzerlerinde kıyafet, kimi zaman ellerinde kadeh ve hatta sigara vardır. Aslında buradaki mutluluk insanın kendi yaparken mutlu olduğu şeylerden aynı şekilde şempanzenin de keyif aldığını sanmasından öte bir şey değildir. İnsan tarafından ‘sevimli’ ya da ‘komik’ tasvir edilen bu paylaşımlar şempanze ya da diğer primatlar için oldukça zararlıdır. Hem tür olarak koruma statülerine zarar verir hem bireylerin iyi olma hallerini olumsuz etkiler hem de yanlış bilgilerin de yayılmasına sebep olur. Örneğin, şempanzelerin eğitildikleri basmakalıp ‘şempanze sırıtışı’ aslında stresli bir yüz buruşturmasıdır. Bu, şempanzelerin doğal ortamlarında karşılaşmadıkları ve insanların maruz bıraktığı bir yaklaşıma karşılık rahatsız olduklarını gösterdikleri bir davranıştır. Bu yüzden yabanda yaşayan canlıların doğal ortamları dışında çekilmiş fotoğrafları göründükleri kadar masum olmayabilir.”
İnsan tahakkümü Lucy’de de geri dönülemez izler bırakmıştır ve o arafta bırakılan canlılardan sadece birisidir. Tam da bu bağlamda Lucy’ye dayatılanlardan dolayı insanları kendine yakın hissetmesi ve öldürülmesiyle sonuçlanacak bir “insanlık”la kaçak bir avcıya sevecenlikle yaklaşması hiç de doğasından kaynaklı değildir.
Gerçeklikle kurmaca arasındaki gerilim
Dolayısıyla “Lucy”, parçalı yapısı, mekan geçişleri ve seyirciyi etik tartışmasına dahil ettiği kurgusuyla, aynı zamanda hayvanlarla ilişkilerimizdeki sınırları ve insanın sistem içerisindeki yerini de tartışmaya açar. Bu yüzden mekanın yalnızca bir fon olmadığı, dramaturjinin de kurucu unsurlarından biri haline geldiği “Lucy”, seyircinin düşünselliğini fiziksel hareketlerle de besleyen, belgesel gerçeklikle kurmaca arasında kurduğu gerilim hattında ilerleyen ve üzerine iyi düşünülmüş bir oyundur. Keza Utku Kara’nın her bölümde ayrı bir duyguyu ve atmosferi ördüğü ışık tasarımı, Salih Usta’nın özellikle ikinci bölümde oyuncuların da güçlü performansıyla buluşan ve belli bir akışta tekrar eden hareket tasarımı oyuna doğru ve yerinde bir katkı sunar. Diğer yandan “Lucy”, sahneye başrol olarak bir şempanzeyi taşıması ve onun hikayesini anlatması açısından da kıymetlidir. Tüm bu çerçevede “Lucy”, insan-merkezci dünyanın sınırlarını tartışan bir anlatı kurarak seyircinin de konfor alanlarını bozar. Merak edenler 4, 15 ve 30 Nisan tarihlerinde Decollage Art Space’de Lucy’le tanışabilirler.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et