Meteoroloji Mühendisi İsmail Küçük: ‘Nükleer tesislerin vurulması küresel ölçekte endişe yaratıyor’
İsrail ve ABD’nin İran’a saldırısı ile başlayan savaşta nükleer santrallerin vurulmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Meteoroloji Mühendisleri Odası Genel Sekreteri İsmail Küçük, “Nükleer felaketin sonuçları tam olarak öngörülemez” dedi.
Fotoğraf: Freepik
Ramis Sağlam
[email protected]
İzmir- ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026 günü İran’a yönelik başlattığı saldırıların ardından dünya kamuoyunun enerji güvenliğini, petrol ve doğal gaz üzerinden tartışmaya odaklandığını belirten Meteoroloji Mühendisleri Odası Genel Sekreteri İsmail Küçük ile yaşanabilecek nükleer felaketlere dikkat çekti.
Yeni bir nükleer felaket ihtimali
Nükleer Tesislerin vurulmasının çok daha yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini belirten Küçük, “Yeni bir nükleer felaket ihtimali belirmektedir. İsrail’deki bir nükleer tesisin vurulduğu iddiası, yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte endişe yaratmaktadır. Henüz resmi kaynaklardan nükleer sızıntı olduğuna dair doğrulanmış bir bilgi bulunmuyor, fakat olası bir sızıntının atmosfer yoluyla taşınması, Türkiye dahil çevre ülkeleri doğrudan etkileyebilir. Yaşanması kaçınılmaz hale getirilen felaketlerin önlenmesi için, ABD ve İsrail’in saldırılarına bir an önce son vermesi ve bölgeyi hemen terk etmeleri ilk derecede zorunludur” dedi.
Kamuoyunu şeffaf biçimde bilgilendirilmeli
Kamuoyunun şeffaf bir şekilde bilgilendirilmesi gerektiğini kaydeden Küçük, “Özellikle rüzgâr yönleri, hava akımları ve yağış rejimleri radyoaktif parçacıkların sınır ötesine taşınmasında kritik rol oynar. Bu nedenle Türkiye’nin meteoroloji ve çevre kurumlarının durumu yakından izlemesi, erken uyarı sistemlerini devreye alması ve kamuoyunu şeffaf biçimde bilgilendirmesi hayati önem taşır. Nükleer kazaların geçmiş örnekleri, etkilerin yalnızca tesis çevresiyle sınırlı kalmadığını göstermektedir. Çernobil felaketi, binlerce kilometre ötedeki ülkelerde bile tarım, su kaynakları ve halk sağlığı üzerinde uzun vadeli sonuçlar doğurmuştu” diye konuştu.
‘Teknolojik gelişmişlik nükleer güvenliğe yetmiyor’
Fukuşima faciasını hatırlatan Küçük, teknolojik gelişmişlik düzeyi yüksek bir ülkede bile nükleer güvenliğin mutlak olmadığına vurgu yaparak, “Benzer bir senaryonun tekrar yaşanması, Türkiye’nin gıda güvenliği, enerji politikaları ve çevre sağlığı açısından ciddi riskler barındırır. Bu nedenle sürekli olarak yörünge analizleri yapılarak, ilgili kurumların durumu yakından izlemesi, erken uyarı sistemlerini devreye alması ve kamuoyunu şeffaf biçimde bilgilendirmesi hayati önem taşımaktadır. Bu olaydan hareketle, geçmişte yaşanmış benzer nükleer kazaların sonuçları birlikte değerlendirilerek özellikle yakın coğrafyamızda ve ülkemizde kurulan ya da kurulması planlanan nükleer tesisler için kapsamlı analizler yapılmalıdır. Ancak asıl olan bu tesislerin hiç yapılmamasıdır. Sonrasında kontrol edilemeyecek olan süreçle karşılaşılması durumu ortaya çıkıyor. Bu süreçler tümden engellenmelidir” diye konuştu.
‘Meteorolojik- atmosferik etkiler değerlendirilmeli’
Radyoaktif partiküller atmosfere karışarak rüzgarlarla binlerce kilometre taşındığını söyleyen Küçük, “Radyasyonla kirlenmiş bulutlar radyoaktif yağmurlara yol açar. Bu yağışlar tarım alanlarını, su kaynaklarını ve yeraltı sularını zehirler. Meteorolojik açıdan nükleer felaket, sadece lokal bir radyasyon sorunu değil, küresel soruna dönüşebilecek bir olaydır. Atmosferdeki değişimler, sınır tanımadan tüm kıtalara yayılabilir. Bu durum ekosistem tüm yönleri ile etkilerken insanlığın gıda güvenliğini doğrudan tehdit eder” dedi.
‘Nükleer felaketin etkileri uzun yıllar sürer’
Yaşanabilecek nükleer bir felaketin etkilerini değerlendiren Küçük, “Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), nükleer bir olayın etkilerinin on yıllar boyunca süreceğini vurguluyor. Patlama ve radyasyon etkisi sonucu yüksek dozda radyasyon hastalığı, yanıklar ve ölümler oluşur, genetik mutasyonlar ve kalıtsal hastalıklar, kanser olaylarında ciddi artışlar yaşanır. Radyasyon, toprak ve su kaynaklarını kirleterek tarımı ve hayvancılığı uzun süre kullanılmaz hale getirir, bitki ve hayvan türlerinde geri dönüşü olmayan yok oluşlar yaşanırken, ekolojik sistemlerin karmaşıklığı nedeniyle nükleer felaketin sonuçları tam olarak öngörülemez” dedi.
Çernobil en güçlü referans noktasıdır
Küçük, Türkiye’nin enerji politikaları çerçevesinde gündeme gelen nükleer santraller, yalnızca enerji arz güvenliği açısından değil, halk sağlığı ve çevre açısından da çok boyutlu riskler barındırmakta olduğuna dikkat çekti. Küçük, “Karar süreçlerinde şeffaflık, bağımsız uzman görüşleri ve kamuoyunun etkin katılımı sağlanmalı; olası riskler bilimsel veriler ışığında tartışılmalıdır. Çernobil felaketinin ardından Türkiye’de en çok etkilenen bölge Doğu Karadeniz oldu. Rize, Trabzon, Artvin ve Giresun’da özellikle tiroit kanseri vakalarında belirgin artış gözlendi” uyarısında bulundu.
Nükleer felaketler ve sonuçları
- Çernobil sonrası Türk Tabipleri Birliği ve bağımsız araştırmalar, 1986 sonrası 20 yıl içinde bölgede kanser olaylarının Türkiye ortalamasının üzerinde seyrettiğini raporladı.
- Resmi kurumlar kesin rakamlar açıklamasa da, bağımsız çalışmalar Karadeniz’de kanser oranlarında yüzde 30-40 artış olduğunu ortaya koymuştur. Ülkemiz için, bu tip tartışmalarda Çernobil en güçlü referans noktası oldu.
- Nükleer silahların kullanımı veya nükleer tesislerde meydana gelen kazalar ya da tesislere saldırılar sonucu radyasyonun yayılmasıyla her türlü canlılar olmak üzere çevre üzerinde kalıcı zararlar doğurur.
Evrensel'i Takip Et