Avrupa'nın çöpünü ithal ederken, kendi plastiğimizi yasaklamak çözüm mü?
Prof. Dr. Sedat Gündoğdu, tek kullanımlık plastik yasağının tek başına yeterli olmayacağını belirterek, üretimin kısıtlanması ve plastik atık ithalatının sonlandırılması gerektiğini vurguladı.
Fotoğraf: Nick Fewings/Unsplash
Özer Akdemir
[email protected]
Çanakkale — Türkiye, 2026 itibarıyla plastik çatal, bıçak ve tabak kullanımını yasaklamaya hazırlanırken her gün Avrupa'dan yüzlerce kamyon plastik atık ithal etmeye devam ediyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın (ÇŞİB) kamuoyuna sunduğu tek kullanımlık plastik yönetmeliği taslağını değerlendiren Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi Stiftung Mercator Arastırmacısı Prof. Dr. Sedat Gündoğdu uyarıyor: "Sadece piyasaya arzı yasaklamak yetmez, üretim kısıtlanmalı!" Gündoğdu’ya göre; ölçülebilir hedefler, zorunlu depozito sistemi ve genişletilmiş üretici sorumluluğu içermeyen bu taslak, Türkiye'nin doğasını korumakta yetersiz kalacak.
ÇŞİB tarafından hazırlanan “Tek Kullanımlık Plastiklere İlişkin Yönetmelik Taslağı” kamuoyunun görüşüne açıldı. Yönetmelik; plastik çatal, bıçak, tabak ve EPS gıda kapları gibi ürünlerin piyasaya arzını 1 Eylül 2026 itibarıyla yasaklıyor. Sizce bu liste, Türkiye’nin denizel ve karasal ekosistemlerindeki mikroplastik yükünü azaltmak için yeterli mi?
Bu taslağın hazırlanması, Türkiye'de ilk kez tek kullanımlık plastiklerin bağımsız ve sistematik bir düzenleme konusu haline getirilmesi bakımından çok önemli bir adımdır. Ancak, dar kapsamlı bir yönetmelik atık sızıntılarını engelleyemez. Mevcut yasak listesi ne yazık ki niceliksel olarak yeterli değil. Özellikle deniz çöpleri arasında önemli bir paya sahip olan ve üzerine plastik pipet bağlı tetra pak ambalajlar, genişletilmiş polistiren (EPS) köpük tabldot tabakları, polistiren streç filmler, 500 ml’den az olan tek kullanımlık içecek ambalajları ve küçük plastik kaplı karton bardaklar kapsam dışında bırakılmıştır. Ayrıca, yönetmelikteki en büyük eksiklik, yasağın sadece "piyasaya arz" ile sınırlı tutulup "üretimin kısıtlanması" yönünde bir adım atılmamış olmasıdır. Üretim devam ettiği sürece, bu dar kapsamlı liste çevresel yükü hafifletmekte tek başına yetersiz kalacaktır.
Prof. Dr. Sedat Gündoğdu
Türkiye, bir yandan yerel piyasada plastik kullanımını kısıtlamaya çalışırken diğer yandan Avrupa'nın plastik atık yönetiminde önemli bir varış noktası konumunda. Bu yönetmelik, ithal edilen plastik atıkların yarattığı çevresel baskı ile nasıl bir ilişki kuruyor?
Plastik kirliliği, yalnızca atık bertarafıyla çözülebilecek basit bir sorun olmaktan çıkmıştır. Çin'in yasaklarından sonra Türkiye, AB'den en çok plastik atık ithal eden ülke haline geldi. Plastik atık ithalatı, bir "hammadde" ticareti gibi gösterilse de aslında başka ülkelerden kirlilik ithal etmektir. Yönetmelik taslağında bu konuya doğrudan bir değini olmasa da, gerçek bir çevresel başarı elde edebilmek için bu ikiyüzlü durumun çözülmesi şart. Plastik ve tekstil atık ithalatının yasaklanmadığı bir senaryoda, tek kullanımlık plastikleri kısıtlamak eksik kalır.
Kendi plastik üretimini ve tüketimini kısıtlayan bir ülkenin, "hammadde" adı altında dışarıdan plastik atık kabul etmesi, yönetmeliğin amaç maddesinde belirtilen "döngüsel ekonomiye geçiş" hedefiyle ne kadar bağdaşmaktadır?
Hiç bağdaşmamaktadır. Döngüsel ekonomide asıl mesele atıkları geri dönüştürmek değil, yeni plastik üretimini ve tüketimini en aza indirmektir. Bizim ithal ettiğimiz sözde atıkların yüzde 40-60'ı geri dönüştürülemeyerek "atığın atığı" haline geliyor, doğaya sızıyor veya yakılıyor. Etkili bir çevre koruma yönetişimi birbirinden bağımsız yönetmeliklerle sağlanamaz. Döngüsel ekonomiye gerçek bir geçiş; ancak tek kullanımlık plastiklerin kısıtlanması, atık ithalatının yasaklanması, genel plastik üretiminin kademeli olarak azaltılması ve petrokimya yatırımlarına verilen sübvansiyonların kaldırılmasını içeren bütüncül bir politikayla mümkündür.
Yönetmelik, otel ve restoranlarda çok kullanımlık seçeneklerin öncelikli sunulmasını ve kargo poşetlerinde plastik kullanımının azaltılmasını teşvik ediyor. Bu "tüketimi azaltma" stratejisinin, sadece bireysel farkındalıkla mı kalacağı yoksa üretim bantlarında radikal bir değişime yol açıp açmayacağı konusundaki öngörüleriniz nelerdir?
Mevcut haliyle maalesef sadece bir "tavsiye" niteliğinde kalma riski çok yüksek. Taslağın 6. maddesinde tüketimin "azaltılması esastır" gibi son derece genel bir ifade kullanılmış. Ancak, hedefi olmayan bir yönetmelik başarısız olmaya mahkumdur. Pakette ölçülebilir, bağlayıcı, sayısal tüketim azaltım hedefleri (örneğin baz yıla göre %25, %50 gibi) bulunmuyor. Özellikle HOREKA (Otel, Restoran, Kafe) sektörü için 2026 sonunda %25, 2027 sonunda %50 ve 2028 sonunda %100 kapsama oranı ile yeniden kullanım ve tekrar doldurulabilir sistemlere geçiş gibi somut, kademeli ve nicel hedefler konulmalıdır.
2027'de yürürlüğe girecek olan "bağlı kapak" zorunluluğu, içecek kaplarının geri dönüşüm oranlarını artırmada tek başına yeterli bir mühendislik çözümü müdür?
3 litreye kadar olan kaplarda kapakların gövdeye bağlı kalması şartı, çağdaş çevre düzenlemesi mantığıyla uyumlu, ürün tasarımına müdahale eden önemli bir gerekliliktir. Ancak, tek başına geri dönüşüm oranlarını artırmakta yeterli değildir. Bu tür mühendislik çözümleri, mutlaka zorunlu depozito yönetim sistemi ve ayrı toplama hedefleriyle desteklenmelidir.
Piyasa gözetimi ve denetimi yetkisinin Bakanlık ile Ticaret Bakanlığı arasında paylaştırılması, uygulama aşamasında bürokratik bir yavaşlamaya neden olur mu?
Yönetmeliğe göre piyasa gözetimi ve denetimi ÇŞİB ile Ticaret Bakanlığı tarafından ortak yürütülecek. Ancak asıl sorun bürokratik yetki paylaşımından ziyade, veri eksikliğidir. Taslakta; üretim, tüketim, atık oluşumu ve geri dönüşüm verilerinin toplanacağı güçlü bir "veri, izleme ve raporlama altyapısı" yeterince görünür değildir. Veri yoksa yönetim de yoktur! Üretici, ithalatçı ve büyük kullanıcıların her yıl piyasaya sürdükleri malzemeleri şeffaf bir dijital altyapıya raporlaması zorunlu hale getirilmeden, piyasa gözetiminin etkin bir biçimde çalışması veya azaltım hedeflerinin ölçülmesi imkânsızdır.
Plastik kirliliğiyle gerçek bir mücadele için "yasaklama" ve "işaretleme" adımlarının ötesinde; depozito iade sistemleri, üretici sorumluluğunun genişletilmesi ve plastik üretim vergisi gibi daha yapısal çözümler bu sürece nasıl entegre edilmelidir?
Taslaktaki en temel sorunlardan biri, Genişletilmiş Üretici Sorumluluğunun (GÜS) büyük oranda "işaretleme" ve "bilgilendirme" gibi idari adımlarla sınırlı kalmasıdır. Oysa Plastiği Üreten = Atığı Üreten'dir. Üreticiler, plastik atıkların doğadan temizlenmesi, toplanması, yeniden kullanım altyapılarının kurulması ve sokak temizlik giderlerini doğrudan üstlendikleri mali bir mekanizmaya (GÜS) tabi tutulmalıdır. Atık yönetiminin maliyetini sadece belediyelerin veya vatandaşların sırtına yükleyemeyiz.
Evrensel'i Takip Et