Dilovası’nda adalet de kaçak
Dilovası’ndaki Ravive Kozmetik yangınının üzerinden 4 ay geçti. Yangında yedi işçi öldü. İhmaller zincirine rağmen kamu görevlileri göreve iade edildi, dava Kandıra’ya adeta kaçırıldı. Aileler, adalet mücadelesi veriyor.
İzel Gözde Meydan
[email protected]
Dilovası’daki Ravive Kozmetik’te 8 Kasım 2025 sabahı çıkan yangın, ihmallerin, göz yummanın ve denetimsizliğin birleşmesiyle meydana gelen bir iş cinayeti olarak tarihe geçti. Cansu Esetoğlu, Nisanur Taşdemir, Tuğba Taşdemir, Esma Gikan, Hanım Gülek, Şengül Yılmaz ve Tuncay Yılmaz… Yedi işçinin hayatını kaybettiği bu olayın ardından aileler, aradan dört ay geçmesine rağmen adalet arayışını sürdürdü.
Bu süreçte, yangında sorumluluğu bulunan kamu görevlileri hakkında herhangi bir soruşturma yürütülmezken, olayın hemen ardından görevden alınan kişilerin de görevlerine iade edildiği görüldü. Aileler ayrıca, 24-25 Mart tarihlerinde görülecek ilk duruşmanın Dilovası’ya 1.5 saat uzaklıktaki Kandıra Ceza İnfaz Kurumunda yapılacak olmasına tepki gösterdi ve kamuoyunu davaya destek vermeye çağırdı.
Nisanur, Tuğba ve Cansu… Birbiriyle çok iyi anlaşan, onları tanıyan herkesin “kardeş gibi” dediği üç çocuktu. Şimdi mezarlıkta yan yana yatıyorlar.
Bir babanın isyanı
15 yaşındaki Nisanur Taşdemir’in babası Vedat Taşdemir, 2014 yılından bu yana kanser tedavisi gördüğünü belirtti. Yangının ardından yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Belediye başkanlarıyla görüşmek istedik, kapılar kapandı. Daha sonra görüştüğümüzde büyükşehir belediye başkanı, ‘İlçe belediyesinin sorumluluğunda, bilmem mümkün değil’ dedi. Dört aydır hep sıkıntı çektik. Hâlâ araya ‘Baş sağlığına gelmek istiyoruz’ diye adam koyuyorlar. Ya kardeşim, sen benim taziyeme gelsen ne, gelmesen ne? Zaten benim evladım kömür oldu gitti. Kömür olarak verdin bana. Ben hastanede kanserle uğraşırken kömür olan cenazemi torbayla aldım. Tek istediğimiz adalet. Burası CHP belediyesi olsaydı şimdiye almışlardı ama AKP belediyesi olduğu için kimse ‘Sen suçlusun’ demiyor. İŞKUR fabrikanın dibinde, arada 3 metre var. Nasıl görmemişler? Adam öldüğü zaman ‘ölmüş’ diyorlar. Öldü de nasıl öldü? Sorumlusu ben miyim? Yarın başkasının başına da gelecek. Milletvekillerinin, belediye başkanlarının evlatları böyle verilseydi ne olurdu? Dört aydır tek bir sorumlu yok.”
‘İnşaatlarda eksi 11 derecelerde çalıştım’
Nisa’nın güler yüzlü ve hayat dolu bir çocuk olduğunu belirten baba Vedat Taşdemir, “Arkadaşlarını çok seviyordu. ‘Gitme’ dedim ama baş edemedim. Onun parasında değilim, aldığı 8 bin liraydı. Benim bir defa hastaneye gidip gelişim o kadar tutuyor. Üzülmesin diye ses etmiyordum. Evlat acısı anne baba acısına benzemiyor. Kapının önüne çıktığımda gelecek diyorum, yola bakıyorum ama hiçbir şey yok. Benim gecem gündüzüm yok. Bir taraftan evlat acısı, bir taraftan kanser… Hele evladı kömür olarak almak daha da zor. Çocuklarımı yetiştirmek için kafamı tuğlaların üstüne koydum. Yurt dışında inşaatlarda eksi 11 derecelerde çalıştım. Çoğu zaman muhtaç kaldım. İnsanların fitresiyle yaşadık. Belediye engelli kartımı bir verdi, bir iptal etti. Suçu olan tüm kamu görevlilerinin adaletin önüne çıkmasını, cezasını çekmesini istiyoruz” dedi.
‘Üçü birbirine sarılmıştı’
Anne Hatun Taşdemir ise, “Dört ay oldu… O ölümü hak etmiş miydi? Onun yaşındaki çocuklar geziyor, benim kızım toprak altında. Bile bile öldürdüler, bu bir katliam. Yangın merdiveni olsaydı kızım kurtulurdu. Toprak kül oldu… Üçü birbirine sarılmıştı. Ondan geriye kalan hiçbir şey yok. Özel odasıydı, şuydu buydu yok. İmkanım yoktu, alamadım. Ben de isterdim olsun. Benim 20 sene çocuğum olmadı. ‘Geç verdi, erken aldı’ derdim ama öyle değil; benim çocuğum kulların elinde öldü. Parça parça yerden topladık çocuklarımızı, poşetin içine… Öyle can mı dayanır? 8. sınıfa kadar okudu, ‘Babam rahatsız, ben de genç kızım’ diyerek işe girdi. Kızımı öldürdüler” dedi.
‘Her gün balkondan mezarlığa bakıyorum’
17 yaşındaki Tuğba’nın annesi, her sabah ilk iş evlerinin yanındaki mezarlığa baktığını söyledi ve şunları anlattı: “Tuğba melek gibi bir çocuktu. Dayanamıyorum… Her gün balkondan mezarlığa bakıyorum. Çocuğumun ölüsünü torbaya koydum, getirdim. Adalet yerini bulsun. ‘Anne, ayıp bir şey değil; herkes gidiyor çalışıyor, benim hakkımdır’ dedi. İstemedik çalışmasını ama o istedi. Arkadaşlarıyla arası iyiydi. O adam hakkımı yedi kızımın. 15 ise hak ettiği, 10 verdi. ‘Sigorta yapacağım’ deyip yapmadı aylarca. Davamızın arkasındayım, ben bu acıyı çekiyorum. Her gün onun yattığı yatağı, kıyafetlerini öpüyorum. Ben bu acıyı gördüm, kimse görmesin.”
Aileler destek istiyor
Tuğba Taşdemir’in babası Şahin Taşdemir ise davaya destek çağrısında bulunarak, “24 Mart’ta Kandıra Cezaevindeyiz. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Çocuklarımız birbirine sarılarak vefat etti. Yangın çıktığında arkaya kaçıyorlar. Ne bir kapı var ne bir duvar. Kömür oldu çocuklarımız. Mal sahibine ‘Niye bir kapı takmadın?’ demişler. ‘Bir kapının maliyeti 300 bin lira, takmadım’ demiş. Peki bir insanın maliyeti bu kadar mı? Biz adalet istiyoruz” dedi.
‘Annemin davasını gönül rahatlığıyla kapattım’ demek istiyorum
Hanım Gülek’in kızı Tuba Gülek Laç ise, “Annem hem arkadaşımdı hem annemdi. O kızları da kendi kızları gibi görüp kurtarmak istemiş ama olmamış. Öyle bir annenin kızı olduğum için çok gurur duyuyorum. Bizim de onlardan farkımız yok; nefes alsak da onlar gibiyiz. Bu süreçte görevden alınan müdürlerin hiçbir şey olmamış gibi iade edilmesi bizi mahvetti. Vicdanı olan herkes yanımızda dursun. Ben en azından geride kalan iki kız kardeşime ‘Annemin davasını gönül rahatlığıyla kapattım’ demek istiyorum” dedi.
‘Bir insan yakınının hakkını ararken neden terörist olur?’
Hanım Gülek’in damadı Zafer Laç ise şunları anlattı: “Depo olarak gösterilen bir yer ama içeride sac duvarlar arasında imalat yapılıyor. Yıllardır yıkamadıkları binayı yangından sonra nasıl hemen yıkabildiler? Ham madde sağlayan yerler, buraya iş yaptıran firmalar… Tüm kanıtlar o hurdalarla beraber gitti. İzmit, Gebze varken dava neden Kandıra’ya taşındı? Bize, yakınlarımızın hesabını sorarken ‘terörist’ dediler. Bir insan yakınının hakkını ararken neden terörist olur? Güçlüye karşı mücadele verdiğimiz için mi? Bu dava, güçsüzlerin güçlüye karşı verdiği bir mücadele; aynı zamanda tıpkı bundan öncekiler gibi.”
Yangında hayatını kaybeden 3 çocuk annesi 31 yaşındaki Esma Gikan’ın eşi Aytekin Gikan ise, “Üç çocuğumun psikolojisi bozuldu. Dört aydır kamu kurumlarından tek bir kişi gelmedi. Ben artık hem anneyim hem babayım. Bu süreçte işten çıkmak zorunda kaldım; yarım saat geç gittiğim için sorun oldu. Evimin direği kırıldı. Belediye çıkmış sokaklarda gül dağıtarak 8 Mart kutluyor. Burada 6 kadın işçi yanarak öldü. İnsan bir gelir buraya karanfil bırakır. Tek bir denetim, bir yangın tatbikatı yapılsaydı burası ruhsat alabilir miydi? Patron ‘Beni istediğiniz yere şikayet edebilirsiniz, sigortam yok’ diye tehdit ediyordu; demek ki güvendiği yerler vardı. Bizim canımız yandı, onların da canı yanacak. 20 sene de sürse bu davadan vazgeçmeyeceğiz” dedi.
Zeytin-peynirle karın doyurmak…
Şengül Yılmaz’ın kız kardeşi Emine Bulut ise 26 yıl boyunca bir kozmetik ve deterjan fabrikasında çalışmış eski bir işçi olduğunu belirtti. 2023 yılında bir ay Ravive Kozmetik’te çalıştığını söyleyen Bulut, şunları anlattı:
“Patron Kurtuluş Oransal ve Ustabaşı Gülhan, parfüm dökülen yerde ellerinde sigarayla geziyorlardı. ‘Patlayacaksınız’ dedim, ‘Bir şey olmaz’ dediler ama 7 can gitti. 2023 yılında 1 ay çalıştım, hak ettiğim asgari ücretin yarısını verdiler. Ustabaşı Gülhan, iki günün deneme için kesildiğini söyledi. Denetime geldikleri gün bizi 3 saat dışarı çıkarmışlardı, onun parasını da kesmişler. Tartıştıktan sonra bir daha gitmedim. Orada işçilere yemek yoktu; belli işçiler ve patron içeride yemeklerini yerken bizim insanlarımıza kedinin köpeğin yemeyeceği yemekleri veriyorlardı. Yemek şirketi ayarlayacağım deyip insanları kandırıyordu; zeytin, peynirle karınlarını doyuruyordu insanlar. Saat 08.00’den akşam 23.00’e kadar çalıştılar. Yemeksiz, susuz ve çaysız… Bizim insanlarımız öldüğünde kursaklarında bir parça ekmek yoktu. Şimdi diyorlar ki ‘Biz sorumlu değiliz.’ Bal gibi de sorumlular, cezalarını çekecekler. Makineler şase yapıyordu, Kurtuluş Oransal siyah bantla bantlıyordu. İnsanların eli yanıyordu.”
‘Annem sabah aç gitti, aç öldü’
Şengül Yılmaz’ın kızı Nur Aldeniz ise şunları anlattı:
“Annem sabah aç gitti, aç öldü. Cumartesi ek mesaiye 60 lira için gidiyordu. Yangından 10 dakika önce aradı, o koşuşturma sesini duydum. Dilovası itfaiyesi yarım saat sonra geldi. Annem kalp hastasıydı, doktora gitmesine bile izin vermiyorlardı. ‘Yaşlısın, zaten öleceksin’ diyebiliyorlardı. Deprem olduğunda bile içeriden çıkmalarına izin vermemiş, çalıştırmaya devam etmişlerdi. Yangın anında oradan kurtulan Ayten Aras, annemin kızların bağırmasına geri döndüğünü söyledi. Anne yüreği dayanmadı demek, kurtarırım diye düşündü.”
‘Kimse yanımızda değil’
Soruşturma sürecine ilişkin ise şu ifadeleri kullandı:
“Ali Osman Akat, ‘Param var, yeğenlerimi kurtarırım’ diyor. Bu kadar arsızlık olmaz. Biz birbirimizin arkasındayız, kimse yanımızda değil. Davayı Kandıra’ya verdiler; Gebze, İzmit dururken bu kadar aileyi eziyet olsun diye oraya taşıyacaklar. Kimse gelmesin, yanımızda durmasın istiyorlar.”
Ne olmuştu: Parfüm kutularıyla çıkan zabıtalar, serbest kalan müdürler
- Atölyenin bulunduğu bina, çevre sakinleri tarafından defalarca CİMER’e şikayet edilmişti. Binanın kaçak olduğu, işletme ruhsatının bulunmadığı ve sigortasız işçi çalıştırıldığı bilinmesine rağmen hiçbir kurum harekete geçmedi. Dilovası Belediyesi, kaçak yapının yıkımını “ödenek yokluğu” gerekçesiyle erteledi.
- İş yerine denetime gelen zabıtaların ise ellerinde parfüm kutularıyla çıktıkları tanıklar tarafından anlatılırken, tutanaklara “Üretime rastlanmadı” yazdıkları ortaya çıktı. İş sağlığı ve güvenliği hizmetinin ise sadece kağıt üzerinde yürütüldüğü belgelendi.
- Yangın sonrası Kurtuluş Oransal, Altay Ali Oransal, İsmail Oransal, Aleyna Oransal, Gökberk Güngör, Ali Osman Akat ve Onay Yürüklü tutuklandı. Patron Kurtuluş Oransal eski kayınpederinin evinde, oğulları ise yurt dışına kaçmak üzereyken yakalandı.
- Suçluyu kayırma nedeniyle tutuklanan L’actone sahibi Ali Osman Akat’ın, geçmişte 111 kilo uyuşturucu davasından yargılandığı ortaya çıktı. Akat’ın TBMM’ye de dezenfektan sattığı açığa çıktı.
- Soruşturma sürerken, görevden uzaklaştırılan İŞKUR Kocaeli İl Müdürü Ulvi Yılmaz ve SGK Kocaeli İl Müdürü Salih Aydın görevlerine iade edildi. Yeni düzenlenen iddianamede ise büyük marka ve şirketlerin sorumluluğuna ilişkin gerekli sürecin yürütülmediği görüldü.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et