Sepete giren her ürün eve giremiyor
Keçiören'de halk arasında ucuzluğu ve yaygınlığı nedeniyle sıkça tercih edilen “3 harfli” marketlerden alışveriş yapan vatandaş, sepetine eklediği ürünlerin bile hepsini alamıyor. Artık çoğunlukla evdeki hesap çarşıya uymuyor.
Fotoğraf: Evrensel
Ulaş Dönmez
[email protected]
Ankara – Asgari ücret 2026 yılında açlık sınırının altında belirlendi. Mart ayının sonuna yaklaşırken artan enflasyon ve karşısında eriyen ücretler işçi ve emekçi hanelerini daha zor yaşam koşullarına mahkum ediyor. Keçiören’de market kasalarında yaşanan küçük ama çarpıcı sahneler, birçok ailenin geçim mücadelesini gözler önüne seriyor.
Evdeki hesap çarşıya uymuyor
Keçiören’de halk arasında ucuzluğu ve yaygınlığı nedeniyle sıkça tercih edilen “3 harfli” marketleri dolaştığımızda son dönemde kasalarda sıkça karşılaşılan bir manzara dikkat çekiyor.
Gün içinde yoğun olan kasaların önünde uzun kuyruklar oluşuyor. Müşteriler sepetlerini evin temel ihtiyaçlarıyla doldurup kasaya geliyor. Ürünler tek tek kasadan geçirilirken çoğu kişi kafasında yaptığı hesabın tutup tutmadığını düşünüyor. Ancak kasada çıkan rakam çoğu zaman planlanandan daha yüksek oluyor. Kimi müşteri sepetteki ürünlere yeniden bakıyor, kimi kısa bir tereddüt yaşıyor. Ardından bir ürün, bazen de birkaç ürün kasanın yanında bırakılıyor.
O an yapılan tercih aslında ev ekonomisinin küçük bir muhasebesi oluyor. Bazen peynir yerine süt tercih ediliyor. Bazen birkaç poşet meyve sepette kalmıyor. Kimi zaman da “şimdilik olmasa da olur” denilen bir ihtiyaç kasada bırakılıyor. Küçük gibi görünen bu tercihler aslında birçok ailenin ay sonuna kadar nasıl idare edeceğini hesaplamasının bir parçası. Kasada bekleyen müşterilerle konuştuğumuzda benzer cümleler duyuluyor. Birçok kişi ay sonunu zor getirdiklerini, bu yüzden alışveriş sırasında küçük hesaplar yapmak zorunda kaldıklarını anlatıyor.
“Bazı ihtiyaçları bir dahaki maaşa bırakıyoruz”
“Birkaç gün daha idare etmek için bazen acil olmayan ihtiyaçları bir sonraki maaşa bırakıyoruz” diyenler az değil. Bazı vatandaşlar ise alışverişlerini belediyeler tarafından verilen yardım kartlarıyla yaptıklarını anlatıyor. Ancak bu kartların belirli bir limiti olduğu için ihtiyaçlar arasında seçim yapmak zorunda kaldıklarını söylüyorlar. “Kartın limiti yettiği kadarını alıyoruz. Yetmeyince bazı şeyleri bırakıyoruz” diyen bir müşteri, sepetteki ürünleri işaret ederek ekliyor: “Bunların hepsi lazım ama hepsini almak mümkün olmuyor.”
Market raflarında yapılan bir başka hesapta ürünlerin gramajı üzerinden yapılıyor. Eskiden birçok kişi daha büyük gramajlı ürünleri tercih ettiklerini söylüyor. “Çünkü toplam fiyat biraz yüksek olsa da birim fiyat daha uygun oluyor” şeklinde anlatıyorlar durumu. Ancak bugün durum tersine dönmüş vaziyette. Artık birçok kişi daha küçük gramajlı ürünleri almayı tercih ediyor. Birim fiyatın daha pahalı olduğunu bilseler bile, o anda kasada ödenecek toplam tutarın daha düşük olması tercih sebebi haline geliyor. Çünkü fazladan harcanacak birkaç lira bile ay sonu hesabında kritik bir fark yaratabiliyor.
Kuruş hesabı ile ay sonu getiriliyor
Bugün açlık sınırının 32 bin 365 lira olduğu bir tabloda, asgari ücretin bu sınırın altında kalması özellikle işçi ve emekçilerin yoğun olarak yaşadığı Keçiören gibi ilçelerde daha derinden hissediliyor. Bu durum sadece ekonomik bir veri olarak değil, gündelik hayatın küçük sahnelerinde de kendini gösteriyor. Market kasalarında bırakılan birkaç ürün, aslında birçok ailenin geçim mücadelesinin sessiz bir ifadesi gibi duruyor. Sepete girip kasada kalan o ürünler, Keçiören’de yaşayan birçok kişinin ortak hikâyesini anlatıyor: Her geçen gün biraz daha daralan bir bütçeyle ay sonunu getirme çabası.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et