18.03.2026 00:29 / Güncelleme: 08:25

Kırmızı Pazartesi ve bir okulun sessizliği

Bir öğretmenin öldürülmesi yalnızca bir adli vaka değildir. Okulların içindeki kırılgan atmosferi de görünür kılar.

Kırmızı Pazartesi ve bir okulun sessizliği

İstanbul'dan bir eğitim emekçisi


Gabriel García Márquez’in Kırmızı Pazartesi romanı insanın zihnine rahatsız edici bir soruyu yerleştirir: Bir cinayet gerçekten tek bir kişi tarafından mı işlenir? Kasabanın neredeyse tamamı Santiago Nasar’ın öldürüleceğini bilir. Fısıltılar dolaşır, insanlar duyar, bazıları yaklaşan felaketi sezgisel olarak hisseder. Ama kimse cinayeti durdurmaz. Sonunda cinayet gerçekleşir. Ve romanın en sarsıcı tarafı şudur: Fail vardır ama suç yalnızca ona ait değildir. Bir atmosfer vardır, bir suskunluk vardır, bir düzen vardır.

Bugün bir okulda yaşanan bir cinayeti düşünürken insanın aklına ister istemez bu hikaye geliyor. Bir öğretmenin öldürülmesini yalnızca bireysel bir şiddet olayı olarak anlatmak, gerçeğin yalnızca küçük bir kısmını görmek olur. Çünkü bu tür olaylar çoğu zaman tek bir anın değil, uzun bir sürecin sonucudur. Biriken gerilimlerin, ihmal edilen sorunların, görülmeyen çatlakların sonucudur.

Okul insan olmanın öğrenildiği alandı

“Okul” kelimesinin kökeni olan skholē Antik Yunan’da “boş zaman” demekti. Ama bu boşluk tembellik anlamına gelmezdi. Skholē, insanın zorunluluklardan uzak olduğu, üretim baskısından geçici olarak kurtulduğu bir zamanı ifade ederdi. İnsanların düşünmeye, tartışmaya, sorgulamaya vakit bulduğu özgür bir zaman. Okul bu yüzden yalnızca bilgi verilen bir yer değil, insan olmanın öğrenildiği bir alandı.

Bugün ise bu kelimenin ruhu neredeyse tersine dönmüş durumda. Çocukların çalıştırılması yasaktır; fakat aynı zamanda çocukların zamanı giderek daha fazla ekonomik ve pragmatik hesapların içine çekilmektedir. “İş gücü ihtiyacı”, “mesleki üretim”, “piyasa gerçekleri” gibi kavramlar eğitimin diline giderek daha fazla girmektedir. Böylece okul, özgürleşmenin alanı olmaktan çıkıp erken yaşta disipline edilen bir hayatın başlangıç noktası haline gelebilmektedir.

Bu noktada Michel Foucault’nun modern toplum üzerine yaptığı analizler akla gelir. Foucault’ya göre modern toplum yalnızca yasalarla yönetilmez; aynı zamanda disiplin kurumları aracılığıyla şekillendirilir. Okul, kışla, hastane, fabrika ve hapishane… Bunlar birbirinden farklı kurumlar gibi görünse de benzer bir mantıkla işler. Gözetim, düzenleme ve normalleştirme. Foucault’nun anlattığı gibi modern kurumların amacı yalnızca düzen sağlamak değildir; aynı zamanda belirli türden insanlar üretmektir. Disipline edilmiş bedenler, uysal zihinler, belirli sınırlar içinde hareket eden bireyler. Bu anlamda okul yalnızca bir eğitim kurumu değildir; toplumun kendisini yeniden ürettiği bir mekandır.

Ancak sistem kendi içinde çatladığında bu disiplin mekanizması da kırılmaya başlar. Ve bazen bu kırılma şiddet olarak görünür hale gelir. Fatma Nur Öğretmen’in ölümü üzerine düşünürken bütün bu kavramların arasında insanı asıl sarsan şey ise bazı anların çıplak gerçeğidir. Çünkü bazen teoriler susar ve geriye yalnızca bir insanın sesi kalır.

‘Beni kurtarın…Çocuğum var’

Fatma Nur Öğretmen’in son dakikalarında meslektaşlarına söylediği sözler böyle bir andır: “Beni kurtarın… acele et… çocuğum var.” Bu cümle yalnızca bir yardım çağrısı değildir. Bir insanın hayata tutunma çabasıdır. Bir annenin son refleksidir. O anda felsefi analizler, sosyolojik açıklamalar geri çekilir. Geriye yalnızca şu gerçek kalır: Bir insan ölmemek için seslenmektedir. Ve o ses aslında yalnızca orada bulunanlara değil, hepimize yönelmiştir. Toplum bazen olayların içindeki insanı kaybeder. Bir ölüm bir istatistiğe dönüşür. Bir haber başlığına dönüşür. Ama o birkaç kelime bütün açıklamaların içinden geçip gelir: “Çocuğum var.” Bu söz yalnızca bir hayatın değil, bir dünyanın kesildiği anı anlatır.

Bugünün toplumunda büyüyen güçlü bir duygu var: Hınç. Friedrich Nietzsche bu duyguyu çok erken fark etmişti. Hınç, doğrudan ifade edilemeyen öfkenin birikmesidir. Güç ilişkilerini değiştiremeyen insanların bastırılmış öfkesi zamanla yoğunlaşır. Ancak bu öfke çoğu zaman gerçek hedefini bulamaz. Ekonomik sıkışma, güvencesizlik, geleceksizlik, değersizlik duygusu… Bunların üzerine artan otoriterleşme eklendiğinde hınç büyür ama yönünü şaşırır. Gerçek hedeflerine ulaşamadığında en yakın hedefe yönelir: sınıf arkadaşına, öğretmenine, komşusuna.

Öğretmenin öldürülmesi adli vaka değil

Bu yüzden bir öğretmenin öldürülmesi yalnızca bir adli vaka değildir. Aynı zamanda okulların içindeki kırılgan atmosferi de görünür kılan bir olaydır. Güvenlik eksikleri, rehberlik sisteminin yetersizliği, öğrencilerin yalnızlaşması, öğretmenlerin korunmasız bırakılması, okulların sosyal destek alanı olmaktan uzaklaşması… Bunların hepsi aynı hikayenin parçalarıdır.

Toplum çoğu zaman hızla bir fail bulur ve dosya kapanır. Bir öğrenci “psikolojik sorunlu”, “problemli”, “şizofren” diye etiketlenir ve mesele kapatılır. Böylece herkes rahatlar: Sorun bireydedir, sistem masumdur. Oysa bazen tam tersi doğrudur. Bazen süreçlerin kendisi insanları parçalayabilir. Bir yandan disiplin isteyen, bir yandan güvenlik sağlayamayan; bir yandan başarı talep eden, bir yandan geleceği belirsiz bırakan; bir yandan rekabet üreten, bir yandan dayanışma bekleyen bir sistem kendi içinde çelişkili bir yapı üretir. Böyle bir yapı farkında olmadan parçalanmış zihinler de üretebilir.

Ve belki de bütün bu tartışmanın sonunda aynı soru hâlâ ortada duruyordur: Okullarımız gerçekten hâlâ skholē mi? Yani çocukların özgürce düşünebildiği, insan olmayı öğrendiği yerler mi? Yoksa fark etmeden giderek büyüyen bir gerilimin taşındığı mekanlara mı dönüşüyorlar?

Çünkü bazen bir cinayeti tek bir kişi işlemez. Bazen bir cinayeti bir atmosfer işler. Bir suskunluk işler. Ve en çok da görmezden gelinen bir düzen işler. 

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
18.03.2026 07:50

İran’dan Tel Aviv’e füze saldırısı: Ramat Gan’da 2 kişi hayatını kaybetti

İran’ın İsrail’e düzenlediği füze saldırısında Tel Aviv çevresinde çok sayıda noktaya isabet eden parçalar hasara yol açtı. Ramat Gan’da 2 kişi yaşamını yitirirken tren seferleri durduruldu.

İran’dan Tel Aviv’e füze saldırısı: Ramat Gan’da 2 kişi hayatını kaybetti

Fotoğraf: AA

18.03.2026 00:16

Bursa'da vatandaşları 7 milyar lira dolandıran suç örgütü yakalandı: 9 kişi tutuklandı

Bursa’da vatandaşları yatırım vaadiyle 7 milyar TL dolandırdıkları iddia edilen çeteye yapılan operasyonda gözaltına alınan 22 kişiden 9'u tutuklanırken 13'ü adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Bursa'da vatandaşları 7 milyar lira dolandıran suç örgütü yakalandı: 9 kişi tutuklandı

Fotoğraf: DHA

18.03.2026 07:38

Libya'da petrol boru hattında sızıntının ardından yangın çıktı

Libya’nın Hamada bölgesinde Şerara Petrol Sahası’na ait boru hattındaki sızıntı yangına yol açtı. Yetkililer can kaybı olmadığını, üretimin ise kesintisiz sürdüğünü açıkladı.

Libya'da petrol boru hattında sızıntının ardından yangın çıktı

Fotoğraf: Leo Sokolovsky/Unsplash

18.03.2026 07:03

İsrail’den Lübnan’a yeni saldırı: Beyrut ve güneydeki saldırılarda en az 6 kişi yaşamını yitirdi

İsrail, Lübnan’ın güneyine yeni saldırılar başlattı. Beyrut’ta düzenlenen hava saldırılarında en az 6 kişi hayatını kaybetti, 24 kişi yaralandı. Sur ve çevresi için tahliye çağrısı yapıldı.

İsrail’den Lübnan’a yeni saldırı: Beyrut ve güneydeki saldırılarda en az 6 kişi yaşamını yitirdi

Fotoğraf: AA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!