15.03.2026 01:40

NATO halkların güvenlik kalkanı mı, emperyalizmin hücum kılıcı mı?

“NATO üyeliğinin somut ekonomik yükü, ‘güvenlik kalkanı’ mitini yerle bir ediyor: Bu yük, halkların refahından kesilen ve doğrudan silah tekellerinin kasasına aktarılan sistematik bir servet transferidir.”

NATO halkların güvenlik kalkanı mı, emperyalizmin hücum kılıcı mı?

Fotoğraf: Marek Studzinski/Unsplash

Emirhan Durmaz


Toplumun geniş kesimleri nezdinde NATO bir “güvenlik şemsiyesi” olarak kavranıyor. Bu mite göre NATO dışında kalmak, ülkeleri savunmasız bırakacak bir risk anlamına geliyor. Ancak bu kabulün arkasında çoğu zaman başka bir gerçek görünmez hale geliyor: Savaşın doğrudan tarafı olma ve dolayısıyla saldırıya açık olma, artan askeri harcamalar, büyüyen silah sanayii, savaş dönemlerinde katlanan şirket kârları; buna mukabil ise emekçilerin artan vergi yükü ve küçülen sofraları. 

Nitekim NATO üyeliği salt askeri bir ittifak anlamına gelmeyerek, aynı zamanda savaş bütçelerinin büyütülmesi, yeni silah sistemlerinin satın alınması ve askeri modernizasyon programlarına katılım gibi yükümlülükleri de beraberinde getiriyor. Bugün birçok ülkede yükselen enflasyon ve derinleşen yoksulluk tartışılırken savaş bütçelerindeki hızlı artış dikkat çekiyor. Kamu kaynaklarından finanse edilen bu harcamalar, çoğu ABD merkezli olmak üzere silah tekelleri için dev bir pazar yaratıyor. Savaş ve kriz dönemlerinde silah şirketlerinin borsa değerlerinde görülen sıçrama da bu ilişkinin ekonomik boyutunu açık biçimde ortaya koyuyor.

Silah sanayisi kapitalist ekonomide sıradan bir sektör değildir. Nitekim büyük ölçüde devlet bütçeleriyle beslenir, talep güvence altına alınır ve uluslararası gerilimler arttıkça kâr marjı büyür. Eisenhower’ın 1961’de “askeri-endüstriyel kompleks” olarak adlandırdığı yapı tam olarak bu çıkar birlikteliğine işaret ediyordu: Devlet aygıtı ile silah tekellerinin iç içe geçtiği bir sistem…

Silah endüstrisinin tahsilat mekanizması: NATO

SIPRI’nın (Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü) aralık 2025’te yayımladığı güncel rapora göre dünyanın en büyük 100 silah şirketinin silah ve askeri hizmet satışlarından elde ettiği gelir önceki yıla kıyasla yüzde 5.9 artarak 679 milyar dolara yükseldi ve tarihin en yüksek düzeyine ulaştı. 2015-2024 arası on yıllık dönemde artış toplamı yüzde 26’ya ulaştı. 2024 verisine göre bu toplamın 334 milyar dolarını, yani yarısını, yalnızca ABD merkezli 39 şirket karşıladı.

Peki bu şirketlerin hissedarları kim ve savaştan kim besleniyor? Northrop Grumman hisseleri Ukrayna savaşının ilk günü yüzde 6, yıl başından itibaren yüzde 20 değer kazanırken; Lockheed Martin yüzde 23, RTX (eski adıyla Raytheon) ise yüzde 7 artış kaydetti. İran’a yönelik saldırılar sürecinde ise Lockheed Martin hisseleri tüm zamanların en yüksek kapanışını yaparken Northrop Grumman yüzde 6, RTX Corporation ise yaklaşık yüzde 5 değer kazandı.

NATO’nun bu tablodaki işlevi ise hayli kritiktir. SIPRI’nın mart 2026’da yayımladığı en güncel silah transferleri raporuna göre 2021-2025 döneminde küresel silah ihracatı bir önceki 5 yıllık döneme kıyasla yüzde 9.2 arttı; bu artışın başlıca motoru Avrupa’ya yönelik rekor silah akışıydı. 1960’lı yıllardan bu yana ilk kez Avrupa, küresel silah ithalatında yüzde 33 pay ile birinci sıraya yerleşti. Avrupa’daki 29 NATO üyesinin silah ithalatı tek başına yüzde 143 artarken bu alımların yüzde 58’i ABD’den yapıldı. ABD’nin küresel silah ihracatındaki payı ise 2016-2020 dönemindeki yüzde 36’dan 2021-2025 döneminde yüzde 42’ye yükseldi; ABD 99 ülkeye ihracat yaparak küresel silah transferlerinin tek başına yaklaşık yarısını karşılar hale geldi.

Her gerilim, her emperyalist müdahale NATO üyelerinin bütçesini silahlanmaya çevirirken bu bütçe büyük ölçüde Lockheed Martin, RTX, Northrop Grumman gibi ABD tekellerine akıyor.

Buradaki ekonomik mekanizma kristal berraklığındadır: NATO zirvesinde bir karar alınır, Üye ülkeler bütçeden silahlanmaya daha fazla pay ayırır, Bu bütçe büyük ölçüde ABD ve Avrupa merkezli silah tekellerine akar, Bu tekellerin hisse değerleri ve kârları yükselir, Kârlar hissedar burjuvaziye dağıtılır. Halkın vergisi bu zincirin başında, tekelci kâr ise sonunda yer alıyor. Örüntünün ortaya koyduğu üzere NATO, üye ülkelerini ABD silah endüstrisinin zorunlu ve sürekli büyüyen müşterileri haline getiren bir tahsilat mekanizmasıdır.

Nitekim Alman silah devi Rheinmetall, NATO üyesi devletlerin gayrisafi yurt içi hasılalarının (GSYİH) yüzde 3.5’ini savunmaya ayırmasının 2030’a kadar şirkete 400 milyar avroluk gelir getirmesini beklediğini açıklamıştı. Aynı zamanda Avrupa genelinde hız kazanan askeri modernizasyon programları ve artan güvenlik kaygıları nedeniyle şirket, bu yıl satışlarının yüzde 40 ila 45 oranında artacağını öngörüyor. Bu paranın kaynağı Avrupa ve NATO ülkelerinin emekçilerinin vergileri iken; varış noktası ise Rheinmetall’ın hissedarlarıdır.

Küresel silahlanmada rekor: Tarihin en büyük savaş bütçeleri

SIPRI’nın nisan 2025 raporuna göre dünyada askeri harcamalar 2 trilyon 718 milyar dolara ulaşarak bir önceki yıla kıyasla yüzde 9.4 oranında artış kaydetti. Bu, Soğuk Savaş’ın bitiminden bu yana yaşanan en sert yıllık yükselişe tekabül ediyor.

Askeri harcamalar 2015’ten 2024’e kadar on yıl boyunca kesintisiz artmış; bu süreçte toplamda yüzde 37 oranında büyümüştür. Kişi başına düşen dünya askeri harcaması, 1990’dan bu yana en yüksek seviyeye ulaşarak 334 dolara çıkmıştır.

Dünyanın beş büyük askeri harcamacısı olan ABD, Çin, Rusya, Almanya ve Hindistan bu toplamın yüzde 60’ını, yani 1 trilyon 635 milyar doları karşılamıştır. 32 NATO üyesinin toplam harcaması ise 1 trilyon 506 milyar dolara, yani küresel toplamın yüzde 55’ine ulaşmıştır.

ABD: Tek başına dünya savaş bütçelerinin üçte birinden fazlası

ABD, 2024 yılında 997 milyar dolarlık askeri harcamasıyla dünyanın açık ara en büyük savaş bütçesine sahip ülkesi konumunu korumuştur. Bu rakam, ikinci sıradaki Çin’in 3.2 katına eşdeğerdir.

Bu paraların tamamı Lockheed Martin, Raytheon, Boeing, Northrop Grumman gibi tekellere akıyor. Nitekim 2024 yılı itibarıyla Lockheed Martin’in gelirinin yüzde 73’ü ABD federal hükümetinden, yüzde 65’i ise ABD Savunma Bakanlığı’ndan kaynaklanıyor.

Avrupa’da militarizm: Sosyal devletten(!) savaş devletine

Avrupa’daki askeri harcamalar (Rusya dahil) 2024’te yüzde 17 artarak 693 milyar dolara yükseldi ve “Soğuk Savaş” dönemdeki düzeyin dahi üzerine çıktı. Almanya, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerindeki savunma sanayi yatırımlarına ek olarak, Avrupa Komisyonunun dört yıl içinde 800 milyar avroluk ek askeri harcamayı gündemine aldığı açıklandı. Bu planın, kısa ve orta vadede sağlık, emeklilik, eğitim ve iklim mücadelesine ayrılan harcamalarda ciddi kesintilere yol açacağı biliniyor. Avrupa halklarının tepki gösterdiği bu tablodaki sınıfsal mekanizma açıktır: Avrupa burjuvazisi onlarca yıllık sınıf mücadeleleri sonucu elde edilmiş sosyal devlet kazanımlarını silah harcamalarını finanse etmek için geri alıyor.

Görüldüğü üzere NATO üyeliğinin somut ekonomik yükü, “güvenlik kalkanı” mitini yerle bir ediyor: Bu yük, halkların refahından kesilen ve doğrudan silah tekellerinin kasasına aktarılan sistematik bir servet transferidir. 

Halkın cebinden 1.5 trilyon liralık ek bütçe

NATO ülkeleri, Lahey zirvesinde ABD baskısıyla savunma harcamalarını GSYİH’nin yüzde 5’ine çıkarma taahhüdü altına sokuldu. Üyelerini ABD silah endüstrisinin zorunlu müşterileri haline getiren NATO, bu taahhütle birlikte emekçilerden alınan vergilerin silah tekellerine akışını kurumsal bir zorunluluk olarak dayatıyor.

Türkiye’deki bütçe rakamları bu tabloyu açık biçimde ortaya koyuyor. Savunma ve güvenliğe ayrılan bütçe 2021’de 138 milyar, 2022’de 181 milyar, 2023’te 468 milyar, 2024’te 1 trilyon 133.5 milyar ve 2025’te 1 trilyon 608 milyar TL’ye yükseldi. Türkiye’de savunma harcamalarının GSYİH’ye oranı yüzde 2 iken NATO taahhüdü doğrultusunda bunu yüzde 5’e çıkarmak için bütçeden ek olarak yaklaşık 1.5 trilyon TL ayrılması gerekiyor.

Bu milyarlarca liranın nereden kesileceği sorusunun cevabı ise sınıf mücadelesinin tam merkezindedir. Nitekim bu devasa pay; eğitim, sağlık ve emeklilik gibi kamu harcamalarından yapılacak yeni kesintilerin, emekçiler üzerindeki vergi yükünün daha da ağırlaştırılıp ücretleri baskılamanın ilanından başka bir şey değildir.​​​​​​​​​​​​​​​​

Devlet bütçesinden tekel kasasına: Aselsan ve Baykar örnekleri

Peki ülkemizde, bu silahlanmanın kârı kime akıyor? Savunma sanayisine yapılan yatırımların en kârlı alanlarından birinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadının şirketi Baykar ve bir diğerinin ise ASELSAN (Askeri Elektronik Sanayi) olduğu belgelenmiştir. Ezcümle emekçilerin cebinden çıkan “savunma” lirası, hanedanlık burjuvazisinin kasasına akıyor.

Öyle ki, Türkiye’nin savunma bütçesi son beş yılda 138 milyar TL’den 2 trilyon 155 milyar TL’ye fırlarken; aynı dönemde ASELSAN’ın net kârı 11.9 milyar TL’den 29.9 milyar TL’ye yükseldi, Baykar’ın yıllık ihracat geliri 1.4 milyar dolardan 2.2 milyar dolara çıktı. Öte yandan Milli Savunma Bakanlığı bütçe ödeneklerinin yüzde 44.1’i mal ve hizmet alımlarından oluşuyor. Bu kalemin başlıca alıcıları ise ASELSAN, Baykar, TUSAŞ (Türk Havacılık ve Uzay Sanayi) ve Roketsan gibi silah tekelleridir.

ASELSAN, 24 Şubat 2026’da Kamuyu Aydınlatma Platformu’na bildirdiği 2025 yılı sonuçlarında 180.4 milyar TL hasılat ve 29.9 milyar TL net kâr açıkladı. Bir önceki yıla göre net kâr artışı yüzde 50. Şirketin bakiye siparişleri 17.9 milyar dolara yükselirken yüzde 104 artışla 2 milyar dolar ihracat sözleşmesi imzalandı. Baykar ise 2025’te 2.2 milyar dolarlık ihracatla dünya silahlı insansız hava aracı (SİHA) pazarında birinci sırayı aldı. SIPRI verilerine göre Baykar’ın silah satış gelirleri yüzde 25 artarak 1.9 milyar dolara çıktı, şirket küresel ilk 100 silah üreticisi arasında 69. sıraya yerleşti.

Bu büyümenin örtük zeminine bakmak önem arz ediyor. Nitekim Baykar’ın uluslararası pazardaki referansı, 2007 yılında TSK’nin ilk alıcı olmasıyla kuruldu. Devlet sübvanse edilmiş fiyatlarla Baykar’a hem iç pazar hem de küresel vitrin işlevi gördü. Kamu bütçesi, bu tekelin büyümesinin en ucuz finansman kaynağıydı. Bahse konu tablo “yerli ve milli” devlet-sermaye-iktidar üçgenini tüm berraklığıyla ortaya koyuyor.

Türkiye ABD’nin silah taşeronu mu?

“Yerli ve milli” söylemiyle sunulan Türk savunma sanayisinin üstünü kazıdığınızda başka bir gerçeklikle daha yüzleşiliyor. Öyle ki, “yerli ve milli” şirketler F-35 savaş uçağı için 937 farklı türde parça üretiyordu; TUSAŞ gövde montajında, ASELSAN aviyonikte, AYESAŞ (Aydın Yazılım ve Elektronik Sanayii AŞ)  ise bazı kritik elektronik bileşenlerde dünyada tek tedarikçi konumundaydı. Türkiye S-400 alımı nedeniyle programdan çıkarıldıktan sonra bile Pentagon “Maliyetli sözleşme fesihlerinden kaçınmak” gerekçesiyle üretimi sürdürdü; Lockheed Martin’in kârlılığı siyasi gerilimlerin önüne geçti. Erdoğan’ın eylül 2025’te Trump ile yaptığı Beyaz Saray görüşmesinde ise 10 Türk şirketinin yaklaşık 12 milyar dolarlık üretim kapasitesiyle programa geri dönmesi müzakere masasına taşındı. Trump’ın “Bu, onun bizim için yapacaklarına bağlı” sözü ise her şeyi özetliyordu: F-35 parça üretim hakkı, ABD’nin taleplerine uyum karşılığında verilen bir ödül olarak sunuldu.

Bir diğer elde, Baykar TB2’leri Ukrayna’dan Yemen’e, Suudi Arabistan’dan Mali’ye çatışma bölgelerine satılırken Türk sermayesinin ABD iştiraki üzerinden İsrail’e mühimmat ulaştırma kanalına dahil edildiği TBMM kürsüsüne taşındı. Öte yandan Baykar, mart 2025’te İtalyan savunma tekeli Leonardo ile beş yıllık ortaklık anlaşması imzaladı; haziran 2025’te Paris Air Show’da ise yarı yarıya ortaklıkla kurulan “LBA Systems” adlı ortak girişimin İtalya merkezli faaliyete geçeceği duyuruldu. Anlaşmanın en çarpıcı boyutu ise Leonardo’nun İsrail ordusuna silah satışı nedeniyle Avrupa’da defalarca protesto edilmiş bir şirket olmasıdır.

Tüm bu tablo birlikte okunduğunda sonuç açıktır: Savunma sanayii, üstlendiği taşeronluk ile uluslararası emperyalist silah zincirinin bir halkasına dönüşmüş ve bölge halklarına ölüm taşıyan çatışmaları besler hale gelmiştir.

 

15.03.2026 00:10 / Güncelleme: 00:47

İşçilerin mücadelesi savaş tezkeresini nasıl engellemişti?

2002-2003’te iş yerlerinde savaş karşıtı tartışmalar yükseldi, 140 kurum Irak’ta Savaşa Karşı Koordinasyon’da birleşti. 1 Mart tezkeresinin reddinde işçilerin ve emekçilerin örgütlü mücadelesi belirleyici rol oynadı.

İşçilerin mücadelesi savaş tezkeresini nasıl engellemişti?
14.03.2026 18:15

Irak'ta yaralanan 6 Fransız asker ülkelerine getirildi

Irak’ın Erbil kenti yakınlarında 12 Mart’ta düzenlenen İHA saldırısında yaralanan 6 Fransız asker Fransa’ya getirildi. Askerlerin ameliyat sonrası tedavileri orduya ait sağlık birimlerince sürdürülüyor; saldırıda 1 asker hayatını kaybetmişti.

Irak'ta yaralanan 6 Fransız asker ülkelerine getirildi

Mahmur Kampı | Fotoğraf: MA

14.03.2026 17:13 / Güncelleme: 18:19

Fenerbahçe'de yönetim kurulu toplantısı başladı: Tedosco gönderilecek mi?

Fenerbahçe’nin Karagümrük yenilgisi sonrası yaptığı toplantıda kararını aldığı toplantı Teknik direktör Domenico Tedesco ve sportif direktör Devin Özek’in katılımıyla başladı.

Fenerbahçe'de yönetim kurulu toplantısı başladı: Tedosco gönderilecek mi?

Fotoğraf: AA

15.03.2026 00:12

Katledilen Zehra’nın arkadaşları: Evdeki şiddetten kaçıyordu ama korunmadı

Babası tarafından katledilen 13 yaşındaki Zehra Üzüm’ün arkadaşları, Zehra’nın evde şiddet gördüğünü, okulda ise destek mekanizmalarının yetersiz olduğunu anlattı. Gençler, hem evde hem okulda hem de mahallede kendilerini güvende hissetmiyor.

Katledilen Zehra’nın arkadaşları: Evdeki şiddetten kaçıyordu ama korunmadı

Zehra Üzüm

15.03.2026 00:30 / Güncelleme: 01:03

Bu üs bizim değil, büyük patronların korumasıdır

Kürecik halkı, bölgedeki radar üssünün Türkiye’nin güvenliğiyle ilgisi olmadığını vurgulayarak, emperyalist savaşların faturasını işçilerin, yoksulların ve çocukların ödediğine dikkat çekiyor.

Bu üs bizim değil, büyük patronların korumasıdır

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!