15.03.2026 01:30

Savaş, politika, gerçekler ve işçi sınıfı

"Savaş; arkasında bir veya birden çok ülkenin egemen sınıfının, o sınıfın verili koşulda en saldırgan kliğinin çıkarları sonucu, daha doğrusu bu çıkarların tehdit altına girdiği ve/veya normal yollarla sürdürülemediği durumda gündeme gelir.”  

Savaş, politika, gerçekler ve işçi sınıfı

Fotoğraf: AA, Düzenleme: Evrensel

Seyfi Selçuk


Strateji kurumlarının “Birkaç günde biter” dedikleri ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları (savaş), iki hafta geçmesine rağmen bütün şiddetiyle sürüyor. Savaşın ekonomik ve siyasal alandaki etkileri yalnızca savaşan ülkelerde değil; Körfez ülkeleri başta olmak üzere tüm dünyada şimdiden fazlasıyla hissedilmeye başlandı. Bir bakıma başlangıçta zaten öyleydi fakat gelinen yerde savaş daha da fazla uluslararası bir boyut kazandı. Fakat biz bu yazımızda işin bu yanı üzerinde değil, bununla da bağlantısı içinde savaşın işçi sınıfı bakımından ne anlam taşıdığı üzerinde durmaya çalışacağız.

Gerek gazetemiz Evrensel’e gönderilen işçi mektuplarından gerekse sosyal medya platformlarına yansıyanlardan işçilerin savaşı yoğun biçimde tartıştıkları görülüyor. Bu tartışmalarda en dikkat çekici olan, işçilerin sorunu burjuva propaganda merkezlerinin çerçeveledikleri bir alanla sınırlı olarak tartışıyor olmalarıdır. İran’dan gönderildiği belirtilen füze parçalarının ülke topraklarına düşmesi ve füzelerin Akdeniz’de konuşlu NATO hava savunma sistemleri tarafından vurulmuş olmaları işi daha da köpürtmüş bulunuyor. Bu durum ortaya NATO, yurt savunması, savaş gibi konularda doğru sanılan bir dizi yanlış düşüncenin zihinlerde adeta uçuştuğu bir tablo çıkartıyor.

Savaş söz konusu olduğunda lafa artık klişeleşmiş olan şu iki cümleyle girilir: “Savaş, politikanın başka araçlarla devamıdır.” ve “Savaşta önce gerçekler ölür.” İlk cümle Prusyalı General ve Askeri Teorisyen Carl von Clausewitz tarafından söylenmiştir. İkinci cümle ise anonim sayılabilir.

Savaş ve politika

Öncesi bir yana, toplumların sınıflara bölünmesinden sonra -hele ki modern çağda- savaş, öyle söylendiği gibi çılgın fikirli kişiler, dinci bağnazlık ya da despotik rejimler nedeniyle gündeme gelmemiştir. Bu gibi faktörler en fazla tali planda sınırlı bir rol oynayabilir, gerçek nedeni gizleyen bir şal olabilir. Bu yüzden savaş söz konusu olduğunda görünür kılınan ya da propaganda edilen gerekçe hemen her durumda zahiridir. Savaş; arkasında bir veya birden çok ülkenin egemen sınıfının, o sınıfın verili koşulda en saldırgan kliğinin çıkarları sonucu, daha doğrusu bu çıkarların tehdit altına girdiği ve/veya normal yollarla sürdürülemediği durumda gündeme gelir.

Örneğin 1618-1648 yılları arasında Avrupa’yı kasıp kavuran ve 8 milyon kişinin ölümüne neden olan savaş tarihe “Otuz Yıl Savaşları” olarak geçmiş; Katolikler ile Protestanlar arasındaki çelişki ve çatışma görünür nedeni oluşturmuştur. Gerçek neden ise gelişen kapitalizmin önünde engel oluşturan feodalizmin çökertilerek sermaye birikiminin önünün açılmasıdır. Bugün ABD ve İsrail’in İran’a saldırısının arkasında ise İkinci Paylaşım Savaşı sonrası oluşan uluslararası düzende, özellikle de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra tek hegemon güç haline gelen ABD’nin bu pozisyonunun ilerleyen süreçte Çin ve belli oranda Rusya tarafından sarsılması ve ABD’nin çöküşe dönüşmeden bu sarsıntının önünü alma politikası bulunmaktadır.

ABD, İsrail ve Batı bloku; Çin-Rusya ekseni karşısında kendi hegemonyasını pekiştirmek için giriştiği Hamas ve Hizbullah’ın etkisizleştirilmesi, Suriye’de Esad rejiminin devrilmesi ile sürdürdüğü “mıntıka temizliği”ni İran rejimini yıkarak taçlandırmak istemesi başat nedeni oluşturmaktadır. ABD/Batı ve Çin/Rusya emperyalist karşıtlık denkleminde İran hem enerji kaynakları (petrol, doğal gaz) hem de enerji geçiş koridoru olarak stratejik bir yer tutmaktadır. ABD, Çin henüz askeri alanda kendisiyle boy ölçüşecek düzeye gelmeden sorunu çözmek istemektedir.

Savaş ve gerçekler

ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı emperyalist saldırganlık Carl von Clausewitz’in savaş ve politika arasındaki kurduğu ilişkiyi bir kere daha doğrulamaktadır. Peki, “Savaş önce gerçekleri öldürür” mü? Buna yanıtımız hayırdır. Gerçeği öldürmeye hiçbir şeyin gücü yetmez. Dahası gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi de bir huyu vardır. Bunları vurguladıktan sonra gelelim Saray rejimininTürkiye’sinin ve işçi sınıfımızın bu toz duman ortamda nerede durduğuna. İşçilerin tartışmalarına baktığımızda hakim düşünce olarak görünenler şunlar: “Biz İran değiliz, bize saldırmaya cesaret edemezler. Uzun süredir- AKP-Cumhur ittifakı dönemi kastediliyor- Savunma sanayisine yatırım yaptık, şimdi meyvelerini görüyoruz. Tabii savaş koşulları -geçim derdi kastediliyor- her şeyi zora sokuyor. ABD ile baş edilemez, baksana Maduro’yu yatağında paketledi. Arayı iyi tutmamızda yarar var. Adamlar istediklerini yapıyor, vb.”

Görünen o ki, sSaray rejimi altında Türkiye’nin ABD- ve İsrail’in- bölgedeki en güvenilir müttefiklerinden biri olduğu gerçeği işçiler tarafından algılanabilmiş değil. Aynı şekilde İran’a ilişkin tutumu da. Saray rejimi İran’da rejimin yıkılmasını ve yerine ABD/Batı yanlısı bir yönetimin gelmesini ister mi? Elbette ister. Ne de olsa “ABD yancılığı”nın kırıntılar halinde olsa da -aslan payı elbette ABD’nin olacaktır- epey bir akçeli getirisi olacaktır. Bölgesel güç yarışında da en büyük rakiplerden biri olarak gördüğü İran bu vesileyle elimine edilmiş olacak. Fakat bunun bugün olamayacağı gerçeği de ortada. Hepsinden önce henüz iktidar olabilecek bir alternatif odak yok. İran’ın parçalanmasını ise hiç istemez. Malum Kürt sorunu! İran’da 9 milyon Kürt yaşıyor. Fakat, yine de bu kıtlıkta! “İran rejiminin Türkiye için bir güvenlik tehdidi oluşturduğu” demagojisi iş yapar bir malzeme durumunda. Oraya yükleniliyor. Halk ve işçiler bu “güvenlik tuzağı”na çekilerek yedeklenmeye, seçimlerde açılmak üzere zarflanmaya çalışılıyor. Ne yazık ki bu noktada belli bir başarı sağlandığı ortada.

Savaşın öldürmek bir yana ortaya faş ettiği gerçeklerden devam edelim. Tek adam yönetimi altında Türkiye hava sahasını koruyamayan bir ülkeye dönüştü. İran’dan gelenleri NATO sistemi düşürdü, Rusya menşeli muhtemelen test aracılığıyla gönderilen İHA’lar ise bizzat gönderenler tarafından düşürüldü. Anlayacağınız hava sahamız yol geçen hanına dönüşmüş durumda. Fakat NATO’nun derdi Türkiye’nin güvenliği filan değil. O Kürecik’teki ABD ‘nin yanında İsrail’e de servis yapan kendi radarını korumanın ve Türkiye’yi savaş bataklığına iteklemenin derdinde. Öte taraftan ABD’nin örnek aldık dediği İran’ın füze ve SİHA teknolojisi damat beyin -Bayraktar- İHA ve SİHA’larının içine gizlendiği “hamaset kozası”nın kabuğunu çatlattı ve sıradanlığını ortaya çıkardı. Seçimden seçime çekici eşliğinde aprona çıkartılarak fotoğrafları servis edilen Kaan savaş uçağı ise ABD motor vermediği için boş bir çuval gibi hangarda beklemeye devam ediyor. Fakat bu arada “Ele verir talkını kendi yutar salkımı” misali damat bey, Forbes Türkiye’nin en zenginleri listesinde yukarılara tırmanıyor. İşte AKP ve Saray rejiminin on milyarlarca dolara mal olan savunma sanayi hamlelerinin gerçek manzarası bu. Bütün bu harcamalar ücretler baskılanarak, ücretlilerden alınan gelir vergi dilimleri artırılarak, KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergiler yoluyla işçi sınıfı ve halkın sırtından finanse edildi/ediliyor. Akaryakıta, temel tüketim maddelerine peş peşe gelen zamlar, emeklilere verilen bayram ikramiyelerinin sabit tutulmasının gerekçesi olarak savaşın gösterilmesi savaşın neden olduğu olumsuzlukların bütünüyle halka fatura edileceğini gösteriyor. Buna karşın dış ve iç borç anapara ve faiz ödemeleri, yap işlet devret -otoyol, köprü, hastane- ödemeleri eksiksiz takır takır ödenmeye devam ediyor. Kamuda kalmış köprü, otoyol, milli parklar, kamu arazileri haraç mezat satılıyor. Saray rejimi ve Cumhur ittifakı tam anlamıyla savaş fırsatçılığı yapıyor. Savaşın bile öldüremediği/öldüremeyeceği gerçekler işte bunlar.

Savaşı kim durduracak?

Bu soru bu ara en güncel soru durumunda. Her akşam ekranlarda stratejistinden, analistine, savunma uzmanından, emekli generaline “uzman kişiler” ellerinde çubuk haritalarda kimi noktalara dokunarak bir dizi kestirimde bulunuyor. Rusya Ukrayna savaşı neredeyse gündemden düştü. Fakat işin özüne giren yok. Savaşlar niçin oluyor? Giremiyorlar, çünkü burjuva çerçevede verebilecekleri bir yanıtları yok. Yanıtı en doğru biçimde ancak işçi sınıfı verebilir. Ama ondan önce bir hususu hatırlatmak gerekiyor.  İşçi sınıfı her savaşa karşı değildir. Savaş söz konusu olduğunda “haklı savaş”, “haksız savaş” ayrımı yapar. Emperyalist boyunduruk ve bağımlılıktan kurtuluş için verilen ulusal kurtuluş mücadelelerini, ezilen ulus mücadelelerini, bugün İran’da olduğu gibi emperyalist saldırganlığa karşı verilen yurt savunmalarını ve elbette ki kapitalist sömürü ve baskıdan tam kurtuluş için bizatihi kendisinin verdiği sosyal kurtuluş mücadelelerini haklı savaşlar olarak kabul eder ve destekler. Emperyalist paylaşımın bir unsuru olarak gündeme gelen savaşları “haksız savaşlar” sayarak
-Rusya, Ukrayna savaşı- savaş kışkırtıcılarına karşı mücadele eder.

Öte taraftan, işçi sınıfı haklı savaşların tarafı, yürütücüsü, haksız savaşların ise hedefi olarak her iki durumda da savaşın tam merkezinde yer almaktadır. Çünkü emperyalist nitelikteki her savaş son tahlilde dünya ölçeğinde işçi sınıfının emeğinin gasbedilmiş bölümünden -artı değer- en büyük payı almak için verilen bir savaştır. Ham madde kaynaklarının yağmalanması, borçlandırma yoluyla soygun, borsa, finans oyunları hepsinin temelinde bu vardır. Sınıflara bölünmüş dünyamızda sömürücü bir sınıf olarak burjuvazi savaştan nemalanan bir sınıftır. Burjuvazi çıkarı savaş gerektiriyorsa tereddüt göstermez. Bu onun savaşa karşı tutarlı tavır almasını engeller. İşçi sınıfı ise kapitalist sömürüden nihai kurtuluşu için yürüttüğü mücadelede -sınıf mücadelesi- bir araç olarak zor ve savaşa tercihen değil zorunlu kaldığı için başvurur. Dolayısıyla kategorik olarak durum farklıdır. Bu gerçeklikte emperyalist savaşı durduracak ve savaş lobilerini dizginleyecek olan yalnızca işçi sınıfı ve halkların mücadelesi olabilir, öyledir de. Bugün ABD ve İsrail’in başlattığı emperyalist saldırganlığı durduracak olan da esasen budur. Dünya ölçeğinde ve tek tek ülkelerdeki işçi sınıfıyla burjuvazi arasındaki sınıf güç ilişkilerinin asimetrik bir durumda olmasına bakılarak, bu “Modası geçmiş bir düşünce”, ya da “şablonculuk” olarak damgalanabilir. Bu gibi eleştirilere kıssadan hisse yanıtımız şudur: Dervişin biri yolda kan ter içinde ilerlemeye çalışan bir kaplumbağa ile karşılaşır: Hayrola, kaplumbağa bu acele niye, nereye gidiyorsun, der. Kaplumbağa tereddütsüz yanıtlar: Kabe’ye, hacca! Derviş: Bu halinle mi? Kabe’ye binlerce kilometre var, ömrün yetmez. Kaplumbağa: ulaşamazsam yolunda da ölemem, der. Derviş’in göz ardı ettiği, kaplumbağanın 200-250 yıl yaşayabildiği gerçeğidir.  

 

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
14.03.2026 16:37 / Güncelleme: 16:50

Bu hafta ne oldu? 14 Mart 2026)

Füzeler, NATO üsleri ve bölgesel savaşlar... Hürmüz gerilimi fiyatları artırıyor, gübre pahalanıyor. Emekliye bayram zammı yok, İstanbullu borçlu, çocuklar aç. İliç madeni Cengiz’e giderken işçi ölümleri sürüyor.

14.03.2026 16:47 / Güncelleme: 17:20

Antep'te iş cinayeti: Gıda fabrikasında yüksekten düşen işçi 7 gün sonra hayatını kaybetti

Antep'te Tören gıda fabrikasında yüksekten yük indirmek için kullanılan forkliftin sepetinden düşerek ağır yaralanan işçi Bünyamin Beşe, 7 gündür verdiği yaşam mücadelesini kaybetti.

Antep'te iş cinayeti: Gıda fabrikasında yüksekten düşen işçi 7 gün sonra hayatını kaybetti

Fotoğraf: Sosyal medya

İçerik yükleniyor...

(İşçi Sendika Servisi)
14.03.2026 15:45

Basketbol Avrupa Ligi: 31. haftanın en değerli oyuncusu Cedi Osman seçildi

Panathinaikos forması giyen milli basketbolcu Cedi Osman, Zalgiris Kaunas maçındaki performansıyla Basketbol Avrupa Ligi'nde 31. hafta maçlarının en değerli oyuncusu (MVP) seçildi.

Basketbol Avrupa Ligi: 31. haftanın en değerli oyuncusu Cedi Osman seçildi

Fotoğraf: AA

14.03.2026 17:13

Muğla'da yakalanan Ezgi Apartmanı davasının sanığı tutuklandı

6 Şubat depremlerinde 35 kişinin hayatını kaybettiği Ezgi Apartmanı davasında firari sanık Ertan Danacı Muğla’da gözaltına alındı. Adliyeye sevk edilen Danacı, tutuklandı.

Muğla'da yakalanan Ezgi Apartmanı davasının sanığı tutuklandı

Fotoğraf: DHA

14.03.2026 17:25 / Güncelleme: 23:21

Bölge illerinde Newroz coşkusu: Ateş, barış ve özgürlük için yandı

Newroz kutlamalarında binler barış ve demokrasi şiarıyla buluştu. Malatya’da EMEP MYK Üyesi Orhan Kurul deprem sonrası ranta ve emperyalist kuşatmaya karşı mücadele çağrısı yaptı, DEM Parti milletvekilleri çözüm için somut adım talebinde bulundu.

Bölge illerinde Newroz coşkusu: Ateş, barış ve özgürlük için yandı

Fotoğraf: Kıvılcım Eftelya/Evrensel

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!