Hatay’da beton yığını büyüyor: ‘Tarım ve hayvancılık öldü, sağlık sorunları artıyor'
Antakya’da taş ocakları ve beton santrallerinin artışı, kenti çevresel felakete sürüklüyor. Çevre Koruma Derneği Başkanı Nilgün Karasu, özellikle depremden sonra kaldırılan ÇED zorunluluğunun yarattığı sorunlara vurgu yaptı.
Fotoğraf: Dilek Omaklılar/Evrensel
Hatay- Antakya’da taş ocakları ve beton santrallerinin sayısındaki hızlı artış, çevre ve halk sağlığını tehdit ediyor. Antakya Çevre Koruma Derneği Başkanı Nilgün Karasu, taş ocaklarından çıkan toz ve dinamit patlamalarının hem insanları hem de hayvanları etkilediğini belirterek ciddi uyarılarda bulundu. Karasu, “Depremden sonra kaldırılan ÇED zorunluluğu, kenti geri dönülemez bir çevresel felakete sürükledi” dedi.
Nilgün Karasu, depremin ardından geçen üç yıllık süreci değerlendirdi. Depremden altı ay sonra kaldırılan Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu zorunluluğunun, kenti geri dönülemez bir çevresel felakete sürüklediğini belirten Karasu, depremin ilk aylarında enkaz kaldırma çalışmaları ve asbest nedeniyle ağır hasar alan hava ve su kalitesinin, şimdi de taş ocakları ve beton santralleri nedeniyle bozulduğunu vurguladı.
‘Hayvancılık, tarım öldü; hastalıklar görülmeye başladı’
Depremin 6. ayında Valiliğin kaldırdığı ‘ÇED gerekliliği’ kararına ilişkin konuşan Karasu, “ÇED gerekliliğinin kaldırılmasıyla depremden önce 22 olan taş ocağı sayısı şu anda 200. Özellikle kırsal alanlarda hayvancılık, tarım öldü. Taş ocaklarına yakın evler, dinamit patlatmaları nedeniyle ciddi zarar gördü, camlar yıkıldı, duvarlarda derin çatlaklar oluştu. Ayrıca taş ocaklarından çıkan toz nedeniyle hayvanlarda ve insanlarda farklı deri hastalıkları görülmeye başlandı. Dinamit patlamalarından inekler düşük yapıyor, günlük 30 kilo süt veren bir ineğin verimi 10 kiloya kadar düştü. Zeytin ağaçlarının üzerinde biriken tozdan insanlar mahsulünü toplayamadı” dedi.
‘Şirketler daha fazla kazanç için şantiyenin dibinde üretiyor’
Şehir merkezindeki hava kirliliğinin Türkiye’nin en yoğun seviyesine ulaştığını belirten Karasu, bunun temel nedeninin kentin tamamen şantiye haline gelmesi olduğunu söyledi. TOKİ Genel Müdürlüğü’nün, ihaleyi alan şirketlerin kendi betonunu yerinde üretmesine izin vermesinin şehri beton santralleriyle doldurduğunu ifade eden Karasu, şöyle devam etti:
"Hemen hemen her caddede, her sokakta bir beton santrali görüyorsunuz. Şirketler betonu 5-10 kilometre öteden taşımak yerine, daha fazla kazanç sağlamak amacıyla şantiyenin dibinde üretiyor. Şehir inşaat firmalarına teslim edilmiş durumda ve onların kazancı, rantı her şeyin üstünde tutuluyor. Hukuki yollara başvurmak zorunda kaldık. Yürütmeyi durdurma kararı aldığımız beton santralleri ve taş ocakları oldu. Biz bunun emsal dava olmasını umut ederken, kapanan taş ocağı ya da beton santrali isim değiştirerek ve kapasite daraltma yaparak bir daha faaliyete başladı. İnsanlar sadece mahkeme kararının uygulanması için eylem yaptıklarında gözaltına alındılar ve 24 saat boyunca su ve yemek verilmediği durumlar yaşandı. Bu durum halkta büyük bir umutsuzluk yarattı."
‘Şehir bir beton yığınına döndü’
Bölgede ciddi gıda krizi yaşandığını, eskiden kendi bostanında üretim yapan halkın artık hava kirliliği, kuraklık ve su azlığı nedeniyle bunu yapamadığını anlatan Karasu, yerel fiyatların Ankara ve İstanbul gibi büyükşehirlerle yarıştığını ifade etti.
Kentin yok olan yeşil alanlarına da dikkati çeken Karasu, "Antakya'daki en büyük yeşil alanımız Atatürk Parkı'nın bir köşesine beton santrali yerleştirildi. Gürültü ve tozdan artık orada vakit geçirmek imkânsız. Fransızlardan kalma, 100 ile 300 yaş arasındaki ağaçların yüzde 80’i kurumaya mahkûm. İş makineleri köklerine ve gövdelerine zarar verdi, ağaçlar sulanmıyor. Şehir bir beton yığınına döndü" dedi.
(ANKA)Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et