Murat Dilmener Hastanesi, Cerrahpaşa’nın yükünü taşıyamıyor
Türkiye’nin en köklü hastanesi Cerrahpaşa 3 yıldır bir şantiye çukurunda. Kampüsün inşasını alan şirket kaba inşaatı bile bitiremedi. Birçok bölümün taşındığı Murat Dilmener Hastanesi'nde ise ulaşım sorun, eğitim niteliksiz, koşullar insani değil.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi şantiye çukuruna dönüştü
Aydın Erol*
6 Şubat depremlerinde bölgedeki birçok hastanenin kullanılamaz hale gelmesinin ardından Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinde sağlık emekçileri ve öğrenciler tarafından deprem inisiyatifleri kurulmuştu. Bu inisiyatiflerin oluşturduğu kamuoyu baskısı sonucunda yapılan incelemelerde, fakültenin çoğu binasının güvenli olmadığı tespit edilerek hastanenin büyük kısmının Prof. Dr. Murat Dilmener Acil Durum Hastanesine taşınmasına karar verilerek binalar alelacele boşaltılmıştı. Bu karar üniversite ve hastane bileşenlerine danışılmadan alınmış, hatta öğrenci ve akademisyenler kararı rektörün sosyal medyadan açıklamasıyla öğrenmişti.
27 Şubat 2023’te Rektörlük açıklamasında, Cerrahpaşa Yerleşkesinde yerinde yenilenme çalışmalarının büyük bir kısmının iki yıl içinde tamamlanacağı ve bölümlerin geri döneceği duyurulmuştu. Ancak bu yazının üstünden 3 yıl geçmesine rağmen Cerrahpaşa Yerleşkesindeki binaların yenilenme çalışmasının çok da ileriye gidemediği ortada. Apar topar ve gerekli hazırlıklar tamamlanmadan hayata geçirilen taşınma sürecinin yarattığı sorunlar ise 3 yıl sonra daha yakıcı bir biçimde yaşanıyor. Gelinen noktada hem Cerrahpaşa Yerleşkesindeki yerinde yenilenme sürecine dair belirsizlikler sürüyor hem de pandemi döneminde yapımı 45 günde tamamlanan Prof. Dr. Murat Dilmener Acil Durum Hastanesi Yerleşkesinin 3. basamak bir üniversite hastanesinin ihtiyaçlarını karşılayamadığı su götürmez biçimde görülüyor.
‘Ulaşım’a ulaşılamıyor!
Murat Dilmener Hastanesi ulaşım sorunu eylemi
Bugün Murat Dilmener Yerleşkesinde hem eğitim hem araştırma hem de sağlık hizmeti aynı anda yürütülüyor, daha doğrusu ağır aksak yürütülüyor. Bu çabanın tüm yükü ise sağlık emekçileri, asistan hekimler, akademisyenler, öğrenciler ve işçilerin omuzlarına yüklenmiş durumda.
Sorunlar daha Dilmener’e adım atmadan başlıyor; çünkü konumu itibarıyla metro, Marmaray gibi araçların hiçbirine doğrudan erişimi olmayan hastaneye ulaşmak başlı başına bir çile. Sabahın erken saatlerinde yetersiz sayıda otobüs hattı ve seferiyle sıkış tıkış, zar zor da olsa hastaneye gelinebilse de akşam saatlerinde seferlerin bitmesi nedeniyle, nöbetçi olanların ya da akşam vardiyasına kalanların evlerine dönebilmek için başlarının çaresine bakması gerekiyor. Hastanenin küçük bir kısmının hâlâ faaliyet gösterdiği Cerrahpaşa Kampüsü ile Dilmener arasında personel ve öğrenciler için konulmuş olan ring araçlarının sayısı son dönemde biraz artırıldı ama bazı yoğun saatlerde hâlâ ihtiyacı karşılayamıyorlar.
İnsani olmayan koşullarda sağlık
En yakıcı sorunlar sağlık hizmeti sunumunda yaşanıyor. Ciddi düzeydeki yoğunluk, planlama eksikliği ve fiziki yetersizlikle birleşince iyice katlanılmaz bir hale geliyor. Bazen aynı odada birden fazla hasta eş zamanlı muayene edilmek zorunda kalıyor. Bazen gece yarısına görüntüleme randevuları veriliyor. Bazen yatak eksikliğine bağlı hasta yatışları yapılamıyor hatta ameliyatlar erteleniyor. Tüm bu yoğunlukta sağlık emekçilerinin fırsat bulduklarında dinlenebilecekleri, kısa süre de olsa soluklanabileceği uygun alanlar bulunmuyor. Kendilerine ait kafe vb. ortak alanları yok. Dinlenme fırsatı yakalayabilenler konteynerlerin arasındaki havalandırma boşluklarına taşıdıkları sandalyelerde, hatta bazı bölümlerde taşların üzerinde oturuyor. Bu yalnızca konforla alakalı bir sorun değil; ortak alanların yokluğu, çalışanların birbirleriyle karşılaşma, konuşma, deneyim paylaşma imkanlarını da ortadan kaldırıyor. Herkes kendi blokuna sıkışıyor, yoğunluk içinde birbirinden kopuyor; aynı hastane içinde kimin ne yaşadığından, hangi sorunla boğuştuğundan habersiz hale geliyor. Zaten iş yükü son derece ağır olan bir alanda çalışan sağlık emekçileri, insani koşullarda dinlenebilecekleri alanlardan mahrum bırakıldıklarında ve birbirlerinden izole hale getirildiklerinde fiziksel yorgunluklarının yanında sistematik bir şekilde mental olarak da yıpranıyor.
Tıp eğitiminin niteliği düşüyor
Benzer bir tablo öğrenciler açısından da geçerli. Taşınma süreci uzadıkça ve Cerrahpaşa’daki inşaatın ilerlemediği görüldükçe uzun bir süre daha Dilmener’de kalınacağı düşüncesi belirginleşti. Bunun üzerine öğrencilerin kafe, kütüphane ve dinlenme alanı talepleri son dönemde sus payı olarak yeni yeni karşılık bulmaya başladı. Ama yapılan düzenlemeler mevcut öğrenci kapasitesini karşılayacak düzeyde değil. Sınıflar küçük ve sıkışık. Amfi sayısının yetersizliği nedeniyle ders programları çakışmasın diye sürekli yeniden planlama yapılıyor. Olgu sunumları, vaka toplantıları, konseyler, dersler derken hem öğrenciler hem asistanlar hem de akademisyenler boş sınıf bulabilmek için adeta köşe kapmaca oynuyor. Her düzeyde eğitim geçici olduğu söylenen sürecin uzaması nedeniyle gitgide niteliksizleşiyor.
Cerrahpaşa’da ‘rönesans’ dönemi
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi
Dilmener’deki tablo Cerrahpaşa Yerleşkesindeki inşaatın belirsizliğiyle doğrudan bağlantılı. Cerrahpaşa Yerleşkesi koca bir şantiyeye dönüşmüş durumda. Bu dönüşüm aslında Dilmener’e taşınmayla başlayan bir süreç değil. 2009’da binaların dayanıksız olduğunun raporlanmasının ardından 2011’de TOKİ ve üniversite arasında anlaşma imzalanmış, binalar yıkılmış, prefabriklere taşınmış ama 6 Şubat depremleriyle birlikte tekrar gündeme gelene kadar yerlerine bir çivi bile çakılmamıştı. 13 Nisan 2023’te imzalanan protokolle Yeşilköy’deki Prof. Dr. Murat Dilmener Acil Durum Hastanesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesinin kullanımına verildikten sonra bölüm bölüm taşınmaya başlandı. Taşınmayla birlikte TOKİ’nin açtığı ihaleyi ‘Saray’ın müteahhidi’ olarak isimlendirilen Rönesans Holdinge bağlı Rec Uluslararası İnşaat Şirketi aldı. 2 milyar 60 milyon liraya imzalanan sözleşmeye göre kaba inşaatı 600 günde teslim edecekti. Ancak aradan geçen 3 yıllık süreye rağmen kampüsün büyük bölümü hâlâ dev bir çukur görünümünde. 2009’dan bu yana yıllarca yerinde sayan yerinde yenilenme süreci ve deprem sonrası üçüncü kez başlayan yenilenmenin gerçekleşmeyen takvimi, üniversite bileşenlerinde bu çukurun uzun bir süre daha orada olacağı yönünde bir kaygı yaratıyor.
Kaynak sermayeye yük kamuya
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi inşaatını alan Rönesans Holding
Cerrahpaşa’nın içinde bulunduğu durum yalnızca teknik bir gecikme olarak değerlendirilemeyecek kadar derin ve yapısal sorunların sonucu. Bir yanda kamu-özel ortaklığı modeliyle inşa edilen ve sağlık bütçesinin yaklaşık onda birini alan devasa şehir hastaneleri hızla yükselirken, köklü bir üniversite hastanesinin yerinde yenilenmesinin yıllardır sürüncemede bırakılması iktidarın politik tercihlerini, kimin çıkarlarını öncelediğini açıkça gösteriyor.
Türkiye’nin her yerinden milyonlarca insanın tedavi edildiği, bilim üreten, hekim yetiştiren, nitelikli sağlık hizmeti sunan bir kamu kurumu yerine, bütçenin kaymağını yiyen projeler tercih ediliyor. Demek ki Cerrahpaşa’nın kamusal, görece eşitlikçi niteliği, sermaye lehine imzalanmış sözleşmeler kadar korunmaya değer görülmüyor.
Burada şöyle bir çelişki de var: Temel görevi sağlıklılık halini güçlendirmek ve koruyucu sağlık hizmetlerini yaygınlaştırarak toplumun hastalanmasını önlemek olan Bakanlık, şehir hastaneleri açılırken yatak başına doluluk garantisi veriyor. Yani adı ‘Sağlık Bakanlığı’ olan bir Bakanlık sağlıksızlığı pazarlıyor! Bu, sağlık alanındaki neoliberal dönüşümün en görünür çelişkilerinden biri ve maalesef tek de değil.
Bugün sağlık alanında karşılaştığımız sorunların büyük bir çoğunluğunun altında neoliberal sağlık politikalarının sağlığı ticarileştirmesi, sermayenin hizmetine sunması, kâr alanı haline getirmesi ve bu piyasacı düzenin mevcut hükümet tarafından kuvvetlendirilerek sürdürülmesi yatıyor. Bu politikalar kapsamında gelir getirme kapasitesi sınırlı, araştırma ve eğitim gibi doğrudan “kazanç” getirmeyen kamusal işlevleri ağır basan kurumlar; piyasa mantığı içinde dezavantajlı konuma itiliyor. Ama bu kurumlar sistem açısından “yük” olarak görülse de fiilen vazgeçilebilir değil; çünkü hasta yükünü, en ağır ve karmaşık hastalıkları ve uzmanlık eğitimini hâlâ büyük ölçüde bu kurumlar sırtlıyor. Tam da bu nedenle bu kurumlar sisteme uyumlu olacak şekilde yeniden organize edilmek zorunda kaldı. Üniversite hastaneleri ticarethane gibi yönetilmeye başlandı. Döner sermaye üzerinden kendi giderlerini kendileri karşılamak zorunda bırakıldılar. Nitelik değil nicelik, bilimsel üretim değil işlem sayısı belirleyici oldu. Bu kurumların kamusal sorumlulukları devam ederken kamusal güvenceleri zayıflatıldı ve üniversite hastaneleri borç yükü, fiziki yetersizlik ve belirsizlikle baş başa bırakıldı.
Cerrahpaşa belki tamamlanır…
Cerrahpaşa’nın alelacele taşınmasını ve aradan geçen 3 yılda yaşananları bu perspektiften değerlendirmekte fayda var. Meseleyi yalnızca bir inşaat programının aksaması olarak görürsek Cerrahpaşa’yı bugün koca bir şantiyeye çeviren,100 yıllık köklü bir kurumu konteynerlere tıkıştıran yapısal sorunlar görünmez kılınmış olacak.
Bugün yeniden yapılanmaya ihtiyaç var evet, ama bu yeniden yapılanma yalnızca Cerrahpaşa Kampüsünde binaların yükselmesiyle sınırlı değil. Cerrahpaşa bir şekilde tamamlanacak ama bir başka kamu hastanesi kaderine terk edildiği için yıkıma sürüklenecek; bir kampüs güçlendirilecek, bir başkası borç ve belirsizlik içinde bırakılacak... Bu döngünün sonunda kaybedilen yalnızca kamu hastaneleri değil; toplumun sağlığı ve sağlık hizmeti sunanların emeği de olacak. Bu yüzden Cerrahpaşa’nın tamamlanmasını beklemek değil; nasıl bir sağlık sistemine ihtiyacımız olduğunu bilmek ve o sistem için mücadele etmek zorundayız.
*Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Aksaray Şube Yöneticisi
(Evrensel)Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et