Sinop’ta dinamitler bu kez tarihi patlatıyor
Sinop’taki İstefan arkeolojik sit alanı kalker ocağı nedeniyle tehlike altında. Dinamitleme yöntemiyle gerçekleştirilen faaliyette yaşam alanları ve su kaynakları risk grubunda. Jeoloji Yüksek Mühendisi Dr. Eşref Atabey riskleri değerlendirdi.
ÇED Raporundan alınmıştır
Özer Akdemir
[email protected]
Sinop – Sinop’un Ayancık ilçesi Çaylıoğlu köyü sınırları içerisinde, denize sıfır noktada ve İstefan arkeolojik sit alanının hemen yanı başında faaliyet gösteren kalker ocağı, bölgenin hem tarihi mirasını hem de doğal yaşamını tehdit ediyor. Jeoloji Yüksek Mühendisi ve Tıbbi Jeoloji Uzmanı Dr. Eşref Atabey ile hazırladığı kapsamlı rapor üzerine yaptığımız söyleşi, rant uğruna feda edilen binlerce yıllık tarihin ve doğanın içler acısı halini gözler önüne seriyor.
Antik miras dinamit tehdidi altında
Dr. Atabey’e, Kültür ve Turizm Bakanlığının “Maden sahası sit alanı sınırlarına girmiyor” şeklindeki savunmasını ve patlatmalı madenciliğin risklerini sorduğumuzda, tehlikenin boyutunun kağıt üzerindeki sınırlardan ibaret olmadığını vurguluyor.
“Patlatmalar henüz gün yüzüne çıkmamış tarihi eserleri yıkma riski taşıyor” diyen Dr. Atabey, dinamit sarsıntılarının bölgedeki antik yapılara onarılmaz hasarlar verebileceğine dikkat çekiyor. Üstelik patlatmaların etkisi sadece yer altındaki eserlerle sınırlı değil; Dr. Atabey, yöre halkının evlerinde patlatmalar yüzünden çatlaklar oluştuğunu ve bu konuda suç duyurularında bulunulduğunu belirtiyor. Ayrıca bölgede yıllardır kaçak kazıların yapıldığına da dikkat çekilerek, alanın tarihi dokusunun korumasız bırakıldığı ifade ediliyor.
Kültür Bakanlığından CİMER aracılığıyla verilen yanıtta, taş ocağının “Sit alanlarına çok yakın olmakla birlikte sınırlarına girmediği” belirtilerek faaliyetin durdurulması için bir işlem yapılamayacağı söylenmişti. Ancak Dr. Atabey’in vurguladığı şiddetli sarsıntı ve devasa toz emisyonları, 400 metrelik fiziki mesafelerin tarihi korumada yetersiz kaldığını kanıtlıyor.
Bilimsel yanıltmaca: Ruhsat başka, kayaç başka!
Dr. Atabey, ocağın yasal izin süreçlerindeki çok ciddi bir teknik hatayı da gün yüzüne çıkardı. Ruhsatın bir “kalker (kireç taşı) ocağı” olarak alındığını ancak çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) raporunda sahada metamorfik ve bazaltik (volkanik) kayaçların bulunduğundan bahsedildiğini belirten Atabey, bu durumu “bilimsel bir yanıltmaca” olarak nitelendiriyor. Bu çelişkinin hukuki olarak ruhsat grubunu ve geçerliliğini etkileyeceğini belirten Atabey, “Kalker II. grup madenlere girmekte, ancak sahada başka tür maden işletilirse bu başka bir gruba girebilir. Bu da alınan ruhsat grubuyla çelişir” diyerek (ÇED) ve Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) ruhsatlarının iptali gerektiğinin altını çiziyor.
Çaylıoğlu’nun suyu ve denizi yok ediliyor
Kalker ocağının tarihi yıkımının yanı sıra devasa bir çevresel faturası da var. Dr. Atabey, kireç taşı kayalarının gözenekli ve karstik yapısı gereği yer altı sularını depolayan doğal akiferler olduğunu belirterek durumu şu sözlerle özetliyor: “Kaya kütlesi yerinden sökülüp taşındıkça bir anlamda su depolayan kayalar yok edilir. Dolayısıyla da Çaylıoğlu su kaynakları kaybolur.”
Proje ömrü olan 14 yıl boyunca kullanılacak 2 milyon kilogramdan fazla patlayıcı ve ortaya çıkacak 30 bin 749 ton toz emisyonunun yöredeki arıcılığı, balıkçılığı ve tarımı doğrudan vuracağı, halkın gelecekte ciddi zararlar göreceği de Atabey’in uyarıları arasında.
Bununla da kalınmıyor; işletme denize sıfır konumda kıyıyı tahrip ederek molozlarını doğrudan denize döküyor. Dr. Atabey, bu uygulamanın 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 5. ve 6. maddelerine (Kıyıyı değiştirecek boyutta kazı yapılamaz, denize moloz ve cüruf dökülemez) açıkça aykırı olduğunu hatırlatıyor.
Acil müdahale çağrısı
Dr. Eşref Atabey, bu hukuksuzluklar ve çevre katliamını durdurmak için T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) üzerinden MAPEG’e ruhsat iptali, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına ÇED iptali ve Kültür Bakanlığına arkeolojik sit özelliği nedeniyle faaliyetin durdurulması talepleriyle başvurduğunu belirtiyor.
Tarihi İstefan yerleşimi, Sulu Kilise ve antik nekropol alanlarının dibinde günde yüzlerce kilo patlayıcıyla dağıtılan bu bölge, yetkililerden kağıt üzerindeki sınırları aşan, gerçekçi ve doğayı-tarihi koruyan acil bir müdahale bekliyor.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et