Eskişehir’de kadın öğrenciler güvenli kampüs istiyor
Eskişehir Anadolu Üniversitesinde kadın öğrenciler kampüslerde kendilerini güvende hissetmediklerini anlattı.
Berivan Özkara
Öğrencilerin gündeminde, Boğaziçi Üniversitesinde Ayberk Kurtuluş tarafından katledilen Hilal Özdemir ve Erciyes Üniversitesinde boşandığı erkek tarafından pompalı tüfekle katledilen Meliha Keskin vardı. Bu olaylar, üniversitelerin “güvenli alan” olduğu fikrini sarsmış durumda.
Eskişehir Anadolu Üniversitesinde kadın öğrenciler kampüslerde kendilerini güvende hissetmediklerini anlattı. Öğrenciler üniversitelerin güvenli alan olma özelliğini kaybetmesinin gençler üzerinde sürekli bir tedirginlik yarattığını söyledi ve eğitim için gittikleri bir yerde öldürülme ihtimalini düşünmenin bile kabul edilemez olduğunu dile getirdi.
‘Benim de başıma gelebilir’ duygusu büyüyor
Anadolu Üniversitesi Sosyoloji ikinci sınıf öğrencisi İrem Sonmaz, kampüs içinde işlenen cinayetlerin kendi güvenliğini sorgulamasına yol açtığını belirtiyor. Güvenlik görevlileri ve geniş kampüs alanlarına rağmen kendisini güvende hissetmediğini, okul içinde yaşanan bir cinayetin “yarın benim de başıma gelebilir” duygusunu büyüttüğünü ifade ediyor.
Eskişehir Teknik Üniversitesi Havacılık Yönetimi dördüncü sınıf öğrencisi Kübra Anar da üniversitelerin güvenli olması gerektiğini vurguluyor. Okullarının şehir dışında, ulaşımı zor ve giriş-çıkış denetimi zayıf bir bölgede olduğunu, kampüse kart basmadan girilebildiğini söylüyor. Eğitim için gittikleri bir yerde öldürülme ihtimalini düşünmenin bile kabul edilemez olduğunu dile getiriyor.
Anadolu Üniversitesi Sanat Tarihi öğrencisi Funda ise yaşananları “kadın cinayeti” değil “kadınların katledilmesi” olarak tanımlıyor. Üniversitelerin özgürlük alanı olması gerekirken, en güvende hissetmesi gereken yerlerde bile tedirginlik yaşadığını aktarıyor.
Anadolu Üniversitesi Sanat Tarihi öğrencisi Selin, kampüs ve şehir aydınlatmasının yetersizliğine dikkat çekiyor. Akşam saatlerinde okul içinde önlerini göremediklerini, bu durumun ciddi bir güvensizlik yarattığını belirtiyor. 2022’de KYK yurdunda yaşadıkları bir olayı da anlatıyor: Bir erkek, yurtta kalan bir öğrenciyi takip ederek odaların bulunduğu kata kadar çıkıyor; güvenlik görevlileri ise müdahale etmek yerine kişiyi dışarı kadar eşlik ederek çıkarıyor. Olayın ardından öğrenciler kapıların arkasına bavul koyarak önlem almaya çalışıyor ancak bu kez “disiplin cezası” tehdidiyle karşılaşıyorlar.
Anadolu Üniversitesi Sosyoloji öğrencisi Çağla Kapusuz ise sokaktan bile daha güvenli olması gereken bir yerde öldürülme ihtimalini düşünmenin insanın bütün algısını değiştirdiğini ifade ediyor. Üniversitelerin güvenli alan olma özelliğini kaybetmesinin gençler üzerinde sürekli bir tedirginlik yarattığını söylüyor.
Günlük hayat yeniden düzenleniyor
Öğrenciler, yaşananların günlük hayatlarında somut değişikliklere yol açtığını söylüyor.
İrem, zaten geceleri yalnız yürümemeye dikkat ettiğini, son olaylardan sonra daha da temkinli davrandığını anlatıyor. Geç saatlerde tek başına dışarı çıkmamaya çalıştığını, akşamları daha giyimini değiştirmeye yöneldiğini belirtiyor.
Kübra, beş yıl içinde düşüncelerinin ciddi biçimde değiştiğini söylüyor. Gece 12’den sonra mümkün olduğunca dışarı çıkmadığını, çıkarsa yanında bir erkek arkadaşının olmasını tercih ettiğini ifade ediyor. Sokakta sözlü tacize maruz kaldığını, “Nereye gidiyorsun, seni götüreyim” gibi ifadelerle sık sık karşılaştığını aktarıyor. Yanında çakı taşıdığını da ekliyor.
Funda, geç saatlerde yalnız kalmamaya çalıştığını, gittiği yerleri ailesi ya da arkadaşlarıyla paylaştığını, daha aydınlık ve kalabalık yolları seçtiğini söylüyor. Bu önlemleri almak zorunda kalmanın kendisi için “acınası” bir tablo olduğunu dile getiriyor.
Selin ise üniversiteye başladığı ilk dönemlerde gece kütüphanede çalışabildiğini, ancak yaşadığı ve duyduğu olaylardan sonra akşam saatlerinde tek başına kampüste kalmamaya özen gösterdiğini belirtiyor.
Çağla da hem öğrenci olup hem part-time çalıştığı için çoğu zaman geç saatlerde işten çıktığını söylüyor. Son dönemde özellikle gece saatlerinde eve tek başına dönmek istemediğini belirten Çağla, “Eskiden böyle hissetmiyordum ama artık gece bir yerden bir yere giderken yanımda birinin olmasını istiyorum” diyor. Bazen erkek arkadaşından kendisini eve bırakmasını rica ettiğini, bunu istemenin bile insana kötü hissettirdiğini ifade ediyor. Eskişehir gibi görece güvenli sayılan bir şehirde bile gece 12’den sonra sokakta olmanın zorlaştığını, kimi zaman kıyafetine ve gideceği yere göre davranışlarına dikkat ettiğini söylüyor. Günlük hayatını planlayarak yaşamak zorunda kaldığını ekliyor.
Yurtlarda çifte standart ve denetimsizlik
İrem, kadın yurtlarında giriş-çıkış saatlerinin sıkı uygulandığını, en geç 23.00’te yurtta olunması gerektiğini, geç kalındığında aileye mesaj gönderildiğini anlatıyor. Erkek yurtlarında ise aynı uygulamaların hayata geçirilmediğini söylüyor.
Selin’in anlattıkları ise yurtlarda güvenliğin sağlanmadığını gösteriyor. Taciz girişimine rağmen etkili müdahale yapılmaması, ardından öğrencilerin kendi önlemlerinin disiplin tehdidiyle engellenmesi, “güvenlik” söylemi ile uygulama arasındaki çelişkiyi ortaya koyuyor.
Kübra da uzaklaştırma kararlarının pratikte yeterince denetlenmediğini, kararların kısa süreli verildiğini ve yeniden başvuru yükünün çoğunlukla kadınların omzuna bırakıldığını aktarıyor.
'Adalet mekanizmasına güven yok'
Öğrenciler, toplumsal cinsiyet temelli şiddet ve nefret suçlarında adalet mekanizmasına güvenmediklerini dile getiriyor.
İrem, bu kadar çok kadın cinayetinin yaşandığı bir ülkede kendini güvende hissetmediğini, yasaların uygulanmasının ve gerekli cezaların verilmesinin önemli bir adım olacağını düşünüyor.
Kübra, adalet mekanizmasının yeterli olmadığını belirtiyor. Uzaklaştırma kararlarının fiilen denetlenmediğini ve çoğu zaman caydırıcı olmadığını ifade ediyor.
Funda, cezaların caydırıcı olmadığı yönündeki toplumsal algının boşuna oluşmadığını söylüyor. Yalnızca olay sonrası değil, önleyici mekanizmaların da güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Selin de adalet mekanizmasına güvenmediğini, üniversitelerde öğrencilerin söz sahibi olabileceği yapılar kurulması gerektiğini ifade ediyor.
Çağla ise bir şiddet durumunda dava süreçlerinin yıllarca sürdüğünü, çoğu zaman faillerin ceza almadığını düşündüğünü belirtiyor. Yalnızca fiziksel şiddetin değil, gündelik hayatta maruz kalınan aşağılayıcı tutumların ve nefret söylemlerinin de ciddiye alınmadığını ifade ediyor. Şüpheli kadın ölümlerinde olayların hızlıca “intihar” ya da “kalp krizi” denilerek kapatılmak istendiğini, bunun toplumda ciddi bir güvensizlik yarattığını söylüyor. Ona göre değişmesi gereken şey yalnızca yasalar değil; köklü bir zihniyet dönüşümü.
Öğrenciler, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin şiddetle mücadeleyi zayıflattığını düşünüyor.
LGBTİ+’lara yönelik baskılar: 'Görünürlük sınırlı'
Öğrenciler, LGBTİ+’lara yönelik artan baskı ve yasaklamaların kaygı verici olduğunu söylüyor.
İrem, insanların kendi hayatları ve kimlikleri nedeniyle ceza almaması gerektiğini belirtiyor. Kübra, kampüslerde görünürlüğün yeterli olmadığını, aile ve çevre baskısının yoğun olduğunu ifade ediyor. Funda, kulüp kapatmaların ve etkinlik yasaklarının ayrıştırmayı derinleştirdiğini dile getiriyor. Selin ise üniversitelerde LGBTİ+ ve toplumsal cinsiyet eşitliği temelli kulüplerin açılmasına izin verilmediğini aktarıyor.
Çağla da Eskişehir gibi görece daha özgür görülen bir şehirde bile kamusal alanda görünür olmanın zorlaştığını, el ele yürümenin bile tedirginlik yarattığını belirtiyor. Farklı şehirlerde durumun çok daha ağır olduğunu düşündüğünü ifade ediyor.
8 Mart: Eşitlik ve güvenlik talebi
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü öğrenciler için dayanışma, eşitlik ve güvenlik talebini ifade ediyor.
İrem, 8 Mart’ın yalnızca çalışan kadınlara indirgenmemesi gerektiğini, her kadının emeği olduğunu vurguluyor. Kübra, şiddetin ve cinayetlerin azalmasını, eşit bireyler olarak yaşanabilecek bir düzen kurulmasını istiyor. Funda ise 8 Mart’ın sembolik kalmasından duyduğu umutsuzluğu dile getiriyor. Selin, kampüslerde ve şehirde güvenli, eşit bir yaşam için somut adımlar atılmasını talep ediyor. Çağla, 8 Mart’ın kadınların hak arayışı açısından önemli olduğunu söylüyor. Ancak yalnızca sembolik kalmaması gerektiğini düşünüyor. Kadınların yaşam hakkını güvence altına alacak caydırıcı ve etkili adımlar atılması gerektiğini belirtiyor. Güvenli ve eşit bir yaşamın temel talep olduğunu vurguluyor.
Öğrencilerin ortaklaştığı nokta ise açık: En temel hak olan yaşam hakkının güvence altına alındığı, kampüslerin ve sokakların gerçekten güvenli olduğu bir ülkede, eşit yurttaşlar olarak yaşamak istiyorlar.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et