ABD ve İsrail fitili ateşledi: Bölge uçurumun eşiğinde
Analistlerin ortak değerlendirmesi, bunun tek seferlik bir operasyon olmadığı; ABD ve İsrail’in haftalar, hatta aylar sürebilecek sürdürülebilir bir askeri baskı planladığı yönünde..
İsrail, Tahran'ı vurdu
Yusuf Ertaş
İran’a yönelik beklenen ABD-İsrail saldırısı gerçekleşti. Saldırının, 26 Şubat’ta Umman’da gerçekleştirilen ve “olumlu sonuçlandığı” belirtilen üçüncü tur müzakerelerin ardından yapılmasıyla gelenek bozulmamış oldu. Haziran 2025’teki saldırı da “Olumlu bir anlaşmaya çok yaklaşıldığı” yönündeki açıklamaların hemen sonrasında gerçekleşmişti.
Nükleer altyapının tahrip edilmesini hedefleyen önceki saldırının aksine, bu operasyonun ilk aşamadan itibaren rejimi devirmeye odaklanması, daha uzun süreli bir savaşın planlandığı yönünde değerlendirmelere yol açtı.
İran’ın hızlı karşılığı ve Hürmüz hamlesi
İran’ın karşılığı ise bu kez gecikmedi. Saldırıdan kısa süre sonra İran, başta İsrail olmak üzere ABD’nin bölgedeki askeri üslerini yoğun bir füze saldırısına tabi tuttu. Bu hızlı refleks, İran’ın füze kapasitesinin hâlâ güçlü olduğunun bir göstergesi olarak değerlendirildi. Ardından İran, Hürmüz Boğazı’nı gemi trafiğine tamamen kapattığını duyurdu.
Hamaney’in ölümü ve rejim tartışmaları
İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney saldırıda yaşamını yitirdi. İran konusunda uzman analistler, bu durumun İran rejiminde hızlı bir çözülmeye yol açmayacağı görüşünde birleşiyor. Buna karşılık Arap hükümetlerine yakın medya organları, sürecin ya pragmatistlerin yönetimi devralması ve ABD’nin istediği koşullarda bir anlaşmaya varılmasıyla sonuçlanabileceğini ya da iç savaşa evrilecek bir kaosa yol açabileceğini ileri sürüyor.
Nitekim Londra merkezli Al Arab gazetesi, “Ülkeyi otuz yılı aşkın süredir yöneten, ideolojik katılaşmanın ve Batı karşısındaki tavizsiz duruşun sembolü” olarak nitelendirdiği Ali Hamaney’in ölümünü kritik bir dönüm noktası olarak değerlendirdi. Gazeteye göre bir yanda, pragmatistlerin zemin kazanarak ülkeyi izolasyondan çıkaracak tavizler vermesi durumunda gerçek bir siyasi açılım fırsatı doğabilir. Diğer yanda ise rejimin yeni bir fikir birliği sağlayamaması halinde ülkenin iç kaosa, hatta rakip kanatlar arasında bir iç savaşa sürüklenme riski bulunuyor.
Direniş Ekseni’nin tepkisi
Direniş Ekseni’ni oluşturan aktörler, İran’a yönelik Amerikan-İsrail saldırısına karşı İran’la dayanışma açıklamalarında bulundu. Lübnan Hizbullah’ı, saldırının başlamasının ardından İran’a tam destek verdiğini açıklayarak saldırıya karşı kararlı biçimde kararlı bir direniş ortaya konulamaması halinde sonuçlarının yıkıcı olacağını vurguladı.
Yemen’deki Husi Hareketi de (Ensarullah) başkent Sana ve kontrolü altındaki vilayetlerde halkı gösterilere çağırarak saldırıya karşı birleşik bir tutum sergileme ve İran’la dayanışmayı sürdürme mesajı verdi. Ayrıca İran ordusu ve Devrim Muhafızlarının Amerikan üslerine yönelik operasyonlarını “meşru hak” olarak nitelendirdi. Irak’ta ise Haşdi Şabi ve Ketaib Hizbullah, İran’ın maruz kaldığı tehdide karşı hazırlık ve misilleme çağrısı yaptı.
ABD-İsrail saldırısına karşı birleşik mücadele çağrısı
Tunus Emekçileri Partisi ve Lübnan Komünist Partisi, İran’a yönelik ABD-İsrail ortak saldırısını sert bir dille kınadı. Tunus Emekçileri Partisi, bölge ve dünya halklarını Amerikan-siyonist propagandalarına karşı uyarırken, İran’a yönelik saldırganlığın durdurulması için ulusal ve ilerici güçlerin birlikte hareket etmesi çağrısında bulundu. Lübnan Komünist Partisi ise saldırıyı, Filistin ve Lübnan halkına yönelik soykırım ve bölgesel tahakküm politikalarının devamı olarak nitelendirdi ve halkların kendi kaderini tayin hakkının korunması gerektiğini vurguladı.
Uzun süreli ve çok cepheli savaş ihtimali
28 Şubat 2026 sabahı başlayan ABD-İsrail ortak operasyonu, Ortadoğu’nun kısa süreli bir askeri gerilimden ziyade uzun soluklu ve çok cepheli bir yıpratma savaşına sürüklendiğine işaret ediyor. Arap basınında yer alan analizlere göre saldırı yalnızca İran’ın nükleer programını değil; füze altyapısını, askeri komuta merkezlerini, vekil ağlarını ve doğrudan rejim yapısını hedef alan daha kapsamlı bir stratejiye dayanıyor. İran liderliğine yönelik suikast ve eş zamanlı geniş çaplı saldırılar, cepheleri belirsiz ve süresi öngörülemeyen bir çatışma döneminin kapısını aralarken; Tahran’ın Körfez’e yönelik füze hamleleri ve enerji güvenliği üzerinden verdiği mesajlar krizi küresel ekonomik boyuta taşıyor.
Analistlerin ortak değerlendirmesi, bunun tek seferlik bir “cezalandırma” operasyonu olmadığı; ABD ve İsrail’in haftalar, hatta aylar sürebilecek sürdürülebilir bir askeri baskı planladığı, İran’ın ise füze, insansız hava aracı ve deniz kapasitesi üzerinden maliyeti yükselterek denge kurmaya çalıştığı yönünde.
İran’a ve halkına yönelik saldırıya hayır
Tunus Emekçileri Partisi
İran’a yönelik beklenen Amerikan-siyonist saldırı başladı. Bu saldırının ön saflarında yer alan iki faşist, Trump ve Netanyahu, amaçlarının İran rejimini devirmek olduğunu gizlemedi. Hiç kimsenin şüphesi yoktur ki bu yeni savaşın motivasyonu İran halkıyla dayanışma ya da onu istibdattan kurtarma iradesi değildir. Zira Filistin ve dünyanın diğer bölgelerinde katliamlar ve soykırım savaşları işleyen, devlet başkanlarını yataklarından kaçıran faşistler, halklara ölüm, yıkım ve harabeden başka bir şey sunmazlar.
Gazze’ye, Filistin’e, Lübnan’a, Suriye’ye, Yemen’e ve bizzat İran’a yönelik saldırıların devamı niteliğindeki bu saldırının gerçek amacı; bir kez daha İran halkının zenginliklerine ve imkanlarına el koymak, mevcut rejimin yerine boyun eğen ve itaatkar bir yönetim kurmaktır. Böylece Amerikan emperyalizminin, Çinli ve Rus rakipleri aleyhine bölgede yeniden hakimiyet kurması; Çin Denizi’nde ve dünyanın diğer bölgelerinde stratejik karşılaşmalara zemin hazırlaması; aynı zamanda siyonist varlığın bölgede kollarını genişleterek; parçalanmış, dini, mezhebi ve etnik temelde bölünmüş, iradesiz ve birbirleriyle çatışan yapılardan oluşan bir ortamda “büyük İsrail devleti” hedeflerine hizmet edecek şekilde bölgenin kaderine hakim olması amaçlanmaktadır.
Bölge halkları ve dünya halkları bu saldırganlık karşısında seyirci kalamaz; zira bu durum saldırganları daha da azdıracak ve bölgesel ile küresel barışı büyük tehlikelere maruz bırakacaktır. Mevcut savaş, Gazze’deki soykırım savaşı ve Lübnan, Irak, Suriye ile Yemen’e karşı yürütülen diğer savaşlar gibi yalnızca İran’a karşı bir savaş değildir; bütün bölge halklarına ve dünya halklarına karşı yürütülen bir savaştır. Savaşların bedelini her zaman halklar kendi canlarıyla ödemektedir. Bu savaşlar, büyük devletleri ve tekelci şirketleri temsil eden güçlerin ham madde, pazar ve stratejik bölgeler üzerinde hakimiyet kurma amacıyla çıkardığı saldırgan savaşlardır. Arap halkları ve bölge halkları, başta Filistin halkı olmak üzere, onlarca yıldır Amerikan-siyonist barbarlığının bedelini, iş birlikçi ve utanç verici rejimlerin suç ortaklığıyla, uluslararası hukuk ve teamüllerin açık ihlali pahasına ödemektedir.
Bugün çözüm, bu yeni saldırıya karşı durmaktan ve Amerikan-siyonist propagandasının ve bölgedeki araçlarının kurduğu tuzağa düşmemekten geçmektedir. Bu propaganda bir yandan mezhepçi eğilimleri körüklerken, diğer yandan İran halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesini desteklediğini iddia etmektedir. İran halkı, kendisini yöneten sistemi değiştirme sorumluluğunu yalnızca kendisi taşır; hiçbir başka taraf, hele ki yalnızca diğer halklara karşı değil kendi halkına karşı da ırkçılık ve katliam uygulayan faşist Amerikan suç makinesi ve soykırım savaşlarında mahir siyonist aracı, onun yerine geçemez. Saldırıya uğrayan İran’ın, toprağını savunma ve kendisini hedef alan saldırılara karşı koyma hakkı vardır.
Tunus Emekçileri Partisi, İran’a yönelik bu yeni barbarca saldırıyı kınarken ve köklü medeniyete sahip İran halkıyla, özgür, güven ve huzur içinde, kendi zenginlikleri üzerinde egemen ve istediği yönetim biçimini seçme hakkına sahip olarak yaşaması gerektiğini vurgulayarak tam dayanışmasını ifade ederken; bölge ve dünyadaki tüm ulusal ve ilerici, emperyalizm ve siyonizm karşıtı güçleri, sonucu yeniden öngörülemeyecek bu tehlikeli saldırının durdurulması için baskı yapmaya çağırmaktadır.
Ayrıca özellikle Körfez bölgesi halklarını, topraklarını bölge halklarına yönelik tüm saldırıların kalkış noktası haline getiren Amerikan askeri üslerine dönüştüren iş birlikçi ve utanç verici rejimlere karşı öfke ateşini yükseltmeye çağırmaktadır.
Tunus halkına ve ilerici güçlerine de İran’a yönelik saldırıyı reddettiklerini ifade etmeleri ve bölge halklarıyla birlikte siyonist varlığın tüm büyükelçiliklerinin kapatılmasını ve onunla her türlü normalleşmenin durdurulmasını talep etmeleri çağrısında bulunmaktadır. İran’dan ellerinizi çekin! İran’a ve halkına yönelik saldırıya hayır! Arap topraklarında ve tüm bölgede Amerikan üslerine hayır!
Bir yılı aşabilecek olası bir İran yıpratma savaşı
İhab Mukbil
Savt El Irak/Irak
Hamaney suikastının ağırlığına rağmen, göstergeler ani ve topyekûn bir savaşa değil, bölgenin uzun süreli bir dolaylı çatışma evresine girdiğine işaret ediyor. Bu, tavanların kademeli olarak yükseldiği, kırmızı çizgilerin test edildiği ve çatışmanın resmi bir savaş ilanı olmaksızın çeşitli sahalar ve araçlar üzerinden yönetildiği bir aşamadır. Bu yıpratma savaşı, İran’ın geleneksel olmayan çatışmaları yönetme konusundaki deneyimleri doğrultusunda 6 ay ile 1 yılı aşkın bir süre devam edebilir.
İran Dini Lideri Ali Hamaney’in suikastının doğrulanmasıyla birlikte Ortadoğu, yıldırım hızıyla sonuçlanan bir savaşa değil, modern tarihin en uzun yıpratma savaşlarından birine tanıklık edecektir. Net başlıkları olmayan, sabit cepheleri bulunmayan ve yakın bir sonu görünmeyen bir savaş.
İran rejimini devirme savaşı
Hamad Feraane
ed-Destur/Ürdün
28 Şubat 2026 Cumartesi günü, İsrail’in Amerikan güçleriyle birlikte İran’a yönelik ortak saldırısı başladı. Amaç, İran’ın kapasite ve imkanlarını yok etmek, siyasi rejimin devrilmesi için gerekli ortam ve şartları hızla hazırlamaktır. Amerikan-İsrail hedefi, İran rejiminin politikalarını, hırslarını ve yönelimlerini düşürmek ve onu değiştirmektir; mesele yalnızca nükleer zenginleştirme faaliyetlerini sınırlamak ya da balistik füzelerini küçültmek değildir.
İran rejimini hedef alan tırmanış, Doğu Arap coğrafyasındaki araç ve müttefiklerini zayıflatma yoluyla başladı.
Hizbullah’ın askeri, güvenlik ve siyasi lider kadroları öldürüldü ve suikastlara uğradı; hareketin etkinliği felce uğratıldı. Hamas’ın kapasitesi küçültüldü ve Gazze Şeridi yeniden işgal edildi. 8 Aralık 2024’te Şam’daki rejim devrildi; Suriye ordusunun kara, hava ve deniz güçleri tamamen imha edildi, işlevsiz hale getirildi ve Golan’ın ilhakının resmen kabul edilip İsrail toprağı sayılmasının ardından Suriye’den daha fazla toprak işgal edildi.
Bu süreç, Batı Şeria’daki Filistin şehirlerinin yeniden işgal edilmesi, Filistin yönetiminin konumunun, yetkisinin ve sınırlarının daraltılması; Washington’da Başkan Trump’ın çağrısıyla toplanan barış konseyine davet edilmemesi ve katılmaması; Kudüs, Batı Şeria ve Gazze arasındaki bağın koparılmasının sürdürülmesi; Filistin iç birliğinin zayıflatılması ve hareket kabiliyetinin parçalanması gibi adımlarla devam etti. Bu durum, Fetih ile Hamas arasındaki bölünmenin derinleşmesine ve her iki tarafın da zayıflamasına yol açtı. Bunun yansıması olarak 10 Ekim 2025’te ateşkes anlaşmasını kabul edip imzalamak üzere Hamas ile doğrudan görüşmeler yapıldı.
28 Şubat’ta İsrail’in Amerikalılarla birlikte İran’a karşı başlattığı saldırı, çatışma ve savaş; Arap, İslam ve Avrupa çevrelerinde kabul ve memnuniyet görmedi. Bu tutum, İran’ın politikalarına duyulan bir sevgi ya da destekten değil; Arap başkentlerinin de Kuveyt, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman örneğinde olduğu gibi saldırı ve bombardımana maruz kalabileceği endişesinden kaynaklanmaktadır. Karşılıklı füze atışları nedeniyle hava sahası kaygıyla dolacak; bu savaşın söz konusu başkentlere bir faydası olmayacaktır. Savaş herkes için kayıp doğuracak, ancak sonunda İran rejiminin devrilmesi sağlanırsa kazanan İsrail olacaktır ki bu da savaşın temel ve merkezi hedefidir.
İsrail’in Filistin’i ve Arap topraklarını işgaline karşı çıkabilecek etkili ve güçlü herhangi bir tarafın varlığı istenmemektedir. Amaç, İsrail’in Doğu Arap coğrafyasının tamamı üzerinde hegemonya kurması; en güçlü, en nüfuzlu, en gelişmiş aktör haline gelmesi ve Arapların ekonomik imkanlarından, ham maddelerinden ve İsrail mallarına açık pazarlarından en fazla yararlanan taraf olmasıdır.
Amerika ve İsrail’in İran saldırısı… Artık geri dönüş yok
Michael Horowitz
El Mecella/Suudi Arabistan
28 Şubat 2026 sabahı, Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail, İran’a karşı koordineli bir askeri saldırı başlattı. Operasyonun Amerikan tarafındaki kod adı “epik öfke operasyonu”, İsrail tarafındaki kod adı ise “kükreyen aslan operasyonu” oldu. Saldırı; Tahran, İsfahan, Kum, Kerec ve Kirmanşah’ın çeşitli bölgelerindeki hedefleri kapsadı.
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz operasyonu, “İsrail devletine yönelik tehditleri ortadan kaldırmayı” amaçlayan “önleyici bir darbe” olarak nitelendirdi. Başkan Donald Trump ise Truth Social platformunda yayımladığı bir video mesajda operasyonu, İran’ın füze kapasitesini yok etmeyi ve rejimin nükleer silah edinmesini engellemeyi hedefleyen “Büyük ve devam eden bir operasyon” şeklinde tanımladı.
Bu, sınırlı bir hamle değildir. Her iki hükümet de operasyonun günlerce, hatta belki daha uzun süre devam edebileceğine işaret etti.
Operasyon, geçen yıl gerçekleştirilen ‘gece yarısı çekici operasyonu’dan niteliksel olarak farklıdır. Haziran 2025’teki saldırılar nükleer tesisleri hedef almıştı; bugünkü operasyon ise füze fırlatma platformlarını, balistik füze altyapısını, askeri komuta merkezlerini ve en önemlisi devletin siyasi kalbini hedef almaktadır.
İran’ın yanıtı
İran’ın tepkisi de çatışmanın sınırlı olmaktan uzak olduğunu göstermektedir. Ortak Amerikan-İsrail saldırısından sadece saatler sonra İran; Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Katar ve Kuveyt dahil olmak üzere Körfez ülkelerine bir dizi füze saldırısı başlattı. Bahreyn’de hedefin muhtemelen büyük bir Amerikan deniz üssü olduğu belirtilmektedir.
İran, en güçlü kozlarından birini kullanmaktadır. Körfez’i hedef alarak çatışmanın kapsamını genişletmekte ve küresel ekonomi üzerinde sarsıntı yaratabilecek bir enerji şoku tehdidinde bulunmaktadır. Körfez’in daha kalıcı biçimde kapatılmasına yönelik herhangi bir girişim, ABD’deki gaz fiyatları da dahil olmak üzere küresel ekonomi üzerinde kayda değer bir etki yaratacaktır.
Yemen’de Husi Hareketi (Ensarullah) zaten Kızıldeniz’de saldırılara yeniden başlayacağını duyurdu. Bu da İran ve vekillerinin, İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri üzerinde operasyonlarını askıya almaları için baskıyı artırmak amacıyla daha geniş çaplı bir ekonomik şok yaratmaya çalıştıklarına dair bir başka işaret olarak değerlendiriliyor.
Hedefler
İran’ın hedefi görece açıktır: Amerikan-İsrail saldırısının mümkün olduğunca kısa sürmesini sağlamak ve Amerikan kayıpları ve ağır ekonomik maliyet üzerinden ağır bir bedel dayatmak. Başkan Donald Trump ise operasyonun ne kadar süreceğini ya da ulaşmak istediği nihai şeklin ne olduğunu netleştirmedi. Amerikalı yetkililer 14 Şubat’tan itibaren Reuters’a, ordunun yalnızca nükleer ya da füze tesislerini değil, devlet yapısını ve güvenlik altyapısını daha geniş ölçekte hedef alan “Haftalar sürebilecek sürdürülebilir operasyonlara” hazırlandığını bildirdi. Bu dil, tek seferlik bir cezalandırıcı darbeden çok, uzun soluklu ve devamlılık içeren bir askeri harekata işaret etmektedir; bu da üst düzey Amerikan askeri yetkililerinin özel görüşmelerde uyardığı gibi, çatışmanın uzun süreli bir savaşa evrilme riskini taşımaktadır.
Belirleyici soru şudur: İran, İsrail’e, Körfez’e ve bölgedeki Amerikan çıkarlarına yönelik devam eden füze saldırılarını sürdürebilecek mi? Liderliği ve komuta-kontrol yapısını hedef alan saldırıların yanı sıra ABD ile İsrail’in, İran’ın füze ve insansız hava aracı cephaneliğine ve deniz yeteneklerine odaklanarak İran’ı mümkün olan en kısa sürede susturmayı hedeflemesi beklenmektedir. Bu durum, Amerikan-İsrail operasyonlarının başarısını ya da başarısızlığını belirleyecektir.
Eğer İran ağır maliyetler doğuracak şekilde karşılık verme kapasitesini korursa, ABD ve İsrail hedeflerini daraltmak zorunda kalabilir. Buna karşılık İran’ın misilleme kapasitesi ortadan kalkarsa, ABD ve İsrail, rejimi daha kapsamlı biçimde tahrip etmeye yönelik çabalarında, bu haftalar sürse bile, daha geniş bir hareket alanına sahip olacaktır.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et