28.02.2026 00:19

Festivallerde ödül, piyasa ve meşruiyet: ‘Ödül almak her şeyden önce ekonomik bir mekanizma’

Yönetmen Emre Yeksan, festival seçkilerinin ve ödül mekanizmasının kapitalist piyasa dinamiklerinin mikro ölçekte kristalleştiği alanlar olduğunu savunurken, film festivallerinin tarihsel olarak politik araçlar olarak icat edildiğini hatırlatıyor.

Festivallerde ödül, piyasa ve meşruiyet: ‘Ödül almak her şeyden önce ekonomik bir mekanizma’

Şeyma Akcan
[email protected]


Uluslararası festivallerde verilen ödüller, sinema alanında yalnızca estetik bir takdir mekanizması mı, yoksa daha geniş bir ekonomik ve politik çerçevenin parçası mı? Berlin Uluslararası Film Festivali çerçevesinde süregelen olay ve tartışmalar, festivallerin devletlerin kültür politikaları içerisindeki yerini, filmlerin festivaller aracılığıyla meta haline dönüşmesinin koşullarını tartışmaya zemin açıyor. Yönetmen Emre Yeksan’a göre sanat alanındaki ödüllendirme pratiği, “Belli bir kurumsal hiyerarşinin yardımıyla bazı eserleri ayıklama, diğerlerinden ayrıştırma, parlatma, muteber kılma işi” görüyor ve temelde “piyasanın ihtiyaç duyduğu katma değeri bölüştürme mantığına yaslanıyor.” Bu çerçevede ödüller, yalnızca birer takdir göstergesi değil; eşitsizliğin doğallaştırıldığı konumların yeniden üretildiği bir sistemin parçası olarak işliyor.

Festivallerin estetik tercihleri, jürilerin uzlaşı dinamikleri, “özgür ifade alanı” iddiası ve sansür tartışmaları da bu bütünün içinde şekilleniyor. Yeksan’la, festivallerin politik sınırlarını, ödül almanın ideolojik anlamını ve sansür tartışmalarının güç ilişkileriyle bağını konuştuk.

 

‘Katma değeri bölüştürme mantığına yaslanıyor’

Son blog yazında başarıyı, egemen kurumlar tarafından tanımlanan bir meşruiyet mekanizması olarak tartışıyorsun. Uluslararası festivallerde verilen ödülleri bu çerçevede nasıl okumak gerekir?

Sanat alanında ödüllendirme belli bir kurumsal hiyerarşinin yardımıyla bazı eserleri ayıklama, diğerlerinden ayrıştırma, parlatma, muteber kılma işi. En temelde piyasanın ihtiyaç duyduğu katma değeri bölüştürme mantığına yaslanıyor. Bu da genel olarak başarı dediğimiz, eşitsizliğin doğallaştırılmasını sağlayan konumların yaratılmasına hizmet ediyor. O bildik liberal sınıf atlama rüyasının bir biçimi aslında. Diğer yandan bu eserlerin festival ya da akademi gibi otoritelerin belirlediği karma jürilerin ortak kararıyla belirlenmesi de demokratik bir seçilim süreci yanılgısını destekliyor.

 

‘Vasata yönelmek zorunda kalıyorlar’

Son yıllarda festival çevrelerinde “Hangi filmin ödül alacağının” daha gösterim aşamasında tahmin edilebildiği yönünde bir kanaat var. Sence bu durum festivallerin estetik/içerik çeşitliliğini ve atmosferini nasıl etkiliyor? Ödüller belirli bir “festival estetiğini” mi yeniden üretiyor?

Bunu ödüllerden daha çok festival seçkileri için söyleyebiliriz. Bir festivalin yönetimindeki otoriteler genelde başvuran binlerce film içinden yüz civarında eseri programına dahil ediyor, yirmi kadarını da ana yarışmaya alıyor. Bahsettiğin “festival estetiği”nin esas olarak belirlendiği yer burası. Ödüller de bu trendlerin içindeki hiyerarşiyi daha keskin biçimde şekillendiriyor. Ödül tahminlerinin yanılma payı yüksek çünkü bunu o jüriye özgü dinamikler belirliyor ama genelde bir mutabakata varabilmek için üyeler herkesin üzerinde ortaklaşabileceği bir vasata yönelmek zorunda kalıyor. Mesela genelde şöyle şeyler duyarız jürilerden: Kişi kişi herkesin en sevdiği filmler örtüşmediği için ödülsüz kalır ama herkesin listesinde 3. ya da 4. olan filmler uzlaşı yarattığı için öne çıkar. Bu tam olarak kapitalist piyasa dinamiğinin mikro ölçekte kristalleşmesi örneği.

 

‘Ödül almak her şeyden önce ekonomik bir mekanizma’

Özellikle son dönemde Berlin Uluslararası Film Festivali’nde yaşanan tartışmalar festivallerin “özgür ifade alanı” olma iddiasını yeniden gündeme getirdi. Sen bu tartışmaları nasıl değerlendiriyorsun? Ödül mekanizması bu tür politik gerilimlerde bir disiplin aracına dönüşebiliyor mu?

Kesinlikle. Bu konuyu geniş biçimde ele alan “Festivaller ne işe yarar?” başlıklı bir yazı yazmıştım. Orada bu tarz politik ve ekonomik açıdan ehlileştirici işlevleri elimden geldiğince listelemeye çalıştım. Burada şunu unutmamak lazım, festivale seçilmek ve ödül almak her şeyden önce ekonomik bir mekanizma. Salt ödül parası anlamında değil, ondan daha ötesi bu payerler eserin satılabilirliğini, katma değerini belirliyor. Her ekonomik araç gibi bu da tabii ki bir disiplin ve ideolojik çerçeveleme işine yarıyor. Bunun yanında Avrupa gibi çoğulcu demokratik vitrini görünür tutmaya hâlâ önem veren egemen rejimlerin de çoksesli imajına hizmet ediyor.

 

‘Festivaller politik araçlar olarak icat edildi’

Özellikle devlet baskısı veya festival yönetimlerinin politik müdahaleleri gibi somut örnekler üzerinden festivallerin “özgür ifade alanı” iddiası sorgulanabiliyor. Sen bu durumda “Ödül kazanmak” ile “festivalin politik sınırları” arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendirirsin? Bir ödülü kabul etmek, o festivali politik olarak onaylamak anlamına gelir mi?

Burada hep tarihsel olana işaret etme ihtiyacı duyuyorum. Film festivalleri esasen ve öncelikli olarak politik araçlar olarak icat edilmiş. Bunun dünyadaki ilk örneği olan Venedik Film Festivali Mussolini Hükümetinin finans bakanı da olan, aristokrat ve İş Adamı Kont Giuseppe Volpi tarafından faşist İtalya’nın propaganda sahnesi olarak tasarlanıyor. Sonrasında kurulan diğer iki büyük festival olan Cannes ve Berlin de Amerikan emperyalizminin Avrupa içindeki kültürel uzantıları olarak, özellikle Sovyet etkisine karşı bir cephe olarak konumlandırılıyor. Bu politik işlevler Sovyetlerin dağılması sonrası başka ve daha az görünür, piyasa işleyişine içkin biçimler altında yeniden şekillendi. Dolayısıyla bence spesifik olarak festivalleri açık politik yönelimlerine göre değerlendirmek, iyi sermaye kötü sermaye ayrımına yakın bir beyhudelik içeriyor. Bir ödülü kabul etmek o ödülü veren kurumun o anki politik duruşunu onaylamak anlamına gelmese de hatta ödül konuşmasında bu ayrışmanın altı çizilse de, daha genel olarak film üreticilerini festivallerin bahsettiğimiz politik işlevlerine dair rıza üretiminin önemli bir parçası haline getiriyor.

 

‘Sansür güç ve politik mücadele meselesi’

Yazında festivallerin film seçme ve kategorize etme süreçlerinin en temelde sansür mekanizmasından ayrılamayacağını söylüyorsun. Bunu biraz açabilir misin?

Sansür tartışmasındaki fikir ve ifade özgürlüğüne yaslanan, liberal demokratik çerçevenin kendi içinde çelişkili ve sonuç olarak etkisiz olduğunu düşünüyorum. Mesela muhalif olarak bilinen bir yönetmenin, kendisine dönük eleştirileri hoşuna gitmeyen diğer bir yönetmenin davet edildiği bir söyleşiyi iptal ettirmek için bütün nüfuzunu kullanmasını sansür mekanizmasından nasıl ayırabiliriz? Ya da yöneticisi, seçicisi, programlayıcısı oldukları kurumlarda eleştirilerinden rahatsız oldukları sinemacılara karşı kara listeler oluşturan muhalif kültür insanları devletten daha mı az sansürcü? Bunlar sinema sektöründe herkesin normal kabul ettiği şeyler. Açıkçası ben bu pratikleri içselleştirmiş insanların devletten daha büyük sorun olduğunu düşünüyorum. Devletin baskısı açık, karşımızdaki konumu net. Fakat bu sistemin solcu, muhalif görünümlü failleri politik mücadeleyi bulandırma işlevini yerine getiriyor. Sonuç olarak sansür bir ifade özgürlüğü meselesi değil, güç ve politik mücadele meselesi. Kimin kimin sesini kıstığını belirleyen şey politik çatışma. Dolayısıyla soyut ve genel bir sansür karşıtlığı, tam da kritik olan bu nesnel politik konumları muhalif söylem sisi altında gizlemeye yarıyor.

 

‘Bir devrimci sanatçılar örgütlenmesine ihtiyaç var’

Festivalsiz, fonsuz, kampanyasız üretim üzerine düşündüğünü söylüyorsun. Bugünün koşullarında ödül sisteminin dışında kalmaya çalışan bir sinema pratiği sence nasıl bir dolaşım ağı kurabilir? Ödül almayan, hatta ödül hedeflemeyen bir filmin politik etkisi sence daha mı özgür olur?

Zor soru. Bu çelişki otonom biçimlerle aşılabilir bir çelişki değil. Tabii ki endüstriyel formlardan uzakta işler üretip az sayıda meraklı insanın erişebildiği bir eser birikimi oluşturulabilir ama bunun yeniden üretimini sağlamak çok zor. O yüzden ben hâlâ bir tür içeriden mücadeleyi savunuyorum. Bu tabii ki soykırım inkarcısı festivallere katılıp sahneden risk düzeyi ince hesaplanmış üç beş gaz alıcı kelam etmek anlamında bir içeridenlik değil. Bunun bir etkisi olmadığına herkes kanidir zaten. Ama festivallerle, bienallerle, akademilerle, fonlarla kavga ederek, onların oluşturduğu bu bataklığı sürekli teşhir ederek gene de buralara gidip bu işleyişin kendisini sorgulayacak hem politik ilişkileri bağlamında hem de yarattıkları değer hiyerarşisi bağlamında karşılarına çıkabilecek bir devrimci sanatçılar örgütlenmesine ihtiyaç var. Gençlerden ümitliyim bu konuda. Yoksa sözün eylemden daha geçer akçe olduğu bu çağda sistemin kiriyle barışık, siyaseti bir beyan tüccarlığına çevirmiş kahramanlardan ötesine geçmek imkansız.

27.02.2026 17:24

Tapınakta yapay zekâ dönemi: Buddharoid ilk vaazını verdi

Japonya’da azalan rahip sayısına karşı geliştirilen yapay zekâlı insansı robot “Buddharoid”, kutsal metinlerden çıkarım yaparak ziyaretçilerle dini sohbet edebiliyor.

Tapınakta yapay zekâ dönemi: Buddharoid ilk vaazını verdi
27.02.2026 14:43

DTSO Başkanı Mehmet Kaya: Nusaybin Sınır Kapısı 31 Mart’ta açılıyor

DTSO Başkanı Mehmet Kaya, Nusaybin Sınır Kapısı’nın 31 Mart’ta açılacağını açıkladı. Kaya, kapının açılmasıyla Suriye ile ticaretin yeniden başlayacağını, Kobanê’ye yardımların kolaylaşacağını söyledi.

DTSO Başkanı Mehmet Kaya: Nusaybin Sınır Kapısı 31 Mart’ta açılıyor

Fotoğraf: ANKA

27.02.2026 14:48

CHP'li Ednan Arslan'dan belediyelerin açtığı anaokul ve kreşlerin kapatılmak istenmesine tepki: Kamu yararı ile bağdaşmaz

CHP'li Ednan Arslan, belediyelerin açtığı anaokul ve kreşlerin kapatılmak istenmesine tepki göstererek, uygulamanın kamu yararı ile bağdaşmadığını belirtti ve “Halkın nefes aldığı her alanı ortadan kaldırmaya çalışmaktan vazgeçin” dedi.

CHP'li Ednan Arslan'dan belediyelerin açtığı anaokul ve kreşlerin kapatılmak istenmesine tepki: Kamu yararı ile bağdaşmaz

CHP İzmir Milletvekili Ednan Arslan

27.02.2026 23:49

Bağımsız Maden İş yöneticileri gözaltına alındı

Polyak Maden işçilerinin alacakları için yaptıkları iş bırakma eylemi 8. gününde devam ederken, eylemlere öncülük eden Bağımsız Maden İş Sendikası yöneticileri bugün akşam saatlerinde gözaltına alındı.

Bağımsız Maden İş yöneticileri gözaltına alındı

Fotoğraf: Bağımsız Maden İş Sendikası

27.02.2026 12:31 / Güncelleme: 12:35

Belgrad Ormanı'nda su ihalesi: Bir daire parasına yeraltı suları 9 yıllığına satışta

İstanbul Valiliği Belgrad Ormanı’ndaki iki derin sondaj kuyusundan çıkarılacak yeraltı sularını 9 yıllığına ticari işletmeye açmak için ihaleye çıktı.

Belgrad Ormanı'nda su ihalesi: Bir daire parasına yeraltı suları 9 yıllığına satışta

Arşiv | Fotoğraf: DHA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!