Erdoğan-Şimşek programı kıskacında cam işçisi: Patron işten atma baskısıyla ücretleri eziyor
Bugün cam işçilerinin tepesinde sürekli olarak sallanan bir Demokles’in Kılıcı var: İşten atılma ve şehir değiştirme tehdidi. Örgütlü bir karşı koyuş olmadığından patron adeta cam işçisini ‘terbiye’ etmeye girişiyor.
Fotoğraf: Şişecam işçileri
Çağlar Kazak
[email protected]
Türkiye işçi sınıfı “rasyonel politikalara dönüş” adı altında servis edilen, ancak özünde ucuz emek sömürüsüne dayanan Erdoğan-Şimşek programının ağır saldırıları altında. Düşük ücret dayatmasının yanı sıra yüksek enflasyonla başa çıkmak zorunda kalan işçiler ayrıca hak gasplarıyla, iş yerlerindeki baskı ortamıyla, sendikal bürokrasinin oldubitti sendikacılığıyla da mücadele etmek durumunda. Sömürü oranları daha yüksek olmasına rağmen görece daha yüksek ücret alan sektörlerde işçiler, işsizlik tehdidiyle köşeye sıkıştırılıyor, hak gasplarına sessiz kalmaya zorlanıyor. Bu sektörlerin başında da cam geliyor.
Zira Şişecam işçileri bugünün Türkiye’sinde pek çok sektöre göre “ortalamanın üstü” bir gelire sahip. Ancak patron ve sendikal bürokrasi el birliğiyle “Benim ücretim ortalamanın üzerinde” diye düşünüp sendikal süreçlerden elini çeken, haksızlıklara ses çıkarmakta tereddüt yaşayan ve giderek iş yerinde örgütlülüğü zayıflayan bir cam işçisi kuşağı yaratıyor. “Dışarıdaki asgari ücretlileri bakıp halinize şükredin” telkini cam sektöründe psikolojik bir baraj kurmuş durumda. Yani göreceli “yüksek ücret” altın bir kelepçe işlevi de görüyor.
İşçi başına kâr 225 bin TL
İşler kötü, durgun söylentilerinin yayıldığı koşullarda bile şirket kârına kâr katmaya devam etti. Yeni yatırımlar yaptı, fabrikalar açtı.
Sektörde sömürünün büyüklüğünü rakamlar ortaya koyuyor.
Şişecam tarihsel değerlere göre gelirlerini yüzde 23 oranında arttırdı. 2024 yılında 25.7 milyar TL olan faiz, vergi ve amortisman öncesi kârını (FAVÖK) 2025 yılında yüzde 20 oranında arttırarak 37,.2 milyar TL seviyesine çıkarttı. Şirketin bünyesinde 31 Aralık 2024 itibarıyla 14 bin 488 işçi çalışırken bu sayı 13 bin 786’ya düştü. 2024 ‘te 13.4 milyar TL net kâr açıklayan şirketin bu yıl için işçi başına elde ettiği net kâr 925 bin 250 TL seviyesindeyken işçi başına kârlılık 2025’te 946 bin 32 TL’ye çıktı. Şirketin yatırımları için finansman, faiz ve amortisman giderleri dışında bakıldığında ise işçi başına FAVÖK 1.7 milyon TL’den 2.7 milyon TL’ye yükselmiş oldu. Yani bir işçiden elde edilen kâr yüzde 59 oranında arttı. İşçi başına elde edilen kârın parasal büyüklüğü ise aylık yaklaşık 225 bin TL seviyesinde.
Kârına kâr kattı
Bunun karşılığında ise göreceli yüksek ücret, cam işçisine bir lütuf olarak gösteriliyor. Ancak bu lütuf ve sessizlikle beraber gelen geriye itilme hali işçinin en büyük gücü ve dayanağı olan örgütlülüğü büyük ölçüde zayıflatıyor. Zayıflama, az işçiyle çok iş yaptırarak kârlarını artırmak isteyen kapitalistlere de alan açıyor. Erdoğan-Şimşek programının temel hedefinin de Türkiye’yi düşük ücretli bir “üretim cenneti” haline getirmek olduğu düşünüldüğünde yüksek ücretli işçi sayısını azaltmak için ellerinden geleni yapacakları konusunu atlamamak gerekir.
Örgütlülük azaldıkça saldırılar da artıyor
İş yerlerinde örgütlülük azaldıkça patronun saldırıları da artıyor. Bugün cam işçilerinin tepesinde sürekli olarak sallanan bir Demokles’in Kılıcı var; işten atılma ve şehir değiştirme tehdidi. Örgütlü bir karşı koyuş olmadığından patron adeta cam işçisini “terbiye” etmeye girişiyor. İtiraz etmeyen, yapılan baskılara sessiz kalan cam işçisi gelecek günlerde gelme ihtimali olan daha büyük saldırılara karşı da silahsız bırakılıyor.
Şişecam tarihine baktığımızda patron tarafının çeşitli manipülasyon yöntemleriyle işçilerin birliğini bölmeye ve mücadelesini baltalamaya dönük hamleleri görürüz. Şişecam’da “Fırın kapatmak, bu kadar işçiye gerek yok, gerekirse daralmaya gideriz, zarar ediyoruz, ülkede durgunluk var” gibi söylemler neredeyse her dönem karşımıza çıkıyor. Örneğin 2001 yılında bu söylemler kullanılarak işçiler, yüzde 0 zamma ikna edilmişti. Şimdi de benzer bir sürecin yaşanabileceğinin emareleri var. O dönem işçiden fedakarlık yapılması istenmiş ve işçi de yapmıştı. Ancak tablo hiç de cam işçisinin beklediği gibi olmamış, önce Beykoz ardından da Topkapı’daki fabrika kapanmıştı. O nedenle işverenin fedakâarlık karşılığı hakkını koruma masallarına inanmamak gerekir. Çünkü patronun talepleri hiç bitmeyecektir. Oysa bir fedakarlık yapılacaksa işçi değil her sene servetine servet ekleyen Şişecam yapmalı.
Asgari ücret zammından düşük teklif
Ancak Kristal-İş’in masaya koyduğu yüzde 25’lik zam teklifi Erdoğan-Şimşek programının hedeflediği “düşük zam” sınırları içinde. Hatta asgari ücrete yapılan yüzde 27 zammın dahi altında. Oysa gerçek enflasyonun işçilerin mutfağını yangın yerine çevirdiği bir dönemde, bu oran cam işçisinin alım gücünü korumaya yetecek mi? Cam işçileri bu süreci sadece bir rakam pazarlığı olarak görmemelidir. Bu TİS sürecini iç örgütlenmesini güçlendireceği bir süreç olarak değerlendirmeyi bilmelidir. Aksi takdirde Demokles’in Kılıcı olarak bahsettiğimiz işten atma tehditleri ya da sürgünler hiçbir zaman gündemden düşmeyecektir. Bu karşı koyuş örgütlenmedikçe hak gasplarının geleceği de aşikardır. Zira bir önceki sözleşmede yer alan 2 bin TL ödemeye patron tarafı çökmüş ve “eğer 2 bin TL verirsek işten atmalar yaşanacaktır” demiştir. Bu duruma ne Kristal-İş ne de cam işçilerinden güçlü bir itiraz geldi. Bazı işçiler o dönem bu durumu sarı öküzü vermeyecektik hikayesine de benzetmişti. Bu durumlardan cam işçisi mutlaka dersler çıkarmalı ve içine sürüklendiği rehavetten kurtulmalıdır.
Mücadelelerle kazanılan haklar tehdit altında
Bugün görüştüğümüz, konuştuğumuz cam işçilerinden ilk duyduğumuz cümleler şu şekilde oluyor; “Bizimle haber yapmanıza gerek yok, asgari ücretlilerin sesini duyurun. Bizim maaşlar çok şükür iyi.” Ya da “Ülkede yoksulluk ve sefalet var. Biz iyi kötü kurumsal bir fabrikada çalışıyoruz, Türkiye ortalamasında ücretlerimiz iyi, belki yatırım yapamıyoruz ama yine de yaşıyoruz” şeklinde oluyor. Bu sohbetler cam işçisinin içine çekildiği durumu da gözler önüne seriyor. Ve bu iki sonuç doğuruyor. İlki cam işçilerin tüm kazanımlarının patronun pazarlığının konusu yapılması. Bu geçmiş mücadelelerle elde edilen tüm hakların yavaş yavaş elden kayıp gitmesi anlamına geliyor. İkincisi ise cam gibi Türkiye işçi sınıfını yönetebilecek bir sektörde çalışan işçilerin geriye itilmesi, ülke genelinde süren sınıf mücadelesini yaralamaktadır. Ki bu sadece cam işçisinin değil, bir bütün olarak Türkiye işçi sınıfının çalışma koşullarından, ücretlere, yasal düzenlemelere kadar haklarını kaybetmesinin önünü açmakta. Açlık sınırının altındaki asgari ücret, artan iş cinayetleri ve meslek hastalıkları, açlık sınırının yarısına yaklaşan emekli ücreti, paralı sağlık uygulamaları… Sendikal bürokrasi eliyle işçilerin mücadeleden ve örgütlülükten geri itilmesinin sonuçları acı bir şekilde yaşanıyor.
Cam işçilerinin tarihi ise bu tablonun tersine çevrilebileceğini gösteriyor. Bu nedenle yeni kuşak cam işçilerinin kendi sınıf bilinciyle ve haksızlıklara ses çıkaran, işten atmalara tepki gösteren, kendisine sorulmadan imzalanan TİS’in hesabını soran tarihiyle buluşması her zamankinden daha da önem kazanmış durumda.
{{5972086}}
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et