24.02.2026 00:18 / Güncelleme: 11:49

Mücadelemiz Super Bowl’da yayımlanmayacak

Bad Bunny’nin milyarlarca dolarlık kültür endüstrisinin en görünür noktasından seslenen gösterisi, tarihi gizleyerek göçmenlere dönük saldırının sürdürülmesinin bir parçasıdır.

Mücadelemiz Super Bowl’da yayımlanmayacak

Deniz Gedizlioğlu
[email protected]


ABD’nin her yıl düzenlenen Super Bowl adlı Amerikan futbol şampiyonasında devre arası gösterisi bu yıl, Bad Bunny adlı, hip-hop ve Latin müziğini harmanlayan Porto Rikolu şarkıcı tarafından gerçekleştirildi. Amerika’nın Latin kültürünü öfke dolu bir sesle sahiplenen gösteri, şeker plantasyonlarından başlayarak göçmen mahallelerindeki plastik sandalyelere dek ikonik ögelerle dolup taşıyor, Ricky Martin ve Lady Gaga gibi queer megastarlarla topluluk anlatısını kapsayıcı bir surete kavuşturuyor ve son olarak, “Amerika”nın kimlerden oluştuğuna dair heybetli bir tartışma açarak tüm Güney ve Kuzey Amerika halklarının sıralanmasıyla sona eriyordu.

Çoğulculuk rüyasının ateşli bir örneğini oluşturan gösteri, tam da Trump yönetiminin Latin göçmenlere dönük saldırısının şiddeti artmışken coşkuyla karşılandı. Özellikle Bad Bunny’nin sahnede sembolik bir ödül heykelciği takdim ettiği küçük çocuk, daha bir hafta önce ICE adlı göçmen güvenlik biriminin babasıyla birlikte sınır dışı etmeye kalktığı 5 yaşındaki Liam Conejo Ramos’u çağrıştırmasıyla gösterinin politik bir başkaldırıya en çok yaklaştığı anlardan  biri oldu. Öyle ki, hakiki bir başkaldırıdan kararlılıkla uzak durduğu bütün bir yapı, bir defa daha gözlerden kaçmayı becermişti.

ABD’de Trump önderliğindeki sağcı yükselişi kaygıyla izleyen “ilericiler,” sosyal demokratlar ve translarla göçmenler gibi doğrudan zarar gören kesimlerin Bad Bunny gibi düzenden pay almayı becermiş sözcülerini Türkiye’den izlemek, oldukça sinik bir eylem. AKP’nin iktidara gelişiyle başlayıp otoriter bir rejimin inşasına dönüşen sürecin kimlik siyasetiyle iç içe geçmiş koşullarına adım adım tanıklık etmiş pek çokları açısından, sonunu iyi bildiğimiz bir gidişatın uzun ve acıklı bir inkarı olarak görünüyor. Sermayenin esnek birikim rejimine geçerken bağımlı ülkelerden başlayarak tüm işçi sınıfını kıskaca alan neoliberal hegemonyası, çeşitli kimliklere dönük nefret ve kutsama salınımında buharlaşırken, bu ikisi arasındaki zorunlu bağlantıyı görmemeyi seçenlerin faydasız (ve ateşi kısa süren) feryatlarına kayıtsız kalmanın sancısını da içeriyor.

Bu yazı, bu kayıtsızlığın bir savunusu olacak.

‘Bu gösteri sorunlarımızın neresinde duruyor?’

Emperyalist bir ekonomik yapı içinde bağımlı bir ülke olan Türkiye’den ABD’yi izlerken insanın içinde uyanan bilgeliğin iyi hissettiren bir boyutu var kuşkusuz. Ancak tartışmaların Türkiye’ye yansıdığı ölçüde, dünya emekçileri olarak bugün neden burada olduğumuzun tahlili ve dolayısıyla buradan nasıl çıkacağımıza dair fikir ortaklığının henüz gerçekleştirilmemiş olduğu görünür hale geliyor. Öyleyse, son haftalarda Billie Eilish’in Grammy Ödüllerindeki “çalınmış topraklara” dair konuşması ve Berlinale Film Festivali’nin Filistin karşısındaki apolitizm skandalı vesilesiyle tekrar tekrar kendini gösteren bu tartışmayı Super Bowl bağlamında bir kez daha yapmak gerekiyor. Dolayısıyla bu yazıda Bad Bunny’nin gösterisinin yarattığı umudu kırmaya değil, bu gösterinin yaşadığımız tüm sorunların neresinde durduğuna ilişkin karamsarlığın gerekçelerini açıklamaya çalışacak ve önümüzdeki hissedilir coşkuyu nasıl ele almamız gerektiğine ilişkin bir öneride bulunacağım.

Bad Bunny’nin gösterisi bize ne söyledi? Amerika’nın, ABD ve Kanada’nın ötesinde, sömürülen onlarca Latin Amerika ülkesinden oluştuğunu. Latin halklarının, dilleri ve kültürleriyle bu toprakların öz çocuğu olduğunu. Trumpizm adında otoriter bir rejimin yükselişini tarifleyen süreç göçmen nefreti üzerinde yükselirken, göçmenlerin kendilerine yönelen aşağılanmayı reddettiğini.  Ve “Sevginin nefretten güçlü tek şey olduğunu.” Bu çağrı, ayrıştırma politikalarına karşı öz güvenli bir birlik çağrısı olarak algılandı. Üstelik ABD ve dünyada milyonlarca insanın dikkat kesildiği bir medya gösterisinin tam ortasından yükselmişti.

Bu noktada, basit bir soruya cevap vermeye çalışacağım: Bad Bunny’nin çağrısından nasıl bir kazanım umabiliriz? 13 dakikalık bu gösteri, Trumpist nefret politikalarına karşı dik bir duruşu taşıyorsa ve peşi sıra oluşan büyük coşku ayrımcılığı değil, birlikteliği kuşanacak yeni bir ABD arzusunun haykırılması anlamına geliyorsa, geriye doğru büyük bir adım atıp Trumpizme zemin hazırlayanın ne olduğunu alt alta dizmemiz gerekiyor.

Sahi, ABD’nin Türkiye’nin on beş yıl gerisinden gelen otoriterleşmesi nasıl mümkün oldu? 2021’deki Kongre baskınından sonra anayasal düzeni hedef alan eylemlerden yargılanan Trump, demokrasiye her zamankinden muhtaç geniş kitlelerin oyunu bir kez daha ve üstelik daha yüksek oranda almayı nasıl başardı?

‘Demokratlar dönüşümün büyük aktörü’

Temel sebep, tıpkı Türkiye’de olduğu gibi, sağ-muhazakarların Amerika’yı yeniden “muhteşem” kılma vaatleri gittikçe daha cazip hale gelirken, sosyal demokratlar ve demokrat liberallerin altında toplandığı merkez “solun”, işçi sınıfının sefaletini hazırlayan büyük çaplı dönüşümler karşısında sermaye ve piyasadan yana bir tutum almasıydı. 1990’larda küreselleşme ve serbest ticaret anlaşmaları çerçevesinde ABD, sanayi üretimini başka otoriter rejimlerin başka işçilerin boğazından kestiği “ucuz ülkelere” taşırken, demokratlar bu sürecin bayrak taşıyıcısı olmuştu. Üretimin merkezi rolünü yitirdiği, finansallaşmanın ve hizmetler sektörünün ağırlık kazandığı bu yeni çerçevede, artık katma değeri yüksek alanlardaki işler ağırlık kazanacaktı; finans, medya, yazılım gibi. Bu, ABD’de paralı üniversite eğitimini karşılayamayan geniş işçi sınıfı kesimleri için altlarındaki halının çekilmesi anlamına geliyordu. Uzun yıllar çalıştıkları fabrika ve atölyeleri, tek bir ücretle ev geçindirebildikleri maaşları ve buna bağlı toplumsal kimliklerini yitirerek yerine çoğu zaman güvencesiz, düşük ücretli, yarı zamanlı ya da geçici işler bulabildiler. Demokratlar bu dönüşümün en büyük aktörü olan finans sermayesiyle ayrılmaz bağlar geliştirirken, toplumsal bir travma yaşamakta olan işçi sınıfı kesimleri için sunabildikleri tek çare, erişilebilir sağlık hizmeti gibi pansuman niteliğinde birkaç sosyal devlet uygulamasından ibaretti. 2008 krizinden sonra Obama yönetimi batık bankaları halkın vergileriyle kurtarırken, milyonlarca insanın evsiz kalması karşısında sergilenen eylemsizlik, Demokratların finans sermayesinin partisi olduğu algısını zihinlere kazımıştı.

‘Düşman görünen siyasetlerin ortaklığı’

Kendilerini “halkın temsilcisi” olarak sunabilmek adına Demokratların elinde kalan en tutarlı malzeme, sağ-muhafazakarların kültürel tehdit söylemlerine karşı “ilerici” mücadeleleri sahiplenmek olmuştu: LGBTİ+ hakları, #MeToo ile simgeleşen toplumsal cinsiyet eşitliği talepleri ve siyahların kurumsal güç merkezlerine dahil edilmesi gibi. Bunlar kesinlikle önemsiz gündemler değildi, ancak işçi sınıfını yoksullaştıran politikalarla iç içe geçmiş bir siyasal çizginin bu mücadelelerin sözcülüğüne soyunmasıyla iş, bugün “kültür savaşı” denilen, hak mücadelesi vermekten çok iki kampın karakterini betimlemeye yarayan ayrışmaların belirlenmesine dönüşmüştü. Başka bir deyişle, kültür ve kimlik politikaları ekseninde verilen savaş, işçi sınıfının piyasa altında ezilmesi söz konusu olduğunda, düşman gözüken siyasetler arasındaki ortaklığın, farklılıklarından çok daha derin olduğunu Netflix dizilerine yaraşır bir “protestlikle” örtmüştü. Tıpkı Türkiye’de, muhafazakar-seküler yarılmasının, proleterleşme olgusu köylülerden akademisyenlere, sanatçılardan avukatlara, üretim araçlarına sahip olmayan herkesi içine alacak şekilde genişlerken işçi sınıfının tüm haklarının işletilemez hâle gelişini sistematik biçimde maskelemesi gibi.

Rahatlıkla iddia edilebilir ki, Demokratların kimlik mücadelelerine uzun vadede faydadan çok zararı dokunmuştur, çünkü bu mücadelelerin tehdit altındaki özneleri, günün sonunda kendilerini ABD’nin finansallaşmasından fayda sağlayan elitler heybesine fırlatılmış olarak buldular. Böylelikle, Trump’ın nefretten sakınmayan güvenlikçi politikaları, bu sürecin dışına tükürülmüş kesimler için eski günleri geri getirecek bir can simidi görevi görmüş olmalı. Nitekim Trump’ın 2016’da ağırlıklı olarak düşük eğitimli beyazlardan oluştuğu belirtilen seçmen tabanı, yıllar içinde işçi sınıfı, siyahlar ve Latinlere uzanacak şekilde genişledi.

İşte bu yüzden, Bad Bunny’nin milyarlarca dolarlık kültür endüstrisinin en görünür noktasından seslenen gösterisi, tüm bu tarihi gizlediği ölçüde, göçmenlere dönük saldırının sürdürülmesinin bir parçasıdır. Super Bowl’u gerçekleştiren ABD Amerikan Futbolu Ligi (NFL) ya da etkinliğin başlıca sponsorlarından Levi’s, Apple gibi küresel markalar, emeğe el koyan sömürü düzeninin baş aktörleri arasında yer alır. Bad Bunny ya da konuk sanatçısı olarak boy gösteren Lady Gaga’nın servetleri dahi, endüstri emekçilerinin yıldan yıla azalan ücretleriyle büyümektedir. Ne ironidir ki, Trumpizmin acımasızlığı karşısında duygudaşlık imkanı bulmuş milyonlarca insan, kapıldığı heyecanla bütün bunları kenara koyarken, işçi sınıfının hakikatiyle arasındaki mesafeyi bir kulaç daha açmıştır.

Bu durumda, somut bir gerçeklik olarak karşımızda duran o büyük coşkuyu ne yapacağız? Bu heyecan, sahnedeki gösterinin dünyada bir şeyleri değiştireceğini göstermez, ama kitlelerin buna duyduğu arzunun ne kadar büyük, ezilen bedenlerin birlikteliğin gücüne ne kadar muhtaç olduğunu gösterir. O halde, bunun önünde neyin durduğunu görmek ve siyasetin yönünün birleşmiş bir işçi sınıfının sahneye inmesiyle değişeceğini kavramak, ABD’deki göçmenler kadar Türkiye’deki kadınlar ve LGBTİ+’lara karşı da sorumluluğumuzdur. Mücadelenin Apple sponsorluğundaki 13 dakikalık bir rüyaya sıkışmaktan kurtulması, ancak bu sayede mümkün olacaktır.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
24.02.2026 07:34 / Güncelleme: 07:53

Meteoroloji duyurdu: İstanbul'da sağanak, Ankara'da kar yağışı bekleniyor (24.02.2026)

Çanakkale, Edirne, İstanbul, Kocaeli, İzmir, Düzce, Sinop ve Zonguldak'ta sağanak; Kütahya, Ankara, Eskişehir, Bolu, Kars, Van ve Siirt'te kar yağışı bekleniyor. Hava sıcaklıkları ise yurt genelinde mevsim normallerinin üzerinde seyredecek.

Meteoroloji duyurdu: İstanbul'da sağanak, Ankara'da kar yağışı bekleniyor (24.02.2026) Fotoğraf: Arman Önal/AA
24.02.2026 09:12 / Güncelleme: 09:36

Emekliyi bitiren reform: Ara kademe kalmadı

SGK uzmanları, emekli aylıklarının 2008'de yapılan teamül değişikliğiyle sefalet seviyesine gerilediğini, emeklilikte ara kademe diye bir şeyin kalmadığını söyledi.

Emekliyi bitiren reform: Ara kademe kalmadı

Fotoğraf: ANKA

24.02.2026 10:39 / Güncelleme: 11:41

Bahçeli 'laiklik bildirisini' hedef aldı, Öcalan'ın statü sorununun çözülmesini istedi

MHP Meclis grup toplantısında konuşan Devlet Bahçeli, "Allah'a iman etmek gericilikse biz de bal gibi buz gibi gericiyiz. Çocuklarımıza ramazan ayının muteber ahlak ve manasını aktarmak gericilikse biz de buna sonuna kadar ortağız" dedi.

Bahçeli 'laiklik bildirisini' hedef aldı, Öcalan'ın statü sorununun çözülmesini istedi

Fotoğraf: TBMM

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!