Türkiye kronik kuraklık çağında | Prof. Dr. Murat Türkeş: Her damla yağmurdan yararlanmalıyız
Prof. Dr. Murat Türkeş, yağışların meteorolojik kuraklığı hafiflettiğini ancak hidrolojik ve tarımsal kuraklığın sürdüğünü belirterek, “Her damla yağmurdan yararlanmalıyız” uyarısında bulundu.
Fotoğraf: Özer Akdemir/Evrensel
Özer Akdemir
[email protected]
Çanakkale — Kuraklık ve susuzluk tartışmalarıyla geçen 2025 yılının ardından Türkiye, 2026 yılına özlenen yağışlarla başladı. Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, son dönemdeki etkili yağışların meteorolojik kuraklığı büyük ölçüde ortadan kaldırdığını ancak hidrolojik, tarımsal ve ekolojik kuraklığın arka planda etkisini sürdürdüğünü belirtiyor.
Toprak neminin toparlanması ve yeraltı sularının beslenmesi için daha fazla zamana ve yağışa ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan Türkeş, iklim değişikliği kaynaklı artan sıcaklıkların uzun vadede su stresini büyüteceği uyarısında bulunuyor.

Kutup girdabındaki değişim Türkiye'ye yağış getirdi
Prof. Dr. Türkeş, 2026 yılının yağışlı başlamasının temel nedeni olarak Arktik bölgedeki normalden sıcak koşulların kutup girdabını zayıflatması gösteriyor. Bu zayıflama neticesinde soğuk hava baskınları Kuzey Amerika ve Batı Avrupa üzerinden Türkiye’ye ulaştı. Prof. Dr. Türkeş, bu rüzgar ve basınç sistemlerinin etkisiyle yağışlı koşulların Mart ayı sonuna kadar devam edebileceğini, böylelikle Nisan ayına gelindiğinde tarımsal kuraklığın büyük ölçüde giderilebileceğini öngörüyor. Ancak kış yağışlarının ardından sıcaklık ve buharlaşmadaki artışın süreceği ve bunun da kuraklığı şiddetlendireceği ifade ediliyor.

Bulut tohumlama ve deniz suyu arıtma kesin çözüm değil
Türkiye'nin klimatolojik gerçeği olan kronik kuraklıkla mücadelede bulut tohumlama veya deniz suyu arıtma (desalinasyon) gibi yöntemler kalıcı çözüm olarak görmediğini belirten Türkeş, bulut tohumlamanın teknik ve uzun soluklu çalışmalar gerektiren sınırlı bir uygulama olduğunu, desalinasyonun ise yüksek maliyet ve atıkların çevresel etkileri nedeniyle riskli olduğunu vurguluyor. Bu tür yöntemlerin ancak çok özel koşullarda ve sınırlı şekilde uygulanabileceği belirtiliyor.
Betonlaşmaya karşı doğa bilimlerini temel alan direngen kentler kurulmalı
Asıl çözümün düşen yağmurun her damlasından azami düzeyde yararlanabileceğimiz "direngen kentler" yaratmakta olduğunu ifade eden Türkeş, “Kentlerde ve kent çevresindeki kırsal arazilerde yok edilen ya da beton içine alınan veya hapsedilen doğal akarsu sistemlerinin, derelerin, çayların hatta sel yarıntılarının da doğal jeomorfolojik özellikleriyle birlikte canlandırılması gerekiyor. Bugüne kadar göz ardı ettiğimiz, yok ettiğimiz, betonların içine hapsedilen kent derelerini, çaylarını, o eski akarsu ağını olabildiğince yeniden canlandırmalıyız” önerilerini ortaya atıyor.

Türkeş, en azından yeni yapacağımız yollarda, kaldırımlarda, yeni düzenleyeceğimiz park ve bahçelerde, fiziki coğrafya, ekoloji, klimatoloji ve jeomorfoloji gibi doğa bilimlerini kullanan doğal çözümlerden en yüksek derecede yararlanmanın yollarını bulmak gerektiğini ifade ediyor.
“Derelere özgürlüğünü vermeliyiz”
Derelere özgürlüğünü vermenin önemine vurgu yapan Türkeş, “taşkın yatağını olabildiğince bina ve beton-asfalttan arındırılmış bir biçimde canlı tutmak, buraları bir rekreasyon alanı ve ekolojik koridor olarak kullanmak gerekiyor. Bunlar, kentsel ısı adası etkisiyle ve sıcak hava dalgaları ile mücadelede de çok önemli rol oynayacaktır” diyor.

Kağıt üzerindeki iklim planları günlük hayata ve uygulamaya yansımıyor
Bugün kentlerde iklim değişikliği eylem planı, uyum planı, sel ve taşkın planları gibi birçok planın olduğuna dikkat çeken Türkeş, şöyle konuşuyor; “Fakat kent içinde ya da yakınında yeni bir yol veya park, bahçe yapıldığında ağaç dikmek unutulabiliyor. Kaldırım yaparken, yağmur suyu gideri yapmak unutuluyor. Kaldırım yapımında hâlâ beton kaplamalar kullanılıyor.”
Türkiye’deki temel sorunlardan birinin "bütünleşik uygulama" kavramının lafta kalması olduğunu söyleyen Türkeş, farklı kurumların yürüttüğü çalışmaların birbirinden bağımsız sistemler olarak kalmasının bütüncül bir başarıyı engellediğini dile getiriyor.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et