21.02.2026 14:38 / Güncelleme: 18:47

Eğitim Sen’den 3. Uluslararası Katılımlı Anadili Sempozyumu: 'Anadil eşit yurttaşlık meselesidir'

Eğitim Sen'in 3. Anadil Sempozyumu’nda, anadilde eğitimin temel bir hak olduğu vurgulandı. Süreç komisyonunun raporunda anadilde eğitim hakkının bulunmamasına tepki gösterildi.

Eğitim Sen’den 3. Uluslararası Katılımlı Anadili Sempozyumu: "Anadil eşit yurttaşlık meselesidir"

Fotoğraf: Doğa Baybuğa/Evrensel

Doğa Baybuğa
[email protected]


Ankara — Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen)’in düzenlediği 3. Uluslararası Katılımlı Anadili Sempozyumu Ankara’da gerçekleşti. Türkiye Barolar Birliği’nde gerçekleşen sempozyumun açılış konuşmasını Eğitim Sen Genel Sekreteri Zülküf Güneş yaptı. Zazaca konuşan Güneş, "Çocukların anadillerinde eğitim alması, onların kendilerini ifade etme özgürlüğünü güçlendirdiği kadar, öğrenme süreçlerini de daha anlamlı ve etkili kılar. Araştırmalar, anadilinde eğitimin çocukların akademik başarılarını artırdığını, özgüvenlerini yükselttiği gibi kültür ve kimliklerini korumaya katkı sağladığını açıkça ortaya koyuyor. Ancak, bu evrensel hak, ülkemizde hala pek çok engelle karşı karşıyadır. Bu engeller aşılmadığı için de yüzyıldır süren gerginlik ve çatışma ortamı derinleşmekte; inkâr ve asimilasyon politikaları toplumsal barışı zedelemekte, kuşaklar arası travmaları büyütmekte ve eğitim sistemini eşitsizlik üreten bir yapıya dönüştürmektedir. Oysa anadilinde eğitim; yalnızca pedagojik bir tercih değil, demokratik bir toplumun, kalıcı barışın ve eşit yurttaşlığın temel koşuludur" dedi.

"Tek dillilikten anadili temelli çokdilliliğe"

Sempozyumun ilk oturumu "Türkiye’de ve Dünyada Dil Politikaları:Tek Dillilikten Anadili Temelli Çokdilliliğe" başlığı ile gerçekleşti. Doç. Dr. Elçin Toprak, Barış Akademisyeni Prof. Dr. Nejla Kurul, Hollandalı Akademisyen Michiel Leezenberg, Prof.Dr Baskın Oran ve eğitim emekçisi Cemil Güneş bu oturumda söz aldılar.

Doç.Dr. Elçin Toprak konuşmasında Meclis komisyonunda anadil hakkının kritik bir tartışma konusu olduğunu vurguladı ve  “Bu hafta meclis komisyon raporu çıktı ve incelememizde ana diline dair hiçbir ifade bulamadık. Bunun yerine insan onuruna ve haysiyetine vurgu yapılıyor. İnsan onurunu somut bir şekilde yaşanabilir kılmak için anadili önemli bir haktır. Ana dili bir istek değil, temel bir ihtiyaçtır. İstek, örneğin daha iyi bir kırmızı mont almak gibi bir şeydir; ancak ana dil, insan onuruna yakışır bir yaşam sürdürmek için gereklidir.  Anadil hakkı, kimliğinizi ifade etmede ve özgürlüğünüzü kullanmada, sağlık ve eğitim gibi alanlarda temel bir ihtiyaçtır. Bu nedenle, hem kültürel olarak önemli bir belirleyicidir hem de siyasi alanda kritik bir yere sahiptir. Kimlik ve özgürlükle ilişkili olduğunda milliyetçilikle bağlantı kurar. 18. yüzyıldan itibaren ulus devletlerin hakim olduğu bir düzene geçtik. Bugün bu durumdan tamamen uzak olduğumuzu söyleyemeyiz ama tartışabiliriz” ifadelerini kullandı.

"Çok dilli eğitim modeli göçmenler için de üretilen bir politikadır"

Hollandalı Akademisyen Michiel Leezenberg, Hollanda’nın çok dilli eğitim modelinden bahsettiği konuşmasında, çok dilli bir eğitim modelinin aynı zamanda göçmenler için de üretilen bir politika olduğunu ifade etti. Leezenberg, "1980'lerde Fas ve Türkiye'den gerçekleşen işçi göçünün tarihini kabul etmek önemlidir. Göçmenler çoğu zaman zorluklarla karşılaştı ve onların çocukları yeni ortamlara uyum sağlama baskısını yaşadı. 1980'lerde hakim olan görüş, kişinin ana dilindeki yeterliliğinin Hollandaca öğrenmesine yardımcı olacağı ve böylece Hollanda toplumuna entegrasyonu kolaylaştıracağı yönündeydi. Bu mesele yalnızca evde konuşulan dillerle ilgili değildi; aynı zamanda eğitim sisteminde kullanılan yeni ulus-devletlerin resmi dilleriyle ilgiliydi. Örneğin, Fas'tan gelenler için Hollandaca gerekliydi; Türkiye'den gelenler için ise Kürtçe önemliydi.1990'larda Kürtçe eğitimin artırılması yönünde bazı girişimler oldu ve bu, dil alanında kısmi başarılara yol açtı" diye anlattı.

"Anadilde eğitim temel bir hak olarak kabul edilmelidir"

Barış Akademisyeni Prof. Dr. Nejla Kurul, "Türkiye’de Eğitim Yönetimi Politikaları ve Anadilinde Eğitim” başlıklı konuşmasında anadilin ve anadilde siyasal alanda gördüğü baskıların bugün geldiği boyuta dikkat çekti. Kurul, “Bu süreç, 2012’den bu yana devam ediyor. Günümüzde on sekiz farklı medya mevcut. Bunlar arasında bazı diller, bakanlar kurulunda belirlenip Cumhurbaşkanlığına bırakılmıştır. Arnavutça, Boşnakça, Gürcüce, Lazca ve Zazaca gibi diller seçilmiştir. Bu dillerin ilk öğretim kurumlarında haftalık ders programlarına dahil edilmesi gerektiği belirtiliyor. Ancak, anaokulunda, ilkokulda ve ortaokulda yeterli düzeyde ana dilde eğitim deneyimi sağlanmıyor" ifadelerini kullandı.

"Kürtçe eğitim temel bir hak olarak kabul edilmeli"

“Türkiye’de Dil ve Eğitim Politikaları: Mevcut Durum ve Olanaklar” başlığında konuşan Prof. Dr. Fatma Gök ise mevcut zaman içerisinde anadil sorununun çoktan çözülmesi gerektiğine değindi. Gök, “Dil savaşları ve dil politikaları kitabının yazarı Louis-Jean Calvet, ‘Dil savaşları her zaman daha büyük savaşların ifadesidir’ der. Türkiye’de de yüz yıldır çözülmeyen bir Kürt sorunu var. Kürtler yıllardır çok büyük mücadele verdiler. Biz anadilde hak temel bir haktır ve bu konu müzakere edilemez, diyoruz. Bu toprakların eski halklarından bahsetmek gerekirse, merhum Kürtlerin büyük atalarından söz edebiliriz. Onlar, anadilinde eğitim ve özgürlük için ciddi mücadeleler verdiler. Türkiye’deki diğer halklarla karşılaştırıldığında, çok büyük bir nüfusa sahipler. Anadilde eğitim, temel bir hak olarak kabul edilmeli ve buna izin verilmesi gerekiyor” dedi.

Sempozyumun ikinci oturumda İrlanda Öğretmen Sendikası TUI Başkanı, Anthony Quinn, BASK ELA Sendikası temsilcisi Pello Igeregi Santamaría, Lübnan PPSTLL Sendikası temsilcisi Samar Assaily, Kuzey Doğu Suriye Öğretmen Sendikası UTNES temsilcisi Nesrin Musa Reşik, Tiflis İvane Cavahişvili Devlet Üniversitesi Öğretim Üyesi Mariam Gureshidz, İspanya Öğretmenler Sendikası STES-İ temsilcileri Miguel Paz Cabo ve Carles Cabrera ve Almanya Eğitim Sendikası temsilcisi Fatoş Aydil söz aldı.

“Her çocuk sınıfında kendinden bir parça bulmalı”

İrlanda dilinin İngiliz sömürüsü altında asimile edilmesinin tarihselliğini açıklayan İrlanda Öğretmen Sendikası TUI Başkanı Anthony Quinn konuşmasında, “İrlanda dili sömürge baskıları altında ciddi bir dönüşüm yaşamış ve bu durum, özellikle anadilinde eğitim meselesi bağlamında Türkiye’deki dil dışlanmalarıyla paralellikler taşımaktadır. Yüzyıllar boyunca İrlandaca, İrlanda’nın baskın diliydi. Şiirin, hukukun, gündelik yaşamın ve toplumsal örgütlenmenin diliydi. Ancak 17. yüzyıldan itibaren İngiliz sömürgeciliği yalnızca ekonomik ve siyasal egemenlik getirmedi; aynı zamanda dilsel marjinalleşmeyi de beraberinde getirdi. Dil değişimi kademeli ama sistematikti. İngilizce; yönetimin, toprak mülkiyetinin, ticaretin ve fırsatların dili haline geldi. İrlandaca ise giderek kamusal alandan dışlandı. 1830’larda Britanya yönetimi altında ulusal okul sistemi kurulduğunda, İrlandaca eğitim dili olarak dışlandı. Pek çok okulda çocuklar anadillerini konuştukları için cezalandırıldı. Verilen mesaj açıktı: Toplumsal ilerleme ve yükselme, dilsel asimilasyonu gerektiriyordu. İrlanda dili sömürge baskıları altında ciddi bir dönüşüm yaşamış ve bu durum, özellikle anadilinde eğitim meselesi bağlamında Türkiye’deki dil dışlanmalarıyla paralellikler taşımaktadır” ifadelerini kullandı.

“Dilsel baskı derin ve kalıcı yaralar bırakır”

Anadil asimilesinin sonuçlarının kültürel bir miras kaybı olduğuna dikkat çeken Quinn, “İrlanda dilinin gerileme tarihi bize şunu öğretir: Dilsel baskı, derin ve kalıcı yaralar bırakır. Akademik araştırmalar, anadil temelli çok dilli eğitimin öğrenmeyi, özgüveni ve uzun vadeli başarıyı güçlendirdiğini doğrulamaktadır. Önümüzdeki tercih, birlik ile çeşitlilik arasında değildir; dışlama ile kapsayıcılık arasındadır. Kanıtlardan, demokratik ilkelerden ve dayanışmadan rehberlik alalım. Her çocuğun, sınıfa girerken kendinden bir parçayı kapının dışında bırakmak zorunda kalmadığı bir eğitim sistemi sağlayalım” diye konuştu.

“Çokdilli eğitim anadilimizi asimile etti”

Lübnan PPSTLL (Public Primary School Teachers League in Lebanon) sendikası temsilcisi Samar Assaily, Lübnan’da yıllarca İngiliz ve Fransız dillerinin anadil olan Arapça’nın ikincil konuma itilmesine sebep olduğuna dikkat çekti. Assaily’in konuşmasında “Lübnan’da çok dillilik teorik bir tercih değil, yaşanan bir gerçektir. Arapça bizim anadilimizdir; ancak birçok temel ders erken yaşlardan itibaren yabancı dillerde okutulmaktadır. İşte çelişki burada başlıyor: Çok dillilikle övünüyoruz, fakat bazen temeli, yani anadili ihmal ediyoruz. Eğitimsel gerçeklikten söz etmek istiyorum. Öğrencilerimizin çoğu bilimsel kavramı anlıyor, fakat öğretim dilinde bunu ifade etmekte zorlanıyor. Bu onların daha az yetenekli olmasından değil; sorun bilişsel değil, dilsel bir boşluktan kaynaklanıyor. Eğitim araştırmaları ve uluslararası kuruluşların tavsiyeleri, çocuğun anadilinde güçlendirilmesinin diğer dilleri öğrenmesini zayıflatmadığını, aksine desteklediğini doğrulamaktadır. Birinci dilde sağlam bir dil temeli, tüm bilişsel yapının inşasını destekler. Anadil yalnızca bir öğretim aracı değildir; o hafızadır, aidiyettir, güven duygusudur. Bir çocuk, evde konuştuğu dilin okul dilinden daha az değerli olduğunu hissederse, içine hafif bir aşağılık duygusu sızabilir. Oysa eğitim eksiklik duygusu üretmemeli; onuru güçlendirmeli ve inşa etmelidir” dedi.

“Ortadoğu’da topyekûn anadil kavgası”

Kuzey Doğu Suriye Öğretmen Sendikası UTNES temsilcisi Nesrin Musa Reşik sempozyuma Rojova’dan canlı bağlandı. Yıllardır anadil mücadelesini tüm Ortadoğu ‘da yürüttüklerine ve bunun dünyaya örnek olması gerektiğine vurgu yapan Reşik’in konuşmasında “Rojava Devrimi 14. yılını geride bıraktı. Özgürlüğümüzü elde etme süreci bir yandan bir dil devrimi, bir yandan da bir ölüm kalım savaşıydı. Öncesinde büyük yasaklamalar vardı. Kamu kurumlarında ve eğitim alanında Kürtçe kullanılamıyordu. Bu nedenle Rojava sürecinde dil meselesi son derece önemli bir konu haline geldi. Bu süreç Kürtçe, Arapça ve Süryanice olmak üzere üç temel dil üzerinden yürütülüyor. Çocuklar üçüncü sınıfa kadar anadillerinde eğitim görüyor; sonraki aşamalarda farklı diller de eğitim sürecine dahil ediliyor. Süryaniler ve Ermeniler kendi dillerinde eğitim alabiliyor. Çok dillilik, bu sistemin temelini oluşturuyor.Bölgemizin tarihine baktığımızda uzun süre tek dil politikası hakimdi. Ancak bu tekçi ve monolitik yapı beraberinde olumlu sonuçlar getirmedi. Aksine ciddi nefret süreçlerini, anlayışsızlığı ve toplumsal kırılmaları derinleştirdi. ‘Tek din, tek ırk, tek dil’ anlayışının sonuçlarıyla yüzleşiyoruz. Suriye genelinde yaşanan katliamlar ve acı süreçler de bu politikaların bir sonucudur. Bu nedenle çok dilli bir eğitim sistemini benimsemek zorunludur” ifadeleri yer aldı.

Suriye ve Rojova’da yaşanan son gelişmelerin ardından çok dilli eğitim mücadelesinden vazgeçmeyeceklerinin altını çizen Reşit, konuşmanın devamında şunları söyledi: “Çok dilli eğitim, daha toleranslı ve kapsayıcı bir toplumsal yapı inşa eder. Bu mücadele 14 yıl boyunca devam etti. Son süreçte ortaya çıkan yeni siyasi gelişmeler ve geçiş hükümetiyle birlikte özgün bir durum söz konusu. Yeni Suriye Anayasası'nda Kürtçe eğitim ve öğretimin yer alması bizim açımızdan kaçınılmaz bir haktır. Mücadelemiz bu noktada devam etmektedir. Yeni Suriye'nin inşa sürecinde çok dilli eğitimin hayati bir öneme sahip olduğu açıkça görülmektedir”

“Galiçyaca’dan Katalanca’ya İspanya deneyimi”

İspanya Öğretmenler Sendikası temsilcisi Miguel Paz Cabo konuşmasında Galiçya bölgesinin ve dilinin İspanya asimilasyonu altındaki deneyimlerini paylaştı: “İspanya’daki Franco faşist devlet döneminde dil baskısı arttı. Galiçyaca konuşmak faşistler için geri kalmışlığın sembolüydü; İspanyol birliğinin eksikliğinin işareti olarak görülüyordu. Bunun sonuçları hapisten idam cezasına kadar varabiliyordu. İspanya’ya demokrasinin gelişiyle birlikte yeniden bir durumla karşılaştık: Galiçyaca, yani bizim dilimiz, tekrar okullara döndü; kamu yönetimlerinde çekingen bir şekilde yeniden yer almaya başladı. Şunu düşünün: Bugün Galiçya’da yalnızca iki mahkeme kararlarını Galiçyaca veriyor, geri kalanlar bunu Kastilya (İspanyolca) dilinde yapıyor. Dilimiz yeniden okullarda var ama çekingen bir şekilde. ‘Çekingen’ şu demek: ‘Çok dillilik kararnamesi’ olarak adlandırılan düzenleme nedeniyle bugün bilimsel ve teknik alanlardaki bazı derslerin kendi dilimizde verilmesi yasak. Bu durum çocuklarımıza şu mesajı veriyor: Galiçyaca her alanda işe yaramaz; teknoloji için uygun değildir; internet için uygun değildir; geleceğe ait değildir. Oysa her alanda kullanılamayan bir dil, yeniden yok olmaya mahkûmdur”

“Katalanca yok olma tehdidiyle karşı karşıya”

Bir diğer İspanya Temsilcisi Carles Cabrera, Katalanca’nın yok olması riski ile karşı karşıya olduklarının altını çizdi. Cabrera “Dilimiz topraklarımızın her yerinde kaybolma riski ile karşı karşıya. Minorka, Katalanca’nın halkın çoğunluk dili olarak kullanmaya devam eden tek ada olarak kalmış durumda ‘Geçiş dönemi’ dediğimiz şey, diktatörlük ile demokrasi arasındaki dönemin adıdır. Ancak bize göre İspanya hâlâ demokrasiden oldukça uzaktır. 1 Ekim’deki Katalan bağımsızlık referandumu sırasında YouTube’da yer alan şiddet görüntülerine bakın. Eğer gerçeği söylemediğimi düşünüyorsanız, korkarım ki artık çok geç. Bugün için tek olasılık Katalan bağımsızlığıdır. Eğer İspanyolcanın tek geçerli ve konuşulan dil olduğu bir ulus olmak istemiyorsak, harekete geçme zamanı şimdi” ifadeleriyle mücadele vurgusu yaptı.

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
21.02.2026 16:45

DEM Parti'li Ceylan Akça Cupolo: ‘Diyarbakır ulaşımda çıkmaz sokağa dönüştürüldü’

DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Ceylan Akça Cupolo, kentin karayolu, demiryolu ve havayolu yatırımlarında geri bırakıldığını belirterek 2026 yatırım programındaki düşük payı ve altyapı sorunlarını Meclis gündemine taşıdı.

DEM Parti'li Ceylan Akça Cupolo: ‘Diyarbakır ulaşımda çıkmaz sokağa dönüştürüldü’

Fotoğraf: DHA

21.02.2026 10:47

Özgür Özel'den ‘İmamoğlu aday olamazsa kim olacak?’ yanıtı: 'Anketlere bakılır'

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, adaylık sorusuna verdiği yanıtta anket sonuçlarına bakacaklarını belirterek, “Kim kazanıyorsa onu aday yapacağız” dedi.

Özgür Özel'den ‘İmamoğlu aday olamazsa kim olacak?’ yanıtı: 'Anketlere bakılır'

Fotoğraf: AA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!