ABD-İran görüşmeleri: Masadaki kartlar, hedefteki halklar
ABD yönetimi, Suriye’dekiyle benzer biçimde, daha gerici bir yönetim biçimini dayatmak pahasına İran’a müdahale etmeye ve Orta Doğu’da kendisi için dikensiz bir gül bahçesi yaratmaya çalışıyor.
Fotoğraf: AI
Abbas VURAL
Kocaeli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Fakültesi
ABD emperyalizminin Orta Doğu’da uzun süredir hedef tahtasına koyduğu İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik saldırı tehditleri sürüyor. İran’ın nükleer silahlanması üzerine ve onun Orta Doğu’daki diğer silahlı güçlerle kurduğu ilişkilerden yeraltı kaynaklarının kullanımına kadar genişletilmeye çalışılan bu kısıtlamalara dair Umman’da gerçekleştirilen görüşme sonrasında barışçıl mesajlar verilse de ABD’nin kapsamlı bir askeri saldırıya hazırlandığına dair bilgiler servis ediliyor, İran yetkilileriyse olası bir saldırıya kayıtsız kalmayacaklarını belirtiyor.
ABD ve müttefiklerinin İran’a yönelik planları askeri müdahalelerle sınırlı da değil. İran hükümet yetkilileri yerine, eski İran şahının varisinin Münih Güvenlik Konferansına çağırılması da bunun önemli örneklerinden. Çünkü bu hamle, İran’da son yıllarda artan rejim karşıtlığı içerisinde İran şahlığının bir odak olarak örgütlenmeye çalışıldığının da göstergesi.
Görüşmeler neden önemli?
İran, Suriye’de HTŞ’nin iktidarıyla ABD’nin yeraltı kaynakları ve jeopolitik konumu bakımından oldukça kritik bir bölge olan Orta Doğu’yu kendi ihtiyaçları doğrultusunda dizayn etme girişimleri önündeki tek engel haline geldi. Dolayısıyla, İran’a yönelik atılan bu adımlar; bölgede ve Dünya’da gerilimi arttırırken Orta Doğu halklarını ise daha fazla yoksulluğa, baskıya ve gericiliğe mahkûm edecek.
Neden mi? Çünkü türlü vergilendirme politikalarına ve ticari ambargolara rağmen ekonomide Çin’in gerisine düşen ABD, ekonomideki bu açığı askeri anlamdaki üstünlüğüyle kapatmaya çalışıyor. Bu nedenle yeni kaynak ve pazar arayışlarını hızlandıran ABD burjuvazisi kendisine kuşku duyan tüm ülkelere yönelik saldırganlığını arttırıyor. Bu saldırganlık bugün Orta Doğu’da Suriye ve İran üzerinden kristalize olsa da ABD’nin Venezuela ve Grönland’a ilişkin hesapları da Orta Doğu’dakinden farklı değil. Bu açıdan, ABD Başkanı Donald Trump’ın konuşmaları da şahsi bir deliliğin sonucu değil.
Yani, tıpkı Venezuela’da yaptığı gibi, şimdi de İran’daki gericiliği öne süren ABD yönetimi, Suriye’dekiyle benzer biçimde, daha gerici bir yönetim biçimini dayatmak pahasına İran’a müdahale etmeye ve Orta Doğu’da kendisi için dikensiz bir gül bahçesi yaratmaya çalışıyor.
Oysa, “demokrasi” getirme vaadiyle şekillenen bu emperyalist ABD politikalarının desteklenmesi, rejimin değişmesi uğruna idam edilen yüzlerce İranlı’nın anısına da saygısızlık olacaktır. Zira İran halkı da diğer Orta Doğu hakları da kurtuluşunu kendi bağımsız seçeneğini oluşturabildiği ölçüde sağlayabilir. Son dönemde Rojava’daki gelişmeler de bunu kanıtlamıştır.
Türkiye bunun neresinde?
Yaşanan bu gelişmeler İran’daki rejimin meşruiyetini sağlamaz. Ancak, ABD’nin ve NATO üzerinden şekillenen Batılı müttefiklerinin bu politikalarına ve olası bir müdahalesine karşı durmak gerekir. Çünkü böyle bir müdahaleden Türkiye halklarının da etkileneceği apaçık ortadadır. Zira halihazırda milyonlarca yurttaşı Türkiye sınırları dışındaki savaş ve çatışmalar üzerinden daha fazla sömürüye ve baskıya sürükleyen bu barbar yönetimin; bölgede paylaşılan pastalardan pay kapmaya çalışmasıyla meşhur olduğu da unutulmamalıdır. Ezcümle, Türkiye Cumhuriyeti devleti bir NATO üyesi olarak ABD’nin Orta Doğu’daki karakolu durumundadır ve onu yöneten saray rejimi ise içeride derinleştirdiği sömürü ve baskıyı dışarıda Yeni Osmanlıcı söylem ve hamlelerle meşrulaştırmaya, diğer bir deyişle süresi dolmuş iktidarını bu denklem üzerinden uzatmaya çalışmaktadır.
(Genç Hayat)Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et