Savaşa, şovenizme, sömürüye ve şovenizme karşı Emek Gençliği’nde mücadeleye!
Gençliğin yaratıcılığı, dinamizmi ve değiştirici gücü, ancak sosyalist bir perspektifle birleştiğinde gerçek bir toplumsal dönüşümün önünü açabilir.
Mert
Adana
Ortadoğu, yüzyılı aşkın süredir emperyalist müdahalelerin, sömürgeci paylaşım politikalarının ve bölgesel gericiliklerin belirlediği bir coğrafya olarak şekillenmiştir. Bölge, yalnızca savaş ve yıkımla değil aynı zamanda halkların iradesinin bastırılması, toplumsal fay hatlarının derinleştirilmesi ve kalıcı bir istikrarsızlık rejimiyle anılmaktadır. Bu tablo içinde gençlik, emperyalist çıkarların ve bölgesel iktidar hesaplarının en doğrudan hedefi haline gelerek geleceği savaş, göç ve güvencesizlik arasında sıkıştırılmıştır.
Emperyalist güçler, Ortadoğu’da egemenliklerini sürdürmek için etnik ve mezhepsel ayrımları derinleştirmekle beraber halklar arasındaki tarihsel ve toplumsal bağları parçalayarak kalıcı bir istikrarsızlık zemini yaratmaktadır. Bu parçalanmışlık hali, bölge gençliğini ya doğrudan savaşın nesnesi haline getirmekte ya da göç, işsizlik ve siyasal dışlanma kıskacına hapsetmektedir. Emperyalist müdahalelerle şekillenen bu düzen, gençliğe ne barış ne de gelecek sunmaktadır.
Kürt halkının özgürlük mücadelesi
Türkiye’de ise bu tablo, milliyetçilik ve şovenizm üzerinden yeniden üretilmektedir. Kürt halkının en temel demokratik talepleri dahi “beka”, “ulusal birlik” ve “güvenlik” söylemleriyle kriminalize eden iktidar, bu politikalar aracılığıyla toplumu kutuplaştırmakta ve gençliği kendi sınıfsal sorunlarından uzaklaştırmaktadır. Bayrak indirme tartışmalarından şoven kampanyalara kadar uzanan bu hat, emekçi gençliğin ortak çıkarlarını görünmez kılmayı ve onu düzen siyasetinin yedeğine çekmeyi hedeflemektedir.
Bu politikaların ağır sonuçlarını yaşayanlar toplumsal kesimlerden biri de Kürt gençliğidir. Kayyım uygulamalarıyla yerel iradenin gasp edilmesi, seçilmişlerin tutuklanması ve siyasal faaliyetin kriminalize edilmesi, Kürt gençliğini siyasal alandan dışlamayı hedeflemektedir. Ancak Van’da kayyım rejimine karşı gelişen sokak hareketleri, Kobanê Kuşatması sürecinde ortaya çıkan toplumsal sahiplenme, dayanışma yürüyüşleri ve Rojin Kabaiş’in katledilmesi karşısında yükselen adalet talebi; bu kuşatmanın kırılabileceğini bizlere göstermektedir. Bu mücadeleler, yalnızca baskıya karşı bir itiraz değil aynı zamanda Kürt gençliğinin siyasal özne olma iddiasının ve toplumsal meşruiyetinin güçlendiği momentler olarak öne çıkmaktadır.
Ulusal sorun karşısında alınan tutum, gençlik mücadelesinin siyasal yönelimini belirleyen temel başlıklardan biridir. Emek Gençliği, ulusal sorunu egemen sınıfların güvenlikçi ve inkârcı politikaları üzerinden değil aksine emekçi halkların eşitlik ve özgürlük talepleri temelinde ele alır. Dünyanın herhangi bir yerinde bir ulusun başka bir ulus üzerinde tahakküm kurmasına karşı durmayı ve halkların kendi yaşamlarına dair kararları özgürce alabilmesini savunur. Türkiye ve Kürdistan bağlamında bu tutum, Türk ve Kürt gençliğinin eşit haklara dayalı, gönüllü ve demokratik bir birlikteliğini savunmayı zorunlu kılar.
Bugün Kürt sorunu, yalnızca bir kimlik meselesinin ötesinde doğrudan demokrasi, eşitlik ve özgürlük sorunudur. Kürt halkının demokratik hakları, eşit yurttaşlık talebi ve kendi kaderini tayin hakkı sistematik biçimde bastırılmaktadır. Bu tablo karşısında Emek Gençliği, çözümün egemenlerin masa başı hesaplarında görmek yerine Türk ve Kürt emekçilerinin ve gençliğinin ortak mücadelesinde olduğunu savunur. Barışın ve kardeşliğin yolu, halkların iradesini esas alan birleşik bir mücadele hattının güçlendirilmesinden geçmektedir. Emek Gençliği, bu perspektifle emperyalizme, savaşa, milliyetçiliğe ve sömürüye karşı gençliğin birleşik mücadelesini örmeyi hedefler. Bu düzen gençliğe yalnızca yoksulluk ve güvencesizlik vaat ederken, gerçek kurtuluşun emekçilerin iktidarını hedefleyen sosyalist bir mücadelede mümkün olduğunu ortaya koyar.
Topyekûn bir gençlik mücadelesi
Ayrıca gençliğin siyasal yaşamdan dışlanması yalnızca Kürt gençliğiyle sınırlı değildir. Bugün Türkiye’de gençliğin söz ve karar süreçlerine katılımı sistematik biçimde engellenmekte; talepleri bireysel sorunlara indirgenerek etkisizleştirilmektedir. Üniversitelerden liselere, işyerlerinden mahallelere kadar gençlik örgütsüzlüğe ve itaatsizliğe zorlanırken; düzen siyaseti gençliği edilgen bir toplumsal kesim haline getirmeye çalışmaktadır. Bu siyasal dışlama, yalnızca gençliğin edilgenleştirilmesiyle sınırlı kalmamakla birlikte, aynı zamanda onu etnik ve ulusal fay hatları üzerinden bölerek egemenlerin çıkarlarına uygun bir biçimde yeniden şekillendirmektedir.
Emperyalist sistem, Ortadoğu’da etnik ve mezhepsel bölünmeleri derinleştirerek sömürü ilişkilerinin sürekliliğini güvence altına almaktadır. Bu bölünmeler; bugün Türkiye’de Türk ve Kürt gençliğinin birbirine karşı konumlandırılması, ortak sınıfsal çıkarlarının görünmez kılınması ve milliyetçilik üzerinden kırdırılması biçiminde yeniden üretilmektedir. Oysa bu politik hat, gençliğin değil emperyalizmin ve yerli egemen sınıfların çıkarlarına hizmet etmektedir.
Üniversitelerde bilimsel ve parasız eğitim talebinin bastırılması, kampüslerin polis ablukası altına alınması ve öğrenci topluluklarının hedef haline getirilmesi süreci de gençliğin yalnızca ekonomik değil, siyaseten ve düşünsel olarak da denetim altına alınmak istendiğini göstermektedir. İşçi gençlik açısından ise uzun çalışma saatleri, düşük ücretler ve sendikasızlık dayatması, geleceksizliğin süreklileştirilmesi anlamına gelmektedir. MESEM’ler ve staj adı altında ücretsiz çalıştırılan, esnek ve geçici işlerde tutulan gençlik, sermaye için ucuz ve itaatkâr bir işgücü olarak konumlandırılmaktadır. Bu tablo, gençliğin ortak kaderinin sınıfsal bir zeminde şekillendiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Tam da bu nedenle gençliğin mücadelesi, yalnızca savunma hattında değil, kurucu ve dönüştürücü bir perspektifle ele alınmak zorundadır. Gençliğin itirazı, yalnızca mevcut hak gasplarına karşı değil bunun yanında bu gaspları üreten düzenin kendisine yönelmelidir. Tarihsel deneyimler, gençliğin büyük toplumsal dönüşümlerde oynadığı rolü açık biçimde göstermektedir. Marx’ın ifade ettiği gibi, “insanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar”; ancak bu tarih, belirli maddi koşullar altında şekillenir. Bugün gençliğin önünde duran görev, bu koşullar doğrultusunda insanlığın özgürlüğüne uzanan yolun taşlarını döşemek, gençliği işçi sınıfının önderliğinde örgütlü bir güç haline gelmektir.
Emek Gençliği, gençliğin bu tarihsel rolünü yerine getirebilmesinin aracı olan, mücadele etmek isteyen tüm gençlik kesimlerini sosyalist bir platform etrafında hareket ettiği mücadele okuludur. Emek Gençliği, gençliği düzen içi siyasal hesapların yedeği haline getirmenin değil tersine onu kendi talepleri ve çıkarları doğrultusunda mücadele eden bir özne olarak örgütlemenin tarafıdır. Üniversiteli gençliğin eğitim hakkı mücadelesi ile işçi gençliğin güvenceli çalışma ve insanca yaşam talebini aynı sınıfsal zeminde buluşturur. Türk ve Kürt gençliği arasında yaratılmak istenen güvensizlik duvarlarını yıkarak, ortak bir gelecek fikrini güçlendirir.
Bu mücadele hattı, yalnızca bugünün sorunlarına yanıt üretmekle sınırlı değildir. Aynı zamanda geleceğin nasıl bir toplum üzerine kurulacağı sorusuna da yanıt verir. Emperyalist savaşların, sömürünün ve baskının hüküm sürdüğü bir dünyada gençliğe sunulan tek gerçek ve kalıcı alternatif sosyalist bir toplumsal düzendir. Sosyalizm, eşitliğin, özgürlüğün ve barışın soyut bir vaat değil, örgütlü bir mücadelenin ürünü olduğunu savunur. Gençliğin yaratıcılığı, dinamizmi ve değiştirici gücü, ancak bu perspektifle birleştiğinde gerçek bir toplumsal dönüşümün önünü açabilir.
Bugün Türkiye’de ve Kürdistan’da gençliğin karşı karşıya olduğu kuşatma derindir. Ancak bu kuşatmanın karşısında, geçmiş mücadele deneyimlerinden beslenen güçlü bir birikim de vardır. Kayyım rejimine karşı direnişten üniversitelerdeki boykotlara, işçi gençliğin grev ve direnişlerinden kadınların ve genç kadınların özgürlük mücadelesine kadar uzanan bu birikim, geleceğin olanaklarını içinde taşımaktadır. Önemli olan, bu parçalı mücadeleleri ortak bir siyasal hatta birleştirmek ve süreklileştirmektir.
Sonuç olarak gençliğin önünde iki yol bulunmaktadır: Ya emperyalizmin, milliyetçiliğin ve sömürünün yarattığı barbarlık düzenine teslim olmak ya da eşitlik, özgürlük ve barış için sosyalizm mücadelesini büyütmek. Emek Gençliği, bu ikinci yolun örgütlü ifadesidir. Gençliği edilgen bir bekleyişe değil; bugünden geleceği kurmaya çağırır. Geleceğimizi geri almanın, savaşa ve yoksulluğa karşı insanca bir yaşamı savunmanın yolu; Emek Gençliği saflarında birleşmekten ve sosyalizm mücadelesini büyütmekten geçmektedir.
(Genç Hayat)Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et