‘En büyük kötülük kayıtsızlıktır’
“Günyüzü”nden bir replik olan başlıktaki söz, Berlinale tartışmalarına da uyuyor. Alman hükümetinin Gazze’ye desteği, sponsorluk ilişkisi ve jürinin sorular karşısındaki sessizliği eleştiri konusu.
Sarı Zarflar filminden bir sahne
Engin Ertan
[email protected]
Yazının başlığı, Banu Sıvacı’nın dünya prömiyeri bu yıl Berlin Film Festivali’nin Forum bölümünde gerçekleşen yeni filmi “Günyüzü”nden bir replik. Bu söz, ilginç şekilde, festival etrafında birkaç yıldır dönen tartışmalara da uyuyor.
Bu yıl 76. kez düzenlenen Berlin Film Festivali bir kez daha talihsizce açıldı. Uluslararası yarışma jürisinin tanıtıldığı basın toplantısında Alman gazeteci Tilo Jung’dan gelen bir soru, 2024’den bu yana devam eden tartışmaları tekrar alevlendirdi: “Berlinale, İran ve Ukrayna halklarına verdiği destekle bilinen bir festival ama aynı desteği asla Filistin’e vermedi. Alman hükümetinin Gazze’deki soykırımı desteklemesi ve Berlinale’nin ana sponsoru olması, insan haklarına dair bu seçici tutum konusunda siz jüri üyeleri ne düşünüyorsunuz?”
Bu soruya ilk yanıt, jüriyle beraber podyumda bulunan festivalin direktörü Tricia Tuttle’dan geldi: “Jüri soruyu cevaplamak istiyor mu? Festivaldeki filmleri de konuşacaktık.” Gazeteci Jung’un “Fakat filmler, biraz önce sizlerin de söylediği gibi, politiktir” eklemesi üzerine, jüri üyelerinden Polonyalı yapımcı Ewa Puszczyńska sözü devralıp bu sorunun muhatabının sinemacılar olmadığını, hatta bu sorunun kendilerine yöneltilmesinin haksızlık olduğunu dile getirdi. Cevabı süresince ısrarla sinemacıların işinin politika yapmamak olduğunu birkaç defa vurgulayan Puszczyńska’nın ardından, jüri başkanı Wim Wenders’in çokça tepki çeken sözleri geldi: “Siyaseti siyasetçiler yapsın. Biz siyasete bulaşmayalım.”
Sanatın politikliği ve aydın sorumluluğu tartışması
Burada ufak bir not düşmekte fayda var. Konu sosyal medyada özetin de özeti bir şekilde ele alınırken, Wenders’in bu sözleri doğrudan Gazze ile ilgili soruya cevaben söylediği, gazeteciyi ve sorusunu bu şekilde susturmaya çalıştığı algısı oluşuyor. Bu yorum jüri toplantısında yaşananları tam anlamıyla yansıtmasa da Wenders’in sözlerinin bir aydın sorumluluğundan çok uzağa düştüğü bir gerçek.
Aydınların etraflarında olup bitene kayıtsız kalmak veya kalmamak seçimi, sanatın ne kadar politik olduğu ya da kişiselin politikliği festivalin uluslararası yarışmasından “Sarı Zarflar”ın temaları arasında.
“Sarı Zarflar”: Politik baskı ve etik sınav
İlker Çatak’ın yönettiği, başrollerini Tansu Biçer ve Özgü Namal’ın üstlendiği film, cuma akşamı bitiminde uzun süre alkışlandığı bir gala gösteriminde seyirciyle buluştu. Siyasi görüşleri nedeniyle devlet kurumlarındaki işlerinden olan tiyatrocu bir çiftin Ankara’dan İstanbul’a taşınması ve ayakta kalma çabasını anlatan film, genelden özele doğru giderek, karakterlerini etik bir tartışmanın içine atıyor.
Aziz ve Derya çiftinin işsizlik ve maddi imkânsızlıklarla sınandığı bu süreç, ilkelerine bağlılıkları konusunda da bir teste dönüşüyor. İlker Çatak, En İyi Uluslararası Film dalında Almanya’ya Oscar adaylığı getiren bir önceki filmi “Öğretmenler Odası”nda olduğu gibi, matematiği iyi kurulmuş bir senaryo ve asla aksamayan bir ritimle ele almış hikâyeyi. Senaryodaki bazı unsurlar, kimi çatışmalar temsil görevini yerine getirmek için biraz fazla göze batıyor belki ama en nihayetinde karşımızdaki daha en başından “Berlin’i Ankara”, “Hamburg’u da İstanbul” olarak kabul etmemizi talep eden, tiyatro sanatı üzerinden performans ve temsili sürekli gündemde tutan bir film. “Sarı Zarflar”ın en önemli artısı ise Tansu Biçer ve Özgü Namal’ın bütün filmi taşıyan performansları.

“Günyüzü”: Taşranın sessizliği ve yüzleşme
Festivaldeki ilk gösterimi yine dün ve tamamen dolu bir salonda gerçekleşen “Günyüzü”ne dönersek, Banu Sıvacı ikinci uzun metrajlı filminde yıllar sonra çocukluğunun geçtiği köye dönen bir kadını merkezine alıyor. Suna, küçük kız kardeşinin aydınlatılamamış ölümüyle ilgili şüphelerini dile getirdikçe, geçmişi eşeledikçe, önce erkek kardeşi sonra da köy halkının tepkisini çekiyor. “Günyüzü” bir açıdan sinemamızda sıklıkla gördüğümüz taşra filmlerinin anti-tezi. Merkezinde güçlü kadın karakterler yer alan, kapalı toplumlarda cinsel şiddete karşı kayıtsızlık ve kol kırılıp yen içinde kalması üzerine bir film. Metin düzleminde Türkiye sinemasındaki taşra filmlerinin eril yapısını kıran “Günyüzü”, teknik yetkinliğini ve özellikle başarılı görüntü yönetimini teslim etmek gerekse de biçim olarak alışılagelmiş kalıpları pek zorlamıyor.
Festivalde sırada yeni Türkiye yapımları var
Önümüzdeki günlerde Berlinale’nin uluslararası yarışmasında Emin Alper imzalı “Kurtuluş”, yan bölümlerinde ise Burak Çevik imzalı “İki Laborantın Yorgun Saatleri” ve Dalya Keleş imzalı “Yerçekimi” isimli kısa filmler seyirciyle buluşacak.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et