12.02.2026 13:59 / Güncelleme: 20:57

Adana’da MESEM ve çocuk işçiliği paneli: 'Çalışma yaşı eğitim adı altında düşürülüyor'

Adana’da gerçekleştirilen “Çocuk İşçiliği ve MESEM” panelinde konuşan eğitimci ve uzmanlar, MESEM’in çocukları erken yaşta çalışma hayatına ittiğini ve çocuk işçiliğini yaygınlaştırdığını vurguladı.

Adana’da MESEM ve çocuk işçiliği paneli: “Çalışma yaşı eğitim adı altında düşürülüyor”

Fotoğraf: Evrensel 

Volkan Pekal
[email protected]


Adana — Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED) Adana Şubesi tarafından düzenlenen “Çocuk İşçiliği ve Mesleki Eğitim Uygulaması (MESEM)” başlıklı panel, Adana Tabip Odası’nda gerçekleştirildi. Oturum başkanlıklarını Andaç Çuhadar ve Hatice Hazar’ın üstlendiği panelde; Dr. Murat Yüksel çocuk işçiliğinin tarihsel ve toplumsal zeminini değerlendirirken, Ali Aslan MESEM uygulamasının güncel sonuçlarını ve etkilerini aktardı. Tugay Bek çocuk işçiliği ve mesleki eğitimin hukuki çerçevesine dikkat çekerken, Adnan Gümüş ise mesleki eğitimin nasıl olması gerektiğine dair önerilerini paylaştı.

“Çocuk işçiliği kapitalizmin yapısal bir sonucu”

Dr. Murat Yüksel, çocuk işçiliğinin kapitalist üretim ilişkilerinin bir sonucu olduğunu belirterek, sermaye birikiminin ucuz emek gücüne dayandığını vurgulayarak çocuk emeğinin sistemin başlangıcından bu yana farklı biçimlerde varlığını sürdürdüğünü söyledi.

Türkiye’de 1980 sonrası neoliberal politikalarla ucuz iş gücüne dayalı modelin güçlendiğini ifade eden Yüksel, geç kapitalistleşmiş ülkelerde rekabet baskısının çocuk işçiliğini artırdığını; son dönemde MESEM uygulamaları ve göçmen emeğiyle bu durumun daha görünür hale geldiğini dile getirdi.

“Bir gün örgün eğitim, çocuklar için işten sonra dinlenme gününe dönüşüyor”

MESEM modeline göre öğrencilerin haftada dört gün işletmede, bir gün okulda bulunduğunu aktaran Eğitim Sen Üyesi Ali Aslan, ağır çalışma şartları nedeni ile o bir günün çocuklar için dinlenme gününe dönüştüğünü anlattı. Programı tamamlayanların ustalık ve usta öğretici belgesi alabildiğini, işyeri açma hakkı kazandığını ancak çoğu öğrencinin iddia edildiği gibi uluslararası firmalarda çalışmayı gerektiren nitelikli bir donanıma ulaşamadığını vurguladı.

MESEM’e kayıt için 14 yaşını doldurmuş olmanın yeterli olduğunu belirten Aslan, bunun 15 yaş altı çocukların çalıştırılmasını yasaklayan İş Kanunu ile çeliştiğini belirterek MEB’in alan ve dal listesi ile Çalışma Bakanlığı’nın “çocuklara uygun işler” listesi arasında uyumsuzluk bulunduğunu, otomotiv gibi ağır ve tehlikeli iş kollarında çocukların çalıştırıldığını ifade etti.

“Çocuk işçiliğinde cezasızlık ve yoksulluk döngüsü”

Avukat Tugay Bek, çocuk işçiliğinin büyüyen bir sorun olduğunu ve artan iş kazalarının bunun göstergesi olduğunu söyledi. Çocukların sertifika için kendi işyerlerini bulmak zorunda kaldığını, sorun yaşadıklarında hem gelirlerini hem belgelerini kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu ifade eden Bek, gece ve hafta sonu çalışmalarının ölümcül kazalara yol açtığını vurguladı.

Çocukların haftada dört gün çalışması gerekirken gece geç saatlerde ve hafta sonlarında da çalıştırıldığını, bunun ölümcül iş kazalarına yol açtığını söyleyen Bek, Urfa’da yaşamını yitiren Muhammed Kendirci örneğini hatırlattı. Adana’da 11 yaşındaki Suriyeli Ahmet Haskiro’nun asansör boşluğunda yaşamını yitirdiği davada da asıl sorumluların yargılanmadığını belirten Bek, sanıklara verilen cezaların hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla sonuçlandığını ve kimsenin hapis yatmadığını belirterek bu durumun fiili bir cezasızlık pratiği yarattığını ifade etti.

Sorunun yalnızca denetim değil, yoksulluk ve sosyal devletin zayıflamasıyla bağlantılı olduğunu dile getirerek, çocukların yalnızca öldüklerinde değil yaşarken de korunması gerektiğini ifade etti.

Prof. Dr. Adnan Gümüş: Eğitim dönüştürücü değilse eğitim değildir

Prof. Dr. Adnan Gümüş, mesleki eğitim politikaları ve MESEM uygulamaları üzerinden Türkiye’de eğitimin yönelimini tartışarak, eğitim sisteminin çocukların özgürleşmesini değil, mevcut toplumsal eşitsizlikleri yeniden ürettiğini söyledi. Gümüş, eğitimin temel amacının “özgürleştirici ve dönüştürücü” olması gerektiğini vurguladı.

“Çocuğun kaderini aile belirliyor”

Eğitim başarısının büyük ölçüde ailelerin sosyoekonomik durumuyla bağlantılı olduğunu belirten Gümüş, uluslararası araştırmalara ve TÜİK verilerine atıf yaptı. PISA sonuçlarına göre eğitim başarısının yaklaşık yüzde 68–70’inin anne babanın eğitim ve mesleki durumuyla ilişkili olduğunu ifade eden Gümüş, Türkiye’de bu oranın daha da yüksek olabileceğini söyledi.

TÜİK verilerini örnek gösteren Gümüş, babası ortaöğretim altı eğitim düzeyine sahip olan bir çocuğun yükseköğretime devam etme oranının yüzde 27 civarında kaldığını; buna karşılık babası yükseköğretim mezunu olan çocuklarda bu oranın yüzde 80’lere çıktığını belirtti. “Eğitimde bir miras aktarımı var” diyen Gümüş, MESEM’e yönlendirilen çocukların büyük ölçüde yoksul ve emekçi ailelerden geldiğine dikkat çekti.

“MESEM öğrencisi fiilen işçi”

MESEM kapsamındaki öğrencilerin resmi söylemde “öğrenci” olarak tanımlandığını ancak SGK kayıtlarında 4A kapsamında çalışan olarak göründüğünü belirten Gümüş, bu durumun çelişki yarattığını söyledi. TÜİK’in de bu çocukları istihdam verileri içinde değerlendirdiğini ifade eden Gümüş, “Bu çocuklar fiilen bir işverene bağlı çalışan statüsünde” dedi.

Gümüş’e göre MESEM modeli, çocuklara yeni bilgi ve beceri kazandıran bir eğitim sürecinden çok, erken yaşta işgücüne katılımı ve rutin işlere uyumu teşvik eden bir yapı sunuyor.

“Eğitim olumlu ve dönüştürücü olmak zorundadır”

Eğitim ile öğretim arasındaki farkı vurgulayan Gümüş, “Öğretim olumlu ya da olumsuz olabilir ama eğitim kavramı gereği olumlu ve dönüştürücü olmak zorundadır” dedi. Eğitim sürecinin bilgi, beceri ve duyarlılık kazandırması; bireyi özgürleştirmesi gerektiğini belirten Gümüş, yalnızca rutin iş tekrarına dayalı sistemlerin eğitim olarak tanımlanamayacağını söyledi.

“Yeni bir şey kazandırmıyorsanız eğitim yoktur” diyen Gümüş, çıraklık sisteminde çocukların kısa sürede rutin işlere sıkıştığını ve gelişim alanlarının daraldığını dile getirdi.

“Rıza mekanizmaları eğitim üzerinden kuruluyor”

Konuşmasında Antonio Gramsci’nin “rıza üretimi” ve hegemonya kavramlarına da değinen Gümüş, modern toplumlarda yönetimin yalnızca zor yoluyla değil, rıza mekanizmalarıyla sürdürüldüğünü belirtti. Eğitimin bu rıza üretiminde temel araçlardan biri haline geldiğini ifade eden Gümüş, “Toplumun geriye düşmesine rıza göstermesi için ideolojik mekanizmalar devreye sokuluyor” dedi.

Gümüş, hem alt sınıfların sisteme uyum sağlamak zorunda bırakıldığını hem de üst sınıfların sürekli kontrol ve tehdit algısıyla kendi yaşamlarını daralttığını belirterek, bu durumu “karşıtına dönüşme” kavramıyla açıkladı.

“Eğitim özgür yurttaş yetiştirmelidir”

Eğitimin üç temel üstün yararı gözetmesi gerektiğini söyleyen Gümüş, bunları şöyle sıraladı, “Çocuğun üstün yararı: Potansiyelinin en üst düzeyde geliştirilmesi. Toplumun üstün yararı: Demokratik, katılımcı bir toplumun inşası. Doğanın üstün yararı: Doğayla uyumlu ve sürdürülebilir bir yaşam” Antik Yunan’dan günümüze eğitimin özgür yurttaş yetiştirme amacı taşıdığını belirten Gümüş, bilim, sanat, felsefe ve toplumsal etkinliklerin bütünlüklü bir eğitim anlayışı içinde ele alınması gerektiğini söyledi.

“Mesleki eğitim genel eğitimin yerine geçmemeli”

Almanya’daki “dual sistem” örneklerine de değinen Gümüş, bazı eyaletlerde okul türleri arasındaki ayrımın azaltıldığını ve çocukların erken yaşta yönlendirilmesinin tartışıldığını aktardı. Türkiye’de ise mesleki teknik eğitimin giderek yaygınlaştırıldığını ifade eden Gümüş, mesleki eğitimin genel eğitimin yerine ikame edilmesine karşı çıktı.

Çözüm olarak tüm çocukların benzer ve bütünlüklü okullarda eğitim görmesi gerektiğini savunan Gümüş, haftanın bir gününün “yaşam etkinlikleri”ne ayrılabileceğini; sanat, spor, teknoloji ve toplumsal çalışmaların eğitimin ayrılmaz parçası haline getirilmesi gerektiğini söyledi.

“Eğitim geriye düşme değil, ilerleme alanı olmalı”

Konuşmasını “Eğitim geriye düşme midir?” sorusuyla tamamlayan Gümüş, toplumun gerilemesine rıza gösterilmemesi gerektiğini belirtti. Eğitimin bireyi özgürleştiren, dönüştüren ve demokratik bir toplum inşa eden bir alan olması gerektiğini vurgulayan Gümüş, mevcut uygulamaların bu perspektifle yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu.

Prof. Dr. Ali Kocabaş: Çocuk işçiliği ciddi bir sağlık sorunudur

Prof. Dr. Ali Kocabaş, sağlığın doğulan ve büyünülen toplumsal koşullarla belirlendiğini, özellikle çocukluk döneminde yoksulluk ve ağır yaşam şartlarının hem genetik işleyişi (epigenetik) hem de hastalık riskini etkilediğini söyledi.

Çocuk işçiliğinin sağlığı üç alanda (fiziksel, ruhsal ve zihinsel) bozduğunu ifade etti. Çalışan çocuklarda büyüme geriliği, daha kısa boy ve düşük kilo görüldüğünü dile getiren Kocabaş, “İnce deri ve hızlı solunum nedeniyle toz, kimyasal ve ağır metallere daha fazla maruz kalıyorlar; bu da akciğer ve hormon sistemini olumsuz etkiliyor” dedi.

Çocuk işçiliğin neden olduğu ruhsal sorunlara da dikkat çeken Kocabaş, anksiyete, depresyon riski, düşük özgüven ve akran sorunları daha yaygın olduğunu söyledi. Çocuklarda deneyim eksikliği ve gelişimsel yetersizliklerin iş kazası riskini artırdığına dikkat çeken Kocabaş, çocuk işçiliğinin yalnızca ekonomik değil, doğrudan bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirterek, çocukların sağlıklı ve güvenli koşullarda büyümesi gerektiğini vurguladı.

“Mesleki eğitim gelişmiş ülkelerde; devlet, sendika ve meslek odaları denetimi altında”

Eski Makine Mühendisleri Odası Başkanı Ümit Galip Uncu, gelişmiş ülkelerde mesleki eğitimin; devlet, sendika ve meslek odalarının ortak denetimi altında yürütüldüğünü ifade etti. Çocukların ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmadığını, yalnızca akredite edilmiş işletmelerde eğitim alabildiğini aktaran Uncu, “Bu akreditasyon süreci ise oldukça sıkı kriterlere bağlı. Ayrıca sadece öğrenciler değil, eğitici ustalar da iş güvenliği ve pedagojik yeterlilik açısından belirli standartları karşılamak zorunda” dedi. Gerçek bir sigorta sistemi bulunduğunu belirten Uncu, iş kazalarının tamamen ortadan kalkmadığını ancak kazalar sonrasında yürütülen hukuki ve sigortacılık süreçlerinin sistemi sürekli iyileştirdiğini ifade etti. Uncu, Türkiye’de ise denetimlerin ve sigorta mekanizmalarının yeterince etkin işlemediğini dile getirdi.

“Mesleki eğitimin varlığı değil, nasıl uygulanacağı tartışılmalı”

Uncu, Türkiye’de çırak ve genç işçiler için özel risk analizlerinin yapılmadığını, oysa gelişmiş ülkelerde gençlere özgü ayrıntılı değerlendirmelerin zorunlu olduğunu söyledi. Bazı ülkelerde tehlikeli makinelerin 18 yaş altına yasaklandığını ve koruyucu donanımın sıkı denetlendiğini ifade eden Uncu, Türkiye’de ise birçok konunun işletmenin inisiyatifine bırakıldığını ifade etti.

Türkiye’nin sanayiye ihtiyaç duyduğunu kabul etmekle birlikte, bunun bilimsel ilke ve güvencelerle yürütülmesi gerektiğini belirterek, “Genç işçi küçük yetişkin değildir” dedi. Tartışmanın mesleki eğitimin varlığı değil, nasıl ve hangi güvencelerle uygulanacağı üzerine kurulması gerektiğini ifade etti.

Veliler ve öğrenciler de sürece dahil edilmeli

Eğitim Sen üyesi ve meslek lisesi öğretmeni Süleyman Kavuncu, sistemin yalnızca yukarıdan dayatılan bir yapı değil; ekonomik koşullar nedeniyle veliler ve öğrencilerin de MESEM’e yöneldiğini ifade etti. Özellikle dar gelirli aileler için öğrencilerin aldığı ücret önemli bir gelir kaynağı olarak görüldüğünü dile getiren Kavuncu, meselenin yalnızca eğitim politikası değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal bir sorun olduğunu vurgulayarak sorunun çözümü için yalnızca eğitimcilerin değil, velilerin ve öğrencilerin de sürece dahil edilmesi gerektiğini ifade etti.

“Genç işçi kuşağı eğitimin dışına itiliyor”

Eğitim Sen Üyesi Aydın Tan, ortaokul mezunu öğrencilerin yaklaşık yüzde 80’inin okuma yazma becerilerinin yetersiz olduğunu, yüzde 20’sinin ise alfabeyi dahi tanımadığını ifade etti. Bu durumun, mesleki eğitim merkezlerinin adeta eğitimin “enkazını” topladığı yerler haline geldiğini gösterdiğini dile getiren Tan, “Ona göre burada yalnızca mesleki eğitim değil, aynı zamanda eğitimin genel çöküşünün sonuçları da görünür hale geliyor. Sistemde okul, iş yeri ve veli arasında bir sözleşme bulunsa da iş yerini bulma sorumluluğu çocuğa bırakılıyor. Öğrenci, kendi bulduğu iş yerinden aldığı belgeyle okula kayıt yaptırmak zorunda kalıyor. İş yerinde zorbalık ya da kötü muamele yaşandığında öğretmenler ‘gitme’ dese de çocuk 15 gün içinde yeni bir iş bulamazsa kaydı siliniyor. Bu durum, çocuğu işveren karşısında tamamen güvencesiz bırakıyor”

Sınıfsal bir sorun

Tan da meselenin sınıfsal yönüne dikkat çekerek, mesleki eğitim merkezleri üzerinden genç işçi kuşağının nitelikli ve eleştirel bir eğitimden uzaklaştırıldığını, bunun da uzun vadede işçi sınıfının bilinçli bir şekilde eğitimsizleştirilmesine yol açtığını ifade etti.

Edebiyattan bugüne uzanan gerçek

Dr. Öğr. Üyesi Bedri Aydoğan, çocuk işçiliğinin tarihsel bir süreklilik taşıdığını belirterek Orhan Kemal’in 1942 tarihli “Ekmek Kavgası” kitabındaki bir öyküye dikkat çekti. Öyküde, hafta tatilinde dahi çalıştırılan 14–16 yaş arası çocukların ağır ve sağlıksız koşullarda üretime zorlandığı anlatılıyor.

Merkezdeki Sami karakteri, işten atılma ve ailesinin geçim kaygısı nedeniyle mesaiyi reddedemiyor. Aydoğan’a göre bu anlatı bugün de geçerliliğini koruyor: Çocuk işçiliğinin temelinde bireysel tercihler değil, yoksulluk ve çocukları çalışmaya iten toplumsal koşullar bulunuyor. 

12.02.2026 15:24

DEM Parti, DBP ve sol sosyalist partilerden ESP'ye dayanışma ziyareti

DEM Parti, DBP, HDK ve çeşitli sol-sosyalist parti temsilcileri, 22 ilde 81 kişinin gözaltına alındığı operasyonların ardından ESP’yi ziyaret etti.

DEM Parti, DBP ve sol sosyalist partilerden ESP'ye dayanışma ziyareti

Fotoğraf: MA

12.02.2026 13:36 / Güncelleme: 20:40

Akın Gürlek'in yemin töreninde darbedilen CHP Milletvekili Mahmut Tanal: Kürsüyü işgal haline getiren AKP oldu

Akın Gürlek'in dün Mecliste yapılan yemin töreninde çıkan kavgada yaralanan CHP Milletvekili Mahmut Tanal, olayın perde arkasına dair açıklama yaptı. Gerilimin planlı olduğunu savunan Tanal, "Kürsüyü işgal haline getiren AKP oldu" dedi.

Akın Gürlek'in yemin töreninde darbedilen CHP Milletvekili Mahmut Tanal: Kürsüyü işgal haline getiren AKP oldu Mahmut Tanal'ın darbedildiği ana ait ekran görüntüsü
12.02.2026 12:56

Akın Gürlek ilk HSK toplantısını yaptı: 'Liyakati sürdüreceğiz'

Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Adalet Bakanlığına getirilen Akın Gürlek, CHP'nin kendisini 4 kez şikayet ettiği Hakimler ve Savcılar Kurulunun (HSK) toplantısına başkan sıfatıyla katıldı.

Akın Gürlek ilk HSK toplantısını yaptı: "Liyakati sürdüreceğiz" Fotoğraf: Adalet Bakanlığı

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!