Sol hedefte, sağ yükselişte
Avrupa’nın Gündemi’nde bu hafta Fransa’da “aşırı sol” olarak damgalanan Boyun Eğmeyen Fransa Partisine (LFI) yönelik saldırılar, İngiltere’de aşırı sağın yükselişi ve Almanya’da saldırıya uğrayan demiryolu emekçisi nedeniyle başlayan tartışmalar var
Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) hareketi (Fotoğraf: @JLMelenchon/X)
Fransa’da savaş karşıtlığı, sosyal adalet ve halkçı muhalefetin güçlü temsilcilerinden biri ve son seçimlerden birinci çıkan Yeni Halk Cephesinin (NFP) ana bileşeni olan Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) Partisi, uzun zamandır sistematik bir saldırı dalgasının hedefindeydi. Gelinen noktada iktidar, bu saldırıları yeni bir aşamaya taşıdı. İçişleri bakanlığı bir genelge ile LFI’yi “aşırı sol” olarak sınıflandırdı. Böylece “aşırı sağ” Ulusal Birlik (RN) ile LFI aynı kefeye konulmak isteniyor. Humanite gazetesinin aktardığına göre, iktidarın bu hamlesi yalnızca LFI’yi yıpratmayı değil, mayıs yerel seçimleri öncesinde halkçı muhalefeti itibarsızlaştırmayı ve siyasal alanı daraltmayı hedefliyor.
İngiltere’de, Guardian’daki yazısında George Monbiot, aşırı sağın yükselişini sadece aşırı sağcı Reform Partisiyle değil, doğrudan İşçi Partisinin siyasi tercihleriyle bağlayarak tartışıyor. Meseleyi liderlerin kişisel hatalarından ziyade, bilerek korunup sürdürülmüş adaletsiz bir seçim sistemi üzerinden okuyor ve “oyların bölünmesi” söyleminin nasıl bir korku siyasetine dönüştüğünü anlatıyor.
Almanya’da iki çocuk babası bir tren kontrolörü görevi başında saldırıya uğrayarak öldürüldü. Alman Polis Sendikası (GdP), demir yolu güvenliğine atanan federal polis memurlarının sayısının artırılmasını talep ediyor. Demir yolu sendikaları ise personel eksikliğini eleştiriyor.
Seçime müdahale: Bakanlık LFI’yi ‘aşırı sol’ olarak sınıflandırdı
Emilio Meslet
Humanite/Fransa
İçişleri Bakanlığı bir genelgeyle idari aracı kullanarak Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) ile siyasi hesaplaşmaya girişti. LFI artık “sol” değil, “aşırı sol” olarak sınıflandırılıyor. Amaç, Jean-Luc Mélenchon’un hareketi ile (aşırı sağcı) Ulusal Birlik’i (RN) aynı kefeye koymak.
LFI’ye yönelik şeytanlaştırma girişimleri sürüyor. Bu kez, yaklaşan belediye seçimleri öncesinde siyasi hesaplaşma için idari araçlar devreye sokuldu. Jean-Luc Mélenchon’un kurduğu hareket, seçimlerden sorumlu İçişleri Bakanlığının yayımladığı bir genelgeyle “aşırı sol” olarak sınıflandırıldı. Macroncu söylemde sıkça başvurulan “uçları eşitleme”nin keyfi bir örneği: Beauvau ve Danıştay tarafından şimdiye kadar “sol” olarak sınıflandırılan LFI ile, başından beri “aşırı sağ” olarak kategorize edilen Ulusal Birlik’in karşı karşıya konulması…
Programı 1981’de François Mitterrand’ınkinden daha radikal olmayan bir siyasi oluşumun “aşırı sol” sayılması zor inanılır. Ama oldu… Bu nedenle Milletvekili Hadrien Clouet, durumu “McCarthycilik” olarak nitelendirdi. Clouet, İçişleri Bakanı Laurent Nuñez’i hedef alarak, onun “Danıştayı, tarihçileri ve oy birliği içindeki hukukçuları yalanladığını” söyledi.
Jean-Luc Mélenchon’a göre bu karar, “Trumpvari”, “muz cumhuriyetine yakışır” nitelikte ve “Seçim kamu düzenini bozuyor”. LFI, PCF, Ekolojistler ve Sosyalist Parti ile birlikte, son seçimlerde olduğu gibi “sol” sınıflandırmasını korumak için Danıştaya başvurdu. “Stratejimiz ve programımızın yönelimleri değişmedi” diyen Hareketin Koordinatörü Manuel Bompard, şunları ekledi: “Biz yurttaş devriminden yanayız; yani sandık yoluyla iktidarın kazanılması ve kopuş programının hayata geçirilmesi.”
Aşırı sol hareketlerin tersine LFI, cumhurbaşkanlığı dahil seçimlere yalnızca söylemini yaymak için değil, yönetmek için katılıyor. Kendilerini bu şekilde tanımlayan Lutte Ouvrière ya da NPA ise, bu sınıflandırma tartışılmaksızın “aşırı sol” olarak kabul ediliyor.
İçişleri Bakanlığı, bu sınıflandırma değişikliğine hangi ölçütlerle gittiğine dair Humanite’nin sorularını yanıtsız bıraktı.
“Komünist olduğunuzda dışlanmanın, ‘yabancıların partisi’ diye damgalanmanın ne demek olduğunu bilirsiniz. Bu LFI’dan önce de yaşandı, belki sonra da yaşanacak” diyen Fransa Komünist Partili ‘GDR Grubunun (Demokratik ve Cumhuriyetçi Sol Grup) Başkanı Stéphane Peu, bunun “Cumhuriyetçi cephe döneminde yaşananlara karşı bütünüyle amnezik bir siyasi manevra” olduğunu vurguladı. “LFI’nin de dahil olduğu Yeni Halk Cephesi’nin tüm güçleri olmasaydı, ‘merkez blok’tan pek çok milletvekili seçilemezdi.”
PS (Sosyalist Parti) Milletvekili Arthur Delaporte ise, “UDI gibi sağ partileri merkeze, sol partileri aşırı sola koyuyorlar. Bu, reddettiğim, her şeyden önce siyasi bir eylemdir. LFI ile aynı kamptayız: Soldayız” dedi. Delaporte, buna karşın, 7 Ekim’den bu yana LFI’nin “Kamuoyu tartışmasını radikalleştirmeye katkı sunarak kendini ‘yaklaşılmaz’ kılmaya çalıştığını” da ekledi. Meclisteki Ekolojist ve Sosyal Grup’un sözcüsü Benjamin Lucas’a göre ise Laurent Nuñez, “Aşırı sağın sıradanlaştırılmasının hevesli bir savunucusu ve -radikal olsa bile- solun cumhuriyetçi tarihini zayıf bilen biri.”
LFI’nin başvurusu üzerine Danıştay önceki içtihatlarına sadık kalacak mı? 2024’te RN, “aşırı sağ” sınıflandırmasına itiraz etmiş, ancak en yüksek yargı organı bu talebi reddederek dönemin genelgesinin “Seçimin dürüstlüğü ilkesini ihlal etmediğini” belirtmişti. Aynı kararda, LFI’nin sola aidiyeti de açıkça hatırlatılmıştı.
Çeviren: Ali Rıza Yıldırım
Reform Partisi Westminster’da iktidara gelirse, bunun nedeni İşçi Partisinin korkaklığı olacaktır
George Monbiot
Guardian/İngiltere
İşçi Partisinin yaklaşan ara seçimlerde veya başka herhangi bir zamanda “Oyların bölünmesi” hakkında tek kelime daha etmesine izin vermeyin. Oransal temsil sistemi ile kimse bir daha oyların bölünmesinden endişe duymak zorunda kalmayacak. Kimse daha büyük kötülüğü uzak tutmak için daha küçük kötülüğü seçmek zorunda kalmayacak. Gerçekten istediğimiz partilere oy verebileceğiz. Ancak İşçi Partisi hükümeti bunu duymak istemiyor. Adil olmayan, saçma sapan çoğunluk sistemi devam etsin diye ısrar ediyor, sonra da olası sonuçlar için bizi suçluyor.
Bunun nedeni goreceli temsil sisteminin popüler olmaması değil, tam tersine. Geçen yıl yapılan İngiliz sosyal tutumlar anketi, halkın yüzde 36’sının seçim sisteminin olduğu gibi kalmasını istediğini, yüzde 60’ının ise değiştirilmesini istediğini gösterdi. Ancak nasıl oy kullanacağımız konusunda oy kullanmamıza izin verilmediğinden, karar yozlaşmış eski sistemin yararlandığı kişilerin elinde kalıyor.
2022’de İşçi Partisi Konferansı oransal temsil sistemini kabul etti. 2024’ün sonunda, İşçi Partisi milletvekillerinin çoğunluğu da dahil olmak üzere milletvekillerinin çoğunluğu aynı kararı aldı. Keir Starmer, parti lideri olmak için yarışırken, mevcut sistemin ne kadar adaletsiz olduğunu vurguladı. Ancak seçildiği andan itibaren, sistemi değiştirmeye yönelik her türlü girişimi reddetti.
Neden? Tam da kendisinin vurguladığı nedenden ötürü: Sistem adaletsiz. Çoğunluk sistemi, iki geleneksel iktidar partisinin bizi tehdit ve ikna etmesine, onları desteklemezsek oyların bölüneceği uyarısında bulunmasına olanak tanıyor. Oyların bölünmesi argümanı, sistemin bir sonucu değil. Sistemin amacı bu.
Ancak şimdi, eski ittifaklar parçalanırken, çoğunluk sistemi farklı bir etki yaratıyor. Ekim ayında yapılan bir analiz, Reform UK’nin sadece yüzde 27 oy ile (geçen yılki anketlerin ortalamasına yakın) yüzde 48 sandalye kazanacağını ve küçük bir koalisyon ortağıyla iktidara gelebileceğini ortaya koydu. Reform UK bir sonraki hükümeti kurarsa, bunun tek bir nedeni olacaktır: Seçim sistemimiz.

Peki, Starmer’ın hükümeti neden bu sistemi korumakta bu kadar kararlı? Son seçimlerden önce bunun nedeni açıktı. 2024’te İşçi Partisi oyların sadece yüzde 33.7’sini aldı: İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana genel seçimleri kazanan partiler arasında en düşük oy oranı. Yine de parlamentodaki koltukların yüzde 63’ünü aldı: Büyük bir çoğunluk.
Ancak şimdi nedeni değişti. Starmer’ın Merdas dokunuşu sayesinde, 174 sandalyelik çoğunluğun (son derece adaletsiz olsa da) altın fırsatı büyük bir pislik yığınına dönüştü ve İşçi Partisi bir sonraki seçimi kazanma ihtimalinin çok düşük olduğunu biliyor. Ancak şunu da biliyor: Orantılı temsil sisteminde, neredeyse tamamen ortadan kalkacak.
Mayıs ayında Galler’de Senedd seçimleri öncesinde yapılan kamuoyu yoklamalarında da bunu görüyoruz. Bu seçimler, “kapalı oransal liste sistemi” adı verilen yeni ve çok daha adil bir oy verme yapısı altında gerçekleştirilecek. Koltuk sayısı, oy sayısını oldukça doğru bir şekilde yansıtacak. Bundan ne öğreniyoruz? İşçi Partisinin bir asırdır neredeyse tekelinde olduğu Cymru’da, mevcut eğilimlere göre, koltukların yaklaşık yüzde10’unu alacağı. Başka bir deyişle, dış karanlığa atılacak.
Ancak mevcut sistemde, 2029’daki genel seçimlerde İşçi Partisi, çabalarını belirli seçim bölgelerine yöneltebilir ve toplam oyların çok küçük bir payına rağmen, saygın bir azınlık olarak ortaya çıkabilir. Resmi muhalefet olabilir. Hatta bir koalisyon kurabilir ve bir süre hükümeti ayakta tutabilir. Diğer bir deyişle, adil bir sistem ile adaletsiz bir sistem arasındaki fark, İşçi Partisinin Kuiper Kuşağı’na atılması ile İşçi Partisinin ciddi bir oyuncu olarak görünmeye devam etmesi arasındaki farktır.
Mevcut eğilimlere göre, Reform UK’nin orantılı temsil sistemine göre genel seçimleri kazanması mümkün değildir. Son seçimler bu parti aleyhine haksız bir şekilde eğilimliydi: Yüzde14.3 oy almasına rağmen sadece beş sandalye kazandı. Nigel Farage bu durumdan acı bir şekilde şikayet etti. Şimdi ise fikrini değiştirmiştir. Geçen yıl, “Çoğunluk sistemi düşmanınız olabilir, ancak bir tersine dönüş noktası gelir ve o noktada dostunuz olur” demiştir.
İşte gerçek korku gösterisi böyle başlıyor: Reform UK, İşçi Partisinin 2024’te aldığı oy oranından daha da düşük bir oy oranıyla göreve geliyor. Birleşik Krallık’ın son seçimlerin sonuçlarından sonra yönetilemez hale gelmemesinin tek nedeni, Keir Starmer’ın hükümetinin çok belirsiz ve çok sıkıcı olmasıdır. Onun birçok çalışmasından nefret ediyor olabiliriz, ama başkenti işgal edecek, vergilerimizi ödemeyi reddedecek, genel grev yapacak veya iradeleri engellenen ülkelerdeki insanların kullandığı diğer taktikleri kullanacak kadar şiddetli değil.
Ancak Farage’ın aşırı ve bölücü partisi benzer bir oy oranıyla kazanırsa, tepki bu kadar sessiz kalmayacaktır. Kendimizi, halkın büyük çoğunluğunun Reform UK hükümeti altında yaşamayı kesinlikle istemediği, bunu engellemek için oy kullandığı, ancak yine de öyle bir durumda kaldığı bir ülkede buluruz. Böyle bir durum olursa, bunun tüm sorumluluğu bu İşçi Partisi hükümetine ve seçim sistemini değiştirmek istememesine ait olacaktır. “Parti değil ülke önce gelir” lafı buraya kadarmış.
Ama neyse: Bu korkunç ihtimal, mevcut hükümete bize karşı bir koz sağlıyor. Mevcut sistemi kullanarak, İşçi Partisine oy vermezsek Farage’ın iktidara geleceği tehdidinde bulunabilir. Panik içinde, bu tehdidi gerçek kılanın bu sistem olduğunu, sadece bu sistem olduğunu unutabiliriz. Gorton ve Denton ara seçimleri yaklaşırken, İşçi Partisi erkenden bahanelerini hazırlıyor: Reform Partisi kazanırsa, bu “Oyları bölmek”le Yeşillerin suçu olacak. Bize “Sadece İşçi Partisi Reform Partisini yenebilir” diye uyarıyor. Bu doğru değil: bahisçiler şu anda Yeşillerin kazanacağını düşünüyor. Öyleyse, bunun nedeni, İşçi Partisi hayal kırıklığı ve hüsran sunarken, Reform Partisi nefret ve bölünme sunarken, Yeşillerin umut ve ilham sunmasıdır.
İstediğimiz seçim sistemini elde etmenin tek bir yolu var, o da istediğimiz partilere oy vermek. Örgütlenin. Tehditlere karşı koyun. Umutla oy verin. Durumun değiştiğini kabul edin. O zaman belki de bir daha asla iç karartıcı bir seçim yapmak zorunda kalmayız.
Çeviren: Sarya Tunç
Serkan C.’nin ölümü ve Alman demir yollarının maliyet düşürme politikaları
Paul Neumann
Junge Welt/Almanya
Tren kontrolörü olan Serkan C, pazartesi akşamı Hamburg’a giden bölgesel ekspres trende bilet kontrolü sırasında dövüldükten sonra beyin kanaması geçirerek hastanede hayatını kaybetti. 26 yaşındaki şüpheli gözaltında. Şimdi, Alman Polis Sendikası (GdP), demir yolu güvenliğine atanan federal polis memurlarının sayısının artırılmasını talep ediyor. Demir yolu sendikaları ise personel eksikliğini eleştiriyor.

36 yaşındaki bir babanın hayatını kaybettiği şüpheli cinayet, ülke genelinde büyük bir öfkeye neden oldu. Demiryolu ve Ulaşım Sendikası (EVG), çarşamba öğleden sonra tren istasyonlarında ülke çapında bir dakikalık saygı duruşu çağrısında bulundu ve hükümetten demir yolu hatlarında daha fazla güvenlik sağlamasını talep etti.
Özellikle, EVG (Demiryolu ve Ulaşım Sendikası) yıllardır trenlerde iki kat personel bulundurulmasını talep ediyor ve EVG Başkanı Martin Burkert perşembe günü Bayern 2 radyosunda yaptığı açıklamada, “Bu durum önlenebilirdi” dedi.
Personel eksikliği, bölgesel demir yolu yolcu taşımacılığından sorumlu yerel ulaşım otoriteleri ile kendi bölgelerinde bölgesel ve ekspres trenlerin işletmesini düzenleyen DB Regio AG arasında yapılan bir dizi sözleşmeden kaynaklanıyor. Yerel ulaşım otoriteleri kamu ihale makamları olarak hareket ediyor ve ulaşım hizmetlerini finanse ediyor,
Deutsche Bahn AG’nin bir yan kuruluşu olan DB Regio AG ise trenlerin faaliyet yönetiminden sorumlu.
2014 yılında imzalanan bu sözleşmelerin bir kısmı, trenlerdeki personel seviyelerini belirliyordu: Kullanımdaki her ekspres tren için sadece bir kondüktör sağlanıyordu; ek güvenlik personeli sözleşmeyle kararlaştırılmamıştı. DB Regio İşçi Konseyi Başkanı Ralf Damde, yaptığı açıklamada, o zamandan beri trenlerde yeterli personel bulunmamasının Deutsche Bahn’ın “Ucuz iyidir” işletme modelini yansıttığını söyledi: “Çiftler halinde çalışmak tamamen farklı bir deneyim; daha fazla özgürlüğünüz var. Ama bunların hepsi imkansız çünkü müşteri her zaman şöyle diyor: Ne kadar az param varsa, o kadar az harcarım. Her zaman insanların pahasına köşeleri kesiyorlar.”
DB Regio ile bölgesel demir yolu hizmetleri arasındaki maliyet düşürme anlaşmalarından bu yana, DB çalışanlarına yönelik saldırı sayısı, Die Linke/Sol Partinin yaptığı bir araştırmaya göre, yaklaşık 1500’den 2 bin 987’ye (2025) çıkarak neredeyse iki katına çıktı. Ancak Alman Polis Sendikası (GdP), federal ve eyalet hükümetlerinden polis birliklerini artırmalarını talep ediyor: GdP Başkanı Jochen Kopelke, verdiği demeçte, “Demir yolu personeli, yolcular ve polisin endişeleri ışığında, federal hükümet, İçişleri Bakanları Konferansı ve Ulaştırma Bakanları Konferansı ile birlikte derhal önlemleri görüşmeli ve karara bağlamalıdır” dedi.
Kopelke, federal polisin yetki alanına giren demir yolu güvenliği alanında “etkin, güçlü ve esnek” bir şekilde müdahale edebilmek için “eyalet ve federal çevik kuvvet polis teşkilatlarına 14 ek çevik kuvvet birimi” daha kurulmasını istiyor. Pro Bahn yolcu derneğinin Federal Başkanı Detlef Neuß, Alman demir yollarına yönelik taleplerle ilgili olarak şunları söyledi: “Personel maliyetleri ve finansman açısından bunun gerçekten uygulanıp uygulanamayacağı tamamen ayrı bir soru.”
Çeviren: Semra Çelik
(Dış Haberler)Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et