06.02.2026 15:58 / Güncelleme: 17:58

TTB'den 3. yıl deprem raporu: Hızlı inşaat, yavaş iyileşme ve derinleşen kriz

6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen, bölgedeki sağlık, barınma, altyapı ve ruhsal iyilik hali krizi derinleşerek kronikleşti. TTB ile SES’in hazırladığı “3. Yıl Değerlendirme Raporu”, yaşananları “sosyal cinayet” olarak niteliyor

TTB'den 3. yıl deprem raporu: Hızlı inşaat, yavaş iyileşme ve derinleşen kriz

Fotoğraf: Evrensel

Volkan Pekal
[email protected]


Türk Tabipleri Birliği (TTB) Hatay Tabip Odası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nın (SES), TTB Koordinasyon Merkezi’nde Şubat 2023 depremlerinin üçüncü yılında hazırlanan değerlendirme raporunu paylaştı. Raporun özetini paylaşan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konsey Üyesi Dr. Ali Kanatlı, “Sağlık, yalnızca biyolojik sağlığa indirgenemez” diyerek deprem bölgesinde yaşananların “sosyal cinayet” boyutuna vardığını ve hızlı inşaat odaklı politikaların toplumsal sağlığı daha da derinden yaraladığını ifade etti.

Kanatlı, “18. ayda ‘şehir hakkı’, 2. yılda ‘barınma’ başlığıyla dile getirdiğimiz sorunlar, ne yazık ki 3. yılda ‘sosyal cinayet’ olarak raporumuzda yer aldı” dedi ve ekledi, “Engels’in tanımıyla, yaşam için gerekli olanlardan mahrum bırakılan emekçilerin durumu, deprem bölgesi için de geçerli. İnşaatta hayatını kaybedenler, sadece iş kazası mı sayılacak?”

Sağlık sistemi çökmüş durumda:, 1.200 yatak eksik, hastaneler geçici

Rapor, deprem bölgesindeki sağlık sisteminin adeta iflas ettiğini gözler önüne seriyor. Hatay’da yıkılan veya ağır hasarlı hastanelere ait 1.200 yataklık kapasite hâlâ yerine konulamadı. Defne ve Hatay Eğitim ve Araştırma Hastaneleri “geçici hastane” statüsünde hizmet verirken, sık sık gündeme gelen şehir hastanesinin temeli bile atılamadı.

Adıyaman’da ise tek hastane 400 yatakla hizmet veriyor. Kapasite yetersizliği, personel eksikliği ve fiziki imkânsızlıklar nedeniyle sağlık hizmetleri ağır aksak ilerliyor.

Barınma krizi: “Toplu konutlar insanlara yuva olamıyor”

Rapor, barınma sorununun sadece “çatısız kalmak” olmadığını vurguluyor. Konteynır kentlerdeki yaşam koşullarının bağımlılık, şiddet ve suçu artırdığı, kiracılık ve toplu konut süreçlerinin ise aidiyet kaybı ve kalıcı belirsizlik hissini derinleştirdiği belirtiliyor.

Raporda, katılımcıların şu çarpıcı ifadelerine yer veriliyor:

  • “Binalar çok hızlı yapılıyor ama depremzedelerin ödeyeceği fiyat belli değil.”
  • “Toplu konutlar tamamlanıyor ama insanlara yuva olamıyor.”
  • “Konteyner kentler boşaltılıyor ama nereye gidileceği belli değil.”

Kadınlar ve çocuklar en ağır yükü taşıyor

Rapora göre toplumsal cinsiyet eşitsizliği, deprem sonrası dönemde daha da derinleşmiş durumda. Kadınlar, çoklu ve güvencesiz emek, artan bakım yükü ve duygusal sorumlulukları aynı anda taşımak zorunda kaldıklarını belirtiyor. “Güçlü olmak zorunda kalma” hali, kadınların kendi ihtiyaçlarını geri plana itmesine yol açıyor.

Çocuklar ve gençler ise eğitimden kopma, gelecek belirsizliği, konteynır yaşamının getirdiği riskler ve suça sürüklenme tehlikesiyle karşı karşıya. Bir sosyal hizmet çalışanı, “Konteynır kenttekiler çocukları için diyor ki ‘gecenin birinde ikisine kadar eve gelmiyor.’ Yani ev değil ki o eve gelsin” sözleriyle durumu özetliyor.

Sağlık Çalışanları Tükenmiş: “48 Saat yatak bekliyoruz”

Raporun elde ettiği bulgulara göre sağlık emekçileri, kurumsal altyapı yetersizlikleri ve derin tükenmişlik nedeniyle büyük bir kriz yaşıyor. Raporda, acil servislerde yatak bulmanın 48 saati geçtiği, yoğun bakım yetersizliği nedeniyle hastaların hayati risk altında kaldığı vurgulanıyor. Bir hastanede 3-4 başhekim değişir mi? Sürekli düzensizlik var, en büyük sıkıntı.

Sosyal hizmetler çökmüş durumda: “Bizi kimse sormadı”

Sosyal hizmet alanı da çok boyutlu bir krizle karşı karşıya. Sosyal hizmet emekçileri, ikincil travmalar, duyarsızlaşma, tükenme ve ihmal edilme hissi yaşıyor. Bir çalışan, “Kartı basıyoruz. Makine teşekkürler diyor. Bize teşekkür eden tek bir şey var. O da bu makinedir” diyerek hissettiği değersizliği ifade ediyor.

ASM’ler konteynırda, 60 bin kişi birinci basamak sağlık hizmetinden mahrum

Birinci basamak sağlık hizmetlerinin bel kemiği olan Aile Sağlığı Merkezleri’nin (ASM) durumu içler acısı. Yıkılan ASM’lerin yerine yenileri yapılamazken, Adıyaman’da 12 ASM, Hatay’da ise 100’ü aşkın ASM hâlâ konteynırlarda hizmet veriyor. Hatay’da 21 Aile Hekimliği birimi boş durumda; bu da yaklaşık 60 bin kişinin birinci basamak sağlık hizmetinden yararlanamadığı anlamına geliyor.

Ayrıca Hatay’da AMATEM ve TRSM gibi kritik ruh sağlığı birimleri bulunmuyor. Kadın Konukevi, Huzurevi ve Engelli Bakım Merkezleri ise yarı kapasite çalışıyor.

“Makyajlanmış kentler” ve gerçekler

TTB Merkez Konsey Üyesi Ali Kanatlı, deprem bölgesindeki “makyajlanmış kentler” eleştirisini yineledi: “Her şey yolundaymış gibi bir yansıma medyada yer buldu. Oysa elektrikler 3 gün gidiyor, sular kesiliyor, toz hayatı zehir ediyor.” Görüşmelerde katılımcılar, “6 Şubat’ta kalmış olma” hissini hâlâ yaşadıklarını, inşaat gürültüsü ve yol bozukluklarının travmayı sürekli tetiklediğini belirtti.

Psikososyal iyilik hali yerine “ayakta kalma mücadelesi”

TTB ve SES’in nitel araştırmasına göre, depremzedeler iyilik halini “mutluluk” üzerinden değil, “ayakta kalabilme, kimseye muhtaç olmama, günü çıkarabilme” üzerinden tanımlıyor. Barınma sorunu kronikleşmiş durumda; konteynır yaşamı şiddet, bağımlılık ve suç riskini artırıyor. Altyapı eksiklikleri, işsizlik, yoksullaşma ve kamusal süreçlerdeki belirsizlik, psikolojik yükü katmerleştiriyor.

Toplumsal ilişkilerde dayanışma yerini bireyselleşmeye, öfkeye ve güven kaybına bıraktı. Kadınlar artan bakım yükü ve güvencesiz emekle mücadele ederken, çocuklar ve gençler eğitimden kopma, erken yaşta çalışma ve psikolojik sorunlarla karşı karşıya.

Sağlık ve sosyal hizmet emekçileri tükenmiş

Sağlık çalışanları derin bir tükenmişlik yaşıyor. Hekim eksikliği, randevu sisteminin çalışmaması, şiddet, mobbing ve idari baskılar hizmet sunumunu neredeyse imkânsız hale getiriyor. Sosyal hizmet çalışanları ise ikincil travmalar ve ağır iş yükü altında çalışıyor.

Çözüm önerileri: Katılım ve demokratik afet yönetimi

Kanatlı, çözümün “hızlı inşaat” değil, “bakış açısının değişmesi” olduğunu vurguladı. Rapor, altyapı, sağlık, sosyal hizmet, emekçi hakları ve eğitim alanlarında bütüncül politikalar öneriyor. Tüm süreçlerde demokratik katılım ve şeffaflık talebi öne çıkıyor. Konut sorununun çözümü için hak temelli, ücretsiz konut politikası öneriliyor.

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!