TTB ve SES’ten depremin üçüncü yılında açıklama: Psikososyal yıkım derinleşiyor
TTB ve SES’in deprem raporuna göre, 6 Şubat’ın üçüncü yılında barınma ve sağlık sorunları sürerken psikososyal yıkım derinleşiyor. “Hızlı inşaat toplumsal sağlığı yok sayıyor, kriz kronikleşiyor” uyarısı yapıldı.
Fotoğraf: Evrensel
Eylem Nazlıer
[email protected]
Türk Tabipleri Birliği (TTB), İstanbul Tabip Odası ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), 6 Şubat 2023 depremlerinin üçüncü yılı dolayısıyla İstanbul’da basın toplantısı düzenledi. Sağlık emekçileri, “Psikososyal İyilik Hali” başlığıyla yürüttükleri 6 Şubat 2023 Depremleri 3. Yıl Değerlendirme Raporunu kamuoyuna sundu. Nitel saha araştırmalarına dayanan rapor, depremin üçüncü yılında psikososyal etkilerin azalmadığını, aksine birçok alanda kronikleştiğini ortaya koydu.
Toplantıda, depremlerin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen barınma, sağlık ve sosyal hizmetler alanında yaşanan sorunların kalıcılaştığına dikkat çekilerek, “Hızlı inşaat anlayışı toplumsal sağlığı yok sayıyor, sosyal cinayetler sürüyor” uyarısı yapıldı.
Basın toplantısına TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip, TTB Afetlerde Sağlık Hizmetleri Yönetimi Akademisi Eşgüdüm Kurulu Üyesi Prof. Dr. Raşit Tükel, İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu, SES Eş Genel Başkanı Nazan Karacabey ve SES Şişli Şube Eş Başkanı Fadime Kavak Sevim katıldı.
Sorunlar giderek katmerleşiyor
TTB ve SES tarafından hazırlanan Şubat 2023 Depremleri 3. Yıl Değerlendirme Raporunda, toplumsal sağlık “şehir hakkı” perspektifiyle ele alındı. Açıklama da, “Tüm yaşananlara rağmen “hızlı inşaat yapma” güdüsünün sonuçlarıysa, ne yazık ki 30. ay raporumuzda “sosyal cinayet” olarak yer aldı. Bu fikri takibin kaynağıysa, “sağlık, sadece biyolojik sağlığa, hastalığa indirgenemez” bakış açısıydı” denildi. Saha çalışmalarında yapılan görüşmelerde ise depremzedelerin deneyimlerinin ortak bir “ama”da düğümlendiği ifade edildi.
“Binalar çok hızlı yapılıyor ama depremzedelerin ödeyeceği fiyat belli değil. Toplu konutlar tamamlanıyor ama insanlara yuva olamıyor. Konteyner kentler boşaltılıyor ama nereye gidileceği belli değil. Sağlık kurumları inşa ediliyor ama çalışacak insan bulunamıyor” diyen depremzedelerin sözlerine yer verilen açıklamada, yapılan her adımın sorunları çözmek yerine daha da katmerleştirdiği, derinleştirdiği ve kronikleştirdiği kaydedildi.
Açıklamada, yaşananların depremzedelerin zihninde sürekli yeniden üretildiği, bunun duygusal ve ruhsal yansımalarının ağırlaştığına dikkat çekildi. Deprem bölgesinde hakim olan bu çelişkili ruh halinin temelinde ise, depremzedeler için kalıcı bir yaşam alanı kurmak yerine inşaatı önceleyen ve “kamusunu çoktan kaybetmiş” bir devlet anlayışının bulunduğu vurgulandı.
Sağlık altyapısı hala çökmüş durumda
Raporda deprem bölgesindeki sağlık hizmetlerine dair çarpıcı veriler paylaşıldı:
Hatay’da yıkılan-ağır hasarlı hastanelere ait 1,200 yatağının eksikliği halen giderilememiştir. Defne ve Hatay Eğitim ve Araştırma Hastaneleri geçici hastane statüsünde hizmet vermektedir. Adından sık sık söz edilen şehir hastanesinin ise temeli dahi atılamamıştır.
Adıyaman’da 400 yataklı tek hastane ile hizmet vermektedir. (Kapasite yetersizliği; yatak, kadro, fiziki imkanlar vb.),
Yıkılan ASM’lerin yenisi yapıl(a)mamıştır. Adıyaman’da 12 ASM konteynırda hizmet verirken, Hatay’da 281 Aile Hekiminin görev yaptığı 100’ü aşkın ASM hala konteynerde hizmet vermektedir. 21 boş Aile Hekimliği Birimi bulunmakta, bu da yaklaşık 60 bin nüfusun 1. Basamak sağlık hizmetinden yararlanamadığı anlamına gelmektedir.
Hatay ili genelinde AMATEM, il merkezinde hizmet veren TRSM bulunmamaktadır.
Hatay’da yıkılan Kadın Konukevi, Huzurevi, Engelli Bakım Rehabilitasyon Merkezleri yarım kapasite hizmet vermeye çalışıyor. Yıkılan Defne, Antakya Sosyal Hizmet merkezleri konteynırda, Sosyal Hizmet İl Müdürlüğü ise eski çocuk evleri sitesinde hizmet vermektedir.
İstismar mağduru kız çocuklarının kaldığı Çocuk Destek Merkezi yıkılmış ve hala açılmamıştır.
Deprem geride kalmış bir olay değil
Saha çalışmalarının öne çıkan bulgularına göre, deprem birçok kişi için geçmişte kalmış bir olay olarak değil; hâlâ süren, kapanmayan ve her gün yeniden deneyimlenen bir süreç olarak yaşanıyor. Bireysel görüşmelerde ve odak grup çalışmalarında “deprem geride kalmış bir olgu değildir” tanımı öne çıkarken, etkilerin zaman içinde karşılaştırmalı biçimde değerlendirildiği ifade ediliyor.
İyilik Hali: mutluluktan çok ayakta kalabilme hali
Depremin üçüncü yılında “iyilik halini” mutluluk ya da huzur gibi bireysel duygular üzerinden değil; ayakta kalabilme, kimseye muhtaç olmama, günü çıkarabilme ve geleceğe dair kaygıyı yönetebilme üzerinden tanımlıyor. Bu durum, ruh sağlığının barınma, geçim, sağlık ve kamusal süreçlerle doğrudan ilişkili olduğunu gösteriyor. Odak grup görüşmelerindeyse iyilik hali; gündelik yaşamın yeniden inşası, temel ihtiyaçların karşılanması, güvenlik, barınma ve mesleki-sosyal koşullar çerçevesinde ele alınıyor. “İyi olma kelimesini unutalı çok oldu aslında…”
“6 Şubat’ta kalmış olma” hali
Görüşmelerde sıkça dile getirilen bir diğer durum ise “6 Şubat’ta kalmış olma” hali. Kamyon sesleri, inşaat gürültüsü ve bozuk yollar gibi çevresel uyaranların deprem anını sürekli hatırlattığı ifade ediliyor. Bu durum, afetin yalnızca zihinsel değil; bedensel, duyusal ve mekânsal olarak yeniden üretilen bir deneyime dönüştüğünü ortaya koyuyor.
Kronikleşen altyapı ve barınma sorunları
Rapora göre deprem bölgesinde altyapı yetersizlikleri, kamu hizmetlerindeki aksaklıklar ve barınma krizi, psikososyal iyilik halini tehdit eden başlıca unsurlar arasında yer alıyor. Konteyner yaşamı; aidiyet kaybı, sıkışmışlık ve belirsizlik hissini derinleştirirken, devam eden inşaatlar ve altyapı çalışmaları günlük yaşamı zorlaştırıyor.
“Deprem, evlerle birlikte güven duygusunu da sarstı”
Bilgiye erişememe, sık değişen kurallar, karmaşık başvuru süreçleri ve uzun yargılamalar, bireylerde güvensizlik ve yıpranma yaratıyor. Engelliler, bakım verenler ve Dom/Abdal toplulukları gibi gruplar bu süreçlerde kendilerini daha görünmez hissettiklerini ifade ediyor. Odak grup görüşmelerinde yapısal ayrımcılık anlatısı dikkat çekiyor.
Geçim krizi ve mülksüzleşme
Bireysel görüşmelerde geçim sıkıntısı ve yoksullaşma yaygın olarak dile getiriliyor. Artan kira ve gıda fiyatları nedeniyle “hayatın yeniden başa sardığı” ifade edilirken, kamulaştırma ve istimlak süreçleri kırsal alanda mülksüzleşmeye yol açıyor.
Deprem sonrası ilk dönemdeki dayanışma ruhunun zamanla yerini bireyselleşmeye, öfkeye ve güven kaybına bıraktığı görülüyor. Görüşmeler; dayanışmadan bireyselleşmeye geçiş, komşuluk ilişkilerinin zayıflaması, aile içi dinamiklerin değişimi ve toplumsal güvenin aşınması başlıkları altında toplanıyor. Kadınlar, çocuklar ve gençler daha kırılgan.
Kadınlar, artan bakım yükü ve güvencesiz emek koşullarıyla çoklu sorumluluklar üstlenmek zorunda kaldıklarını ifade ediyor. Çocuklar ve gençler açısından ise eğitimden kopma, erken yaşta çalışma, riskli davranışlar ve gelecek belirsizliği öne çıkıyor. Konteyner yaşamının çocuklar için yarattığı riskler özellikle vurgulanıyor.
Sağlık ve sosyal hizmetlerde derin kriz
Raporda, deprem bölgesindeki sağlık sisteminin üçüncü yılında da ciddi bir kriz içinde olduğu belirtiliyor. Uzman hekim eksikliği, randevu ve sevk sorunları, altyapı yetersizlikleri ve sağlık emekçilerinin yaşadığı tükenmişlik öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor. Sosyal hizmet alanında ise hizmetin yardım odaklı ve bağımlılık yaratan bir yapıya dönüşmesi eleştiriliyor.
Direnç, dayanışma ve çözüm önerileri
Tüm olumsuzluklara rağmen, geleneksel sosyal ağlar, meslek dayanışması ve yerel örgütlenmeler toplumun ayakta kalmasını sağlayan başlıca direnç odakları olarak öne çıkıyor. Raporda; altyapı, sağlık yönetimi, sosyal hizmet politikaları, emekçi hakları ve eğitim alanlarında demokratik, katılımcı ve şeffaf politikalar öneriliyor.
‘İyileşme kendiliğinden olmuyor’
Raporda, afet sonrası iyileşmenin zamanla kendiliğinden gerçekleşmediği vurgulanıyor. Psikososyal iyilik halinin ancak barınma, geçim, sağlık, adalet ve toplumsal bağların birlikte ele alındığı bütüncül politikalarla mümkün olabileceği belirtiliyor.
Depremin üçüncü yılına girilirken rapor, toplumsal sağlık açısından “unutmayacağız, affetmeyeceğiz, helalleşmeyeceğiz” vurgusuyla son buldu.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et