Ankara-Riyad yakınlaşmasında BAE karşıtı güvenlik ekseni
Ortaya çıkan tablo, Ankara ve Riyad’ın, bölgesel düzeni devletlerin birliği ve meşru kabul edilen aktörler üzerinden nüfuz tesis edilmesi temelinde yeniden tanımlamaya yöneldiğini gösteriyor.
Fotoğraf: TCCB
Yusuf Ertaş
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ziyaret ve ziyaret sonunda yayımlanan ortak açıklamalar, Ankara-Riyad hattında yalnızca diplomatik bir normalleşmeye değil, savunma ve güvenlik alanlarında daha derin bir stratejik yakınlaşmaya işaret etti. Bu temaslar, özellikle bölgesel kriz dosyalarında yaşanan kırılmaların ardından, iki ülkenin ortak bir güvenlik ve nüfuz hattı inşa etme arayışını daha görünür hale getirdi. Dikkat çekici olan ise bu yakınlaşmanın, Birleşik Arap Emirlikleri ile Suudi Arabistan arasında başta Yemen olmak üzere çeşitli sahalarda derinleşen görüş ayrılıklarının hemen sonrasında ivme kazanmış olması.
Yemen, Sudan ve Somali’de ortak duruş
Yemen meselesinde Ankara ve Riyad’ın ortak vurgusu, ülkenin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğünün korunması yönünde şekilleniyor. Suudi Arabistan, Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Başkanlık Liderlik Konseyini desteklerken; BAE’nin ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyine verdiği açık destek, sahada iki aktör arasında ciddi bir stratejik çatlağa yol açmış durumda. Türkiye’nin de Riyad’la birlikte meşru yönetim ve merkezi otoriteyi esas alan bir çizgi benimsemesi, Ankara-Riyad yakınlaşmasını bu ayrışmanın doğrudan bir uzantısı haline getiriyor.
Ortak açıklamalarda Yemen’i bölmeye yönelik girişimlere ve paralel güç merkezlerine karşı açık bir tutum sergilenmesi, uzun süredir sahada BAE tarafından desteklenen aktörlere yönelik dolaylı fakat açık bir siyasi mesaj niteliği taşıyor. Bu çerçevede Ankara’nın, Suudi Arabistan’ın Yemen sahasında merkezi otoriteyi tahkim etmeye ve siyasi dengeyi kendi liderliği altında yeniden kurmaya yönelik rolüne destek vermesi ve Güney’in tüm bileşenlerini kapsayan kapsamlı bir konferansın Riyad’da düzenlenmesi girişimine sahip çıkması, ‘ayrılıkçı’ senaryolara karşı ortak bir cephe oluşturulduğunu gösteriyor.
Benzer bir karşıtlık Sudan dosyasında da görülüyor. Ortak bildirilerde gayrimeşru ve paralel yapıların reddedilmesi, dış kaynaklı silah akışının engellenmesi ve Sudan’ın vekalet savaşlarının alanına dönüştürülmesine karşı çıkılması, Sudan’da uzun süredir etkin olduğu değerlendirilen BAE merkezli güç projeksiyonuna yönelik örtük bir itiraz olarak okunuyor. Ankara ve Riyad’ın bu dosyada da darbe ile iktidara gelen Egemenlik Konseyi Başkanı Abdülfettah el-Burhan üzerinden ve BAE karşıtı bir güvenlik perspektifinde buluşması, aynı eksen etrafında şekillenen bir iş birliğine işaret ediyor.
Somali başlığında ise tablo daha da netleşiyor. İsrail ile Somali’den tek taraflı bağımsızlığını ilan etmiş olan “Somaliland” arasında ilan edilen karşılıklı tanımanın reddedilmesi ve bu adımın uluslararası hukuka aykırı, ayrılıkçı bir girişim olarak nitelendirilmesi; yalnızca Tel Aviv’e değil, Afrika Boynuzu’ndaki ayrılıkçı projeleri destekleyen bölgesel aktörlere de dolaylı bir mesaj içeriyor.
Yeni bir bölgesel denge arayışı
Bu çerçevede Türkiye-Suudi Arabistan arasındaki savunma ve güvenlik alanlarındaki yakınlaşma, yalnızca teknik iş birliği ya da savunma sanayisi ortaklığı olarak değil; BAE’nin parçalı ve vekil aktörlere dayalı bölgesel güvenlik yaklaşımına karşı, BM tarafından meşru olarak kabul edilen yönetimleri esas alan alternatif bir stratejik hat olarak şekilleniyor. Savunma anlaşmalarının etkinleştirilmesi ve uzun vadeli, teknoloji temelli iş birliklerinin hedeflenmesi, bu hattın kalıcı ve yapısal hale getirilmek istendiğine işaret ediyor.
Ortaya çıkan tablo, Ankara ve Riyad’ın, bölgesel düzeni devletlerin birliği ve meşru kabul edilen aktörler üzerinden nüfuz tesis edilmesi temelinde yeniden tanımlamaya yöneldiğini gösteriyor. Bu yaklaşım, fiili bölünmeleri, ayrılıkçı yapıları ve milisleşmeyi normalleştiren BAE merkezli güvenlik paradigmasıyla açık bir karşıtlık içeriyor.
Sonuç olarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suudi Arabistan ziyaretiyle daha görünür hale gelen Türkiye-Suudi Arabistan savunma ve güvenlik ekseni, yalnızca ikili bir yakınlaşma değil; Yemen merkezli olarak açığa çıkan BAE-Suudi geriliminin ardından şekillenen yeni bir bölgesel denge arayışının da parçası olarak okunuyor.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et